Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

1 Mayıs, Sömürü, Sınıftan Kaçış, Grev, NATO, Küba, İBB Davası, Okul Saldırıları, Yapay Zeka

Bu dünyadan Yalçın Küçük geçti...

Ortaklaşa

Yayın Tarihi: 10.05.2026 , 10:53 "0 dakikalık okuma süresi"
Geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan Yalçın Küçük, düşünsel hayatını “yazarak mücadele etmeye” adamıştı. Hayatı boyunca, hayranlık verecek miktarda yazdı ve arayışının heyecanı içinde, bazen yanlış yollara saptı, bazen abartılı tezler ileri sürdü, savundu. Öldükten sonra, ne yazık ki, kalemiyle bize kazandırdıklarından çok kaleminin sürçtüğü sayfalar alıntılanıp paylaşıldı. Oysa Hoca’nın külliyatı, birkaç sayfasına bakıp kenara atılmaması gereken bir hazinedir. Bu yüzden biz de, Hoca’nın kaleminin parladığı anlardan küçük bir derleme yaptık. Kuşkusuz aşağıdakilere onlarca başka alıntı eklenebilir ve Yalçın Küçük, okunmayı beklemektedir.

Olgun kapitalist ülkelerin üniversiteleri, başka görevlerle birlikte fakat başında, bir hayali sürdürmekle yükümlü görünüyor. Bu hayal şudur: Kapitalizm özgürlük demektir; özgürlük seçme yapabilmektir, seçme için ise almaşıkların var olması gerekir. Bunu tersinden de okumak mümkündür; almaşık yoksa seçme yoktur; seçme yoksa özgürlük de yoktur. Bu kapitalist ideolojidir ve bunun için Batı üniversiteleri her yerde almaşıkların var ve çok olduğu hayalini sürdürmekle görevlidir.
Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu, s.93

Sovyetler Birliği’nde ekonomik cephede, ihtilal sonrasının en ön cephesinde, bir sinsi savaş olmuştur. Bir yanda neoklasik iktisat, Marksizm kılığına bürünmede kusur etmeksizin, iktidar olmak istemiştir. Diğer yandan Marksizmin temel kitaplarından çıkan iktisat egemen olmak istemiştir. Marksizme karşıt iktisat ile pratikte sınanmamış, başka koşullarda geçerli olabilecek bir iktisat, görünürde bir “kardeş kavgasına” tutuşmuştur. Sovyet deneyiminin bazı dersleri bu kavgadan çıkıyor.
Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu, s.187

 

Dinselleşme, sürüleştirmenin, yoludur. Şiddet, bir ideolojinin yıkılması ve bir diğerinin yerleştirilmesidir. Yetmişli yıllarda çok büyük bir yoğunluk kazanmış olan aydın katliamını işte böyle anlamak durumundayız; anti-laik ve anti entelektüel bir savaştır. Şöyle de söyleyebilirim; aydın katliamı bir dezentellektüalizasyon savaşı idi dinselleştirme ile sürüleştirme açısından zorunludur.
Fitne, s.64

 

Tekeller düzenlerini kurabiliyorsa, emperyalist arayışlar ve yayılmalar kaçınılmazdır. Enver, revizyonist bir emperyalist güce dayanarak, imparatorluğu anayurda doğru kaydırmayı hayal ediyordu. Mustafa Kemal ise, daha 1920 yılındaki mektuplaşmalarında, Enver’i pan-türkist ve pan-islamist politikalardan uzak durmaya çağırıyordu. Şimdi enverist ve osmanist çizgi, tekellere çok daha cazip geliyor...
Sırlar, s.293

 

Amerikan emperyalizmi benim düşmanımdır. Yaşamım ne derece değerlidir; bilmiyorum. Değerinin ölçüsü hiç önemli değildir; ben yaşamımı Amerikan emperyalizmi ile mücadeleye adıyorum. Sovyet sisteminin çözülmesi beni büyük ölçüde ilgilendirmiyor, bütün uygarlıkların bu en ilkelini, bu en hoyratını, ortadan kaldırmasak bile sınırlamak, bende bir yaşam hırsı yaratıyor. “Biz” basit ceza pratiğinin bildiği solcu devrimcilerden değiliz. “İki süper devlet” demeyiz. “Ne Amerika, Ne Rusya” demeyiz. Eğer Washington ile aynı çizgiye giriyorsa Moskova’yı da düşman sayarız.
Kürtler Üzerine Tezler, s.30

 

Yirminci yüzyılın ortaçağında, yeni bir Soğuk Savaş döneminde, insanımız, alçalmanın ve ihanetin bir kurtuluş olduğuna inanmaya yatkın bir duruma sokuldu. Kendisine güvenini yitirmiş, yaptıklarının yanlışlığına inanmaya hazır, kendisine ihaneti rasyonalize etme ihtiyacında insanımıza, yerli ve yabancı tüm borazanlar, Kundera’yı sundular. “İçimizdeki” çözülme süreci olmasaydı, Kundera’yı kabul ettiremezdiler.
Estetik Hesaplaşma, s.39

 

