Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

1 Mayıs, Sömürü, Sınıftan Kaçış, Grev, NATO, Küba, İBB Davası, Okul Saldırıları, Yapay Zeka

Yapay zekâ işçi sınıfını yok edebilir mi?

Anıl Çınar

Yayın Tarihi: 10.05.2026 , 10:50 "0 dakikalık okuma süresi"
Kapitalizm, hiçbir teknolojik atılımın kâr oranlarını düzenleyen yasaları aşmasına izin vermez: Bütün iktisadi genişleme dönemleri bir “düzeltme krizi” vasıtasıyla sona erer; bütün balonlar ancak patlayana kadar şişirilebilir. Yapay zekânın üretimde emeğin payını azaltma kabiliyeti ancak ve ancak kârlı olduğu ölçüde ekonomide kendine yer bulabilir.

“Yapay zekâ işçi sınıfını yok edecek mi?” Bu soruya “etmeyecek” demek ve yapay zekâyı da önceki teknolojik atılımlarla benzer bir yere yerleştirip kestirip atmak isterdik. Ne var ki sorunun yanıtı o kadar basit değil. Birincisi, yapay zekâ makinenin, elektriğin ve bilgisayarın oynadığı rolden farklı bir rolle tarih sahnesine adımını attı. İkincisi, işçi sınıfı da sabit durmuyor, değişiyor ve dolayısıyla neye işçi sınıfı dediğimizi bazı dönemeçlerde yeniden tanımlamamız gerekiyor.

Yapay zekânın esprisini anlamak için espri niteliğinde bir anekdotla başlamak uygun görünüyor.

Yakın zamanda, bir siber güvenlik firması “GPT” benzeri chat modelleri üzerinden düzenlenebilecek atakların tespiti ve engellenmesi üzerine bir kod yarışması düzenledi. Yarışmanın galibi saatler süren çalışmayla onlarca satırlık kod yazarak birinciliği kapmıştı. Henüz hangi noktasında olduğumuzun pek de farkında olmadığımız bir teknoloji için güvenlik duvarı inşa etmek her açıdan yeni ve zorlu bir tecrübe. Biz kodu anlamaya çalışırken ve içten içe “tek başına mı yazmış” diye düşünmekteyken aramızdan biri hepimizin aklındaki düşünceyi dile getiriverdi: Kodun GPT yardımı olmadan yazılmış olma ihtimali yoktu... 

İnsan beyni yapay zekânın ortaya çıkarabileceği sorunları çözmek için dahi yapay zekâya ihtiyaç duyuyordu. Ama daha önemlisi “GPT’den yardım almıştır” düşüncesinin doğallığı ve yaygınlığıydı.

Yapay zekâ neden farklı

Gerçekten de böyle. 

Önceki makineler daha çok insan kasını otomatize ederken yapay zekâ daha doğrudan bir biçimde bilişsel emeği otomatize ediyor. Yapay zekâ herhangi bir teknolojik alet olmanın ötesinde doğrudan genel bilişsel emeği hedefleyen bir sıçrama.
İplik