Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

1 Mayıs, Sömürü, Sınıftan Kaçış, Grev, NATO, Küba, İBB Davası, Okul Saldırıları, Yapay Zeka

İşçi sınıfının parlayan anları

Ortaklaşa

Yayın Tarihi: 10.05.2026 , 10:53 "0 dakikalık okuma süresi"
1960’lı yıllarda sendikal hakların genişlediği ve aynı zamanda sınıf mücadelesinin keskinleştiği bir dönemde ortaya çıkan işçi eylemleri, grevler ve fabrika işgalleri, hemen sonraki yıllarda Türkiye siyasetini de etkileyen önemli kazanımların elde edilmesine olanak sağladı. Türkiye tarihi açısından işçi sınıfının sahneye çıktığı bu örnekler, bir yazıya sığmayacak kadar zengin
deneyimler sunuyor.

Sanayileşmenin hız kazandığı 1950’li yıllardan itibaren Türkiye işçi sınıfı hem nicel hem de nitel olarak sıçramalı bir gelişim gösterdi. Fabrikalarda, atölyelerde, işyerlerinde güçlü örgütlenme deneyimleri ortaya çıktı, Türkiye İşçi Partisi’ne, DİSK’e uzandı. Keskinleşen sınıf mücadelesine rağmen 1960’lar hâlâ işçi sınıfının varlığının, gücünün tartışıldığı, işçi sınıfının iktidarı alabileceğine şüpheyle yaklaşılan yıllardı. Sömürü düzenine son verebilecek, ülkeyi yönetme gücü taşıyan bir işçi sınıfının olmadığını öne sürenlere yanıt 15-16 Haziran’da geldi. İstanbul-Kocaeli hattındaki fabrikalardan çıkan işçiler, işyerlerini aşıp ülke siyasetine ağırlık koydular. Toplu sözleşme yapma ve grev haklarının kazanılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi tarihsel kazanımlara ek olarak insanca yaşanabilecek bir ülkeyi inşa edecek sınıf, teorik bir doğru olmaktan çıkıp sahnede yerini aldı. 

İşçi sınıfı “var mı yok mu” tartışmaları 15-16 Haziran ile sonlandı. Ancak çok da uzun bir zaman geçmeden, işçi sınıfı hareketini bastırmak üzere yapılmış 12 Eylül Darbesi tersten kanıt olarak sınıf mücadelesi üzerindeki etkisini sürdürmesine rağmen 1990’lı yıllarda işçi sınıfının toplumsal ağırlığının azaldığı, sanayi toplumunun geride kaldığı, yeni toplumsal hareketlerin öne çıktığı tezleri ortaya saçıldı. İşçi sınıfı iktidarının “modası geçmiş”, işçi sınıfı geç bulunmuş, erken kaybedilmişti... 12 Eylül’ün karanlığını 1989 Bahar Eylemleriyle, Zonguldak maden işçilerinin yürüyüşüyle yırtıp atan Türkiye işçi sınıfı, 1990’lara kamu emekçileri örgütlenmesiyle, kol emeği kafa emeği ayrımını çöpe atarak damga vurdu. 

AKP’li yıllarda her şey haraç mezat satılırken SEKA, Erdemir, TÜPRAŞ başta olmak üzere özelleştirmelere karşı irili ufaklı direnişler 2009’da TEKEL işçilerinin direnişiyle zirveye ulaştı, işçi sınıfı güçlü bir şekilde “buradayım” dedi. Sınıf mücadelesinin bastırıldığı, geriletildiği her kesitte, açık ya da örtük sınıf uzlaşmacılığının uzantısı “yoklamalar” devam etti. 2020’lerde ağırlaşan sömürü koşullarının ortaya çıkardığı örgütsüz, dağınık, her tür hakkın budandığı kölelik koşulları “sınıfın artık sınıf olmadığı”na yönelik coşkulu anlatılara alan açıyor. Yapay zekânın da zaten işçi sınıfını bitireceği tezleri diğer yandan akıyor. Türkiye nüfusunun çok büyük bölümünün fiilen işçi olduğu 2026 yılında sınıf “burada” olduğunu ülkenin dört bir yanındaki direnişlerle gösteriyor, ülke siyasetine ağırlık koyacak daha ileri adımların sinyallerini veriyor. 

