Emperyalizm uzayda yeni fetihlerin peşinde: Artemis II görevinden heyecanlanmak...
Artemis II görevi kapsamında dört astronot 1 Nisan günü ABD’nin Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi’nden uzaya fırlatıldı. ABD’den astronotlar Reid Wiseman, Victor Glover ve Christina Koch ile beraber Kanada’dan Jeremy Hansen fırlatmadan sekiz dakika sonra uzaya çıktı. Astronotları taşıyan Orion uzay aracı dünya çevresinde yörüngeye oturdu. Dünya etrafında yörüngedeyken son sistem kontrolleri ve elle kumanda özellikleri test edildi.
Ay hedefine doğru ilerleyiş
Son kontrollerin ardından Orion’un motorları ateşlenerek Ay yönünde ilerleyişe başlandı. Ay ile dünyamız, uzaydaki başka mesafelerle karşılaştırıldığında çok yakın. Bu mesafe değişken olmakla beraber ortalama 385 bin kilometre seviyesinde. Aslında bu mesafe o kadar büyük ki güneş sistemindeki tüm gezegenler yan yana konabilse bu aralığa neredeyse sığabilmektedir. Dolayısıyla bu aşama görevin en tehlikeli aşaması.
Uzayın derinliklerinde geçirilen 96 saatin ardından Ay’a en yakın yörüngeye ulaşıldı. Orion, uydumuzun çekimine kapılarak yörüngesine girdi. Ay’ın etrafında yörüngesini tamamlarken yeniden motorlarını ateşleyerek dönüş yolculuğuna hazırlandı. Yine yaklaşık 3 gün süren yolculuğun ardından dünya atmosferine girmek için hazırlıklar yapıldı. Fırlatmadan 235 saat sonra Orion atmosfere girdi ve Pasifik Okyanusu’nda belirlenen bölgeye kontrollü iniş yaptı. Mürettebat denizde bekleyen kurtarma ekipleri tarafından gemilere alındı.
Sevineceğiz ama...
Elbette heyecanlanıyoruz. Yer çekimini hiçe sayarak havalanan uzay araçlarındaki insanların heyecanına ortak oluyor, insanoğlunun yeni ufuklara kapı aralamasını önemsiyoruz. Ancak bugün bu dünyada, bu düzende ve emperyalizmin her yönden pervasızca saldırısı altında hayat memat kavgasında yaşadığımızı unutmuyoruz.
Burada belki de Küba Devrimi’nin tarihsel önderi Fidel Castro’dan bir alıntıyla meramımızı daha iyi anlatabiliriz. Sovyetler Birliği tarafından dost ülkelerle birlikte ortaya konan İnterkosmos programı kapsamında uzaya giden kozmonotlar Kübalı Arnaldo Tamayo Méndez ve Sovyet Yuri Romanenko’nun dünyaya dönüşlerinin ardından yapılan törende konuşan Castro emperyalizmin bilimsel alanda gerçekleştirdiği gelişmelerin analizini çok iyi yapıyor.
Bu uyarı boşuna yapılmış bir uyarı değil. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hâlâ insanlığın geleceğinin ABD’ye bağlı olduğunu ve emperyalizmden bu yönde olumlu katkı beklediklerini deklare edenler var. İsmini anmaya gerek olmayan bazı yazarlara göre Trump’tan kurtulacak bir ABD bu alanda çığır açacak ve belirli bir vadede artık uzayda doğan insanlar çoğunluğumuzu oluşturacak. Ay yüzeyine kurulacak üsler bu sürecin başlangıcı olacak, sırayı Mars alacak.
Rüyalardan uyanma zamanı
ABD’ye dair umut beslemek, geleceğini emperyalist merkezle birleştirmek... ABD tüm dünyanın haydutu kesilince, bunu Trump’tan ibaret görmek. Hegemonya rekabeti için dünyayı kasıp kavurmaya hazır ülkenin, Ay’da işbirliği yapacağını düşünmek. ABD’nin ekonomik sistemi, dev şirketlerin istekleri, silah tekellerinin eğilimleri, müesses nizamın asırlık önlemleri yokmuş gibi, “iki Amerika” olduğunu tespit edip, bunlardan birinin Trump gidince ABD’yi temsil edeceğini zannetmek.