Baskı, hep, Türkiye solunun, kadrolarının yolunu bırakması için düzenleniyor. 1927, 1938, 1946, 1951, 1971, 1980; hep, kadrolarda kanama yaratma amacını güdüyor. Kanama üç türlüdür; birincisi, tümüyle sol yolu bırakmak olarak ortaya çıkıyor. İkincisi, siyasal mücadeleyi daha sağda, CHP olabilir veya 1946 sonrasında DP oluyor, ya da CHP ardılı bir kuruluşta sürdürmek biçiminde gerçekleşiyor. En büyük kanama ise, vücud olarak sol yol’da kalmakla birlikte bakış açısından, çok daha gerilere bakmak oluyor.
Türkiye Üzerine Tezler, Cilt 3, s. 573

 

Bugün artık, "enflasyon" türünden, bu tekeller düzeninin halkımızın iliğini emmesinin doğrudan sonucu olan bir olguyu, ülkemizde, akıl yoluyla kavramak ve tartışmak mümkün değildir; çünkü artık sadece "enflasyon canavarı" var. Bugün, yollarımızın mezbahaya çevrilmesinde, demiryolculuğu körelten Amerikancı politikaların, her televizyon sahibine bir küçük otomobil fabrikası açma izni veren parsellenmiş devletin, zenginlerden vergi alarak yol yapma politikasını terk etmenin, rüşvetçi polisin, bu düzenin hiç rolü yoktur; çünkü artık sadece "trafik canavarı" var. İşin daha acı yanı, artık insanlarımızın çok büyük bir çoğunluğu bir hamamböceği haliyle, buradaki pisliği görmüyor ve belki de benimsiyor(...)
Ey Solcu, toplumsal ve sınıfsal olayları, hayvanlarla açıklayanların kendileri hayvandır. Üstelik hayvanların en iğrenci, hamamböcekleridirler.
Ey Solcu, solculuk akıl ve sevgi düzlemlerini birlikte yükseltmektir.
Kir Teorisi, s.63

 


Sovyet sosyalizmi, en çok boş zamanı artıramamakta ve hoşzamana çevirememekte başarısızlığa uğradı. Yeni düzen, burjuva düzeninden ayrı bir boş zaman kullanımı ya­ratamadı ve hoşzamanın teori ve pratiğini geliştiremedi.
Sosyalizmin amacı hoş zamandır ve çalışmayı azaltarak yine de gerçekleştirilecek çalışmayı, hoşzamana çevirebilmektedir. Çalışma, ancak piknikte bebek-nöbetine ben­zediği ölçüde hoşzaman olabilir; Sovyet marksizmi burada, en büyük başarısızlığını ya­şıyor.
Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Çözülüşü, s.14

 

Türk aydını hep kırılmıştır. Türk aydınını en çok düş kırıklığı kırmıştır. Düşünceyi hep bir şal olarak gördüğü için hayal kırıklığı Türk aydınına veba türünden kırıcı olmuştur. Kütlelerle kırmıştır. Belkemiğini kırmıştır. Çok toplumun aydını bel kemiğinden yoksundur; Türk aydınının bel kemiği kırılmıştır. Düşün gücü açısından yoksul Türk aydını, tarihin acımasız zigzagları karşısında kırılmış, iki büklüm olmuştur.
Aydın Üzerine Tezler, Cilt 1, s.17

 

Hemingway, Steinbeck, Eric Maria Remarque, İlya Ehrenburg, Şolohov, Dimov, Simonov yalnızca yirminci yüzyılın en iyi romanlarını yazmış olmakla bir araya gelmiyorlar; aynı zamanda, grevler ve çatışmalarıyla birlikte, en iyi romanları için savaş alanlarını seçmiş olmakla da birleşiyorlar.
Birey, savaşta gerçekleşiyor.
Roman, savaş alanını yazıyor.
Bunun rastlantı olmadığını düşünüyorum.
Yaşamın özü, yaşama tekme atabilmekte yatıyor. Bu en çok savaşta böyledir; birey, son çözümlemede, yaşama tekme atabildiği ölçüde gelişiyor. (...) ahlak ancak eylemde ortaya çıkıyor. Eylem ise bir seçme ve özgürlük alanını meydana getiriyor. İrade, istenç, kesinlikle özgürlükle birlikte düşünülebiliyor. Eylem alanı olmadan bir kavram olarak iradeyi anlayabilmek mümkün değil; tersi de doğru, iradesi olmayanın özgürlüğü yok. 
Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları, s.49

 

Yorgun Savaşçı, bir roman değil bir telefon rehberidir. Mütareke’den başlayıp Kurtuluş Savaşı’nın ilk dönemine kadar uzanan bir zaman kesitinde ve tercihli olarak telefon alabilecek herkesin ismi yazılıdır. Enver’in amcası Halil Paşa’dan Vali Reşit’e, Bekir Sami Bey’den İbrahim Temo’ya, Çerkez Ethem’den Kuşçubaşı Eşref’e kadar herkesin ismi bu telefon rehberinde var. Ancak telefon rehberinin sayfaları arasında reklam kuşakları yerine seks hikayeleri var.
Bilim ve Edebiyat, s.226

 

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.