Fotoğraf: Ali Özgentürk

15-16 Haziran

1960’lı yıllarda sendikal hakların genişlediği ve aynı zamanda sınıf mücadelesinin keskinleştiği bir dönemde ortaya çıkan işçi eylemleri, grevler ve fabrika işgalleri, hemen sonraki yıllarda Türkiye siyasetini de etkileyen önemli kazanımların elde edilmesine olanak sağladı. Türkiye tarihi açısından işçi sınıfının sahneye çıktığı bu örnekler, bir yazıya sığmayacak kadar zengin
deneyimler sunuyor.

‘Bir kürek kaptım, sen misin içeri gitmeyen’

Maden-İş Sendikası Singer işyeri işgaliyle varlığını kabul ettirmişti. Otoriter, baskıcı yönetim anlayışına sahip Amerikalı Roxbourg, işgalle sarsılan otoritesini yeniden temin etme peşindeydi.

Gözünü karartı, 15 Haziran sabahı fabrikayı boşaltmak üzere olan işçilerin karşısına dikildi: Merter’de DİSK Genel Merkezi’nde toplantıya gittik. ‘Kemal Türkler bunlar DİSK’i kapatmak istiyorlar, biz de kapattırmayacağız’ dedi. Direnme kararı alındı. Sabah fabrikaya geldik, temsilciler dolaşıp ‘Çalışma olmayacak’ diye üretimi durdurdu. Şalteri çektik, yürüyüşe geçtik. O sırada Roxbourg geldi. Şöyle kuş bakışıyla herkesi etkilemeye çalışıyordu, işçiler yürüyüşe katılmasınlar diye. ‘İçeri git’ dedim. Türkçe de bilmiyor ya, kafamla işaret ettim. Gitmedi. Ondan sonra bir kürek kaptım, sen misin içeri gitmeyen. 

Çok korktu, kaçtı. İdareye girdi, kapıyı arkadan kilitledi. Ondan sonra güle güle... Önce beni gönderdiler, sonra da Genel Müdür gitti.”

İmam Toker’in Singer Genel Müdürünü kovalaması, basında “Singer Genel Müdürünün işçiler tarafından dövüldüğü iddiasıyla yer aldı. Ancak bu iddia, fabrika idarecileri tarafından da yalanlandı. 

İmam Toker’ in Amerikalı Genel Müdürü kovaladığı kısa saplı maden küreği, Singer’in kapatıldığı 2004 yılı Nisan ayına kadar işçiler tarafından “Genel müdürü deviren kürek” olarak müze malzemesi gibi muhafaza edildi.

 

Atatürk Kitaplığı Arşivi

Singer Fabrika İşgali

İşçinin iradesine müdahale edilmesine karşı fiili ve meşru eylemler olarak gelişen işyeri işgallerinin en önemli örneklerinden biri olan Singer Fabrikası işgali uluslararası bir şirkette yaşanmış ilk işgal olması açısından da önem taşıyor. 

Singer’de 1964 ve 1967 grevlerinin ardından gerçekleşen 10-11 Ocak 1969 işgali kısa sürede duyulmuş Sapanbağları, Yeşilbağlar, Gülsuyu mahallelerinden halk, yakınları Singer’de çalışanlar fabrikanın önünü doldurmaya başlamıştı. İşçilere fabrikayı boşaltmaları için verilen süre dolmuş ancak işçiler eylemlerinden vazgeçmeyeceklerini belirtince 700’e yakın polis fabrika kapısına dayanmıştı.