Ancak konumuza geri dönelim. Bazı astronotlar/kozmonotlar uzaya çıkınca dünyadan uzaklaşıyor olabilirler fakat gerçekler değişmiyor. Dünyamızda egemen üretim biçimi kapitalizm ve insanın insanı sömürmesine dayanıyor. Alternatif bir üretim biçimi olan sosyalist ekonominin, işçi sınıfı iktidarının olmadığı bir konjonktürdeyiz. Sovyetler Birliği dağılmadan önce hayal bile edilemeyecek gelişmelere sahne oluyor dünya. Emperyalist hiyerarşinin başına getirilen patron bozuntusunun ardına saklanan emperyalist savaş makinesi hiçbir kural tanımadan egemen ülke başkanlarını kaçırıyor, uluslararası sulardaki gemileri vuruyor, bunlara el koyuyor. Kendi koyduğu kuralları çiğneme rekoru kırıyor, Gazze’de yıllarca süren soykırıma ses çıkarmıyor, çıkarlarına uymuyor diye bir ayı aşkın bir süredir İran’a saldırıyor, ilan edilmemiş bir savaşta liderlere suikast düzenliyor, çocukları ve sivilleri katlediyor.
Madem ABD sevdalıları artık dünyada doğmamış insanların olacağı çağlardan bahsediyor, biz de gerçekleşmesi daha muhtemel başka bir senaryodan bahsedelim. Mesafelerin ışık yılıyla ölçüldüğü uzay ortamında, görülebilir yakın gelecekte insanoğlunun güneş sistemi dışına çıkması mümkün değil. Güneş sistemimizde insanoğlunun yaşamasına olanak tanımayacak şekilde sıcak ve soğuk kısımlar çıkarıldığında ortada kalan ve Goldilocks bölgesi olarak adlandırılan yaşanabilir bir bölge var. Olası insan yerleşimine uygun olabilecek seçenekler arasında Mars, Europa ve Titan sayılabilir. Ancak her seçeneğin ayrı olumsuzlukları var. En mümkün gözüken Mars’ta günler neredeyse dünyadakinin aynısı, yerçekimi tolere edilebilir seviyede ancak çok seyrek olan atmosferinde oksijen yok ve hava çok soğuk. Dolayısıyla teoride yerleşime olanak sağlasa da insanlığın geleceği için pek umut vadeden bir açılım değil.
Dolayısıyla çok bilenlerin iddialarının aksine “Dünyayı mahvettik, artık çözüm uzayda” şeklinde özetleyebileceğimiz yaklaşımla kavga etmekten başka çaremiz yok. Yapılması gereken ise kafamızı kaldırıp uzaya bakarak rüya görmek olmasa gerek. Güneş sistemi ve yakın uzayda keşfedebildiğimiz oranda istisna halindeki dünyamız ve canlıların oluşturduğu ekosistem hiçbir şekilde vazgeçilmeyecek kadar değerli. Ona sahip çıkıp yaşatmak ve insanın insanı sömürmediği, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal sistem için kavga etmek daha mantıklı. Dünyanın ezici çoğunluk ülkesinde sosyalist iktidarların olacağı bir çağ, Mars’ta kurulacak bir uzay üssünden çok daha heyecanlandırıcı. Ayrıca bu hiç de hayal değil, uğruna mücadele edilesi bir kavga konusu sadece...
![]() Deklare edilen amaç neydi?Artemis II görev uçuşunun asıl amacı Artemis adı verilen ve Ay üzerinde kalıcı olarak kurulacak üs çalışmasına altyapı oluşturmak. Bu anlamda Artemis II görevi sırasında çeşitli deneyler yapılsa da bunlar görüntüyü kurtarmak için yapılmış şeyler. Asıl amaç en son 1970’lerde yapılmış olan faaliyeti güncel teknolojiye uyarlamak ve muazzam bir kaynak, bilgi, tecrübe ve sanayi altyapısı isteyen Ay yolculuğu projesini yeniden başlatmak. Burada da amaçları dünyada nadir bulunan veya çıkartması pahalı olan madenlere erişerek Çin ile girdikleri rekabette bir adım öne geçmek. |
NASA Ay’a gitmeyi unuttu mu?NASA 1969’daki Apollo 11 görev uçuşuyla başlayarak 1969-1972 yılları arasında Ay’a 6 kez başarılı iniş yaptı; toplam 12 astronot uydumuza indi. Apollo 13 görev sırasında ortaya çıkan sorunlar nedeniyle Ay’a ulaşamadan geri dönmek zorunda kaldı. Ay görevleri bu görev için üretilen muazzam ölçekte Saturn V roketlerini gerektiriyordu. Süreç içinde uzay istasyonlarının tercih edilmesi, teknolojinin gelişmesi, projeye aktarılan bütçenin kısıtlanması, teknik personelin başka mecralara geçmesi, emekli olması ve proje envanterinin etkili bir şekilde arşivlenmemesi nedeniyle süreç içinde Ay projesi geri plana atıldı. Bugün Artemis projesiyle beraber tüm proje gelişen teknoloji ışığında güncellenmekte ve sanayi altyapısı buna göre şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
|
Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.