“Polis saldırıya bombalarla devam etmekte iken, işçiler bombaları geri atmak suretiyle karşı koymuşlardır. Bu sırada fabrika önünde toplanan halk, “Yaşasın Türk işçisi, kahrolsun Amerikalılar, kahrolsun emperyalizm” diye bağırmış ve işçilere saldırmakta olan polisleri arkadan taşlamışlardır. Bu durum karşısında polisin yarısı bölünerek gerideki halkın karşı koyması ile uğraşmak mecburiyetinde kalmıştır. Polis bilahare saf halindeki bu saldırısının netice almadığını görünce geri çekilmiştir.” Maden-İş Haber Bülteni, Ulus gazetesi, 11-12 Ocak 1969

 

Paşabahçe Grevi

Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikasında 31 Ocak’ta başlayan grevde zaman zaman grevin zayıflayacağı beklentisi olur ancak zayıflaması bir yana grev gittikçe güçlenir. 85 gün süren grev, Türkiye tarihinin en önemli dayanışma örneklerinden birini ortaya çıkarır. “Muhit grevi” olarak da anılacak grevde Paşabahçe semtinde esnaf alacaklarını erteler, grevcilere veresiye satış yapar. 

“Türk-İş yanında üye sendikalar da greve destek verir. Petrol-İş Sendikası eğitim aracını şoförüyle birlikte grevcilere tahsis eder ve grevciler için 100 bin liralık gıda yardımı yapar. 9 Şubat 1966 günü grevci işçiler için büyük bir erzak dayanışması düzenlenir. Gıda yardımı organizasyonu bir tür gösteriye dönüştürülür. İki cip ve yedi kamyondan oluşan konvoy Eminönü’nde bulunan Migros deposundan gıdayı aldıktan sonra Kabataş’tan arabalı vapurla Üsküdar’a geçer. Üsküdar’da iki kamyonun katılımıyla daha da büyüyen konvoy arabaların üzerine asılı pankartlarla ve ses aracından yapılan anonslarla grev propagandası yaparak Paşabahçe’ye ulaşırlar.” İşçi Postası, 9 Şubat 1966.
 

 

12 Eylül karanlığı yırtılıyor...

1989 yılında Bahar Eylemleri olarak adlandırılan eylemlerle başlayıp 1990-91’de Zonguldak maden işçilerinin eylemleriyle tepe noktasına ulaşan süreç 12 Eylül cenderesinin gevşetilmesini sağladı. Kamuda çalışan işçiler başta olmak üzere demir-çelik, kağıt, cam işçilerinin kent meydanlarındaki yürüyüşleri, yaygın grevlerle başlayan eylemler Zonguldak maden işçilerinin grevi, tüm kentin bir direniş alanına dönüşmesi ve büyük Ankara yürüyüşüyle devam etti. Yüz binlerce işçinin eylemliliği istisnasız tüm sektörlere yansıyan görece yüksek ücret artışları, grev ve eylem yasaklarının boşa çıkarılması, örgütlenme olanaklarının genişlemesiyle sonuçlandı. Bu sürecin rüzgarıyla kamu emekçileri “memur değil işçi” olduklarını gösterdi, eğitim, sağlık alanları başta olmak üzere bir dizi sektörde “ofis çalışanı” emekçiler örgütlendi, 15-16 Haziran 1995’te Ankara’da gerçekleştirdikleri büyük eylemle Türkiye işçi sınıfının en eğitimli kesimleri kafa emeği-kol emeği, memur-işçi ayrımlarını çöpe attı.

 

TEKEL Direnişi

Özelleştirmeye karşı direnişe geçen 12 bin TEKEL işçisi 2009 yılının son günlerinde Ankara’da toplandı, 78 gün boyunca süren direnişe yılın ilk günlerinde ülke çapında bir genel grevle başka sektörlerden işçiler destek verdi. Büyük bir halk dayanışmasına da sahne olan direniş, Türkiye tarihinin en güçlü direnişlerinden biri olarak kayda geçti. 

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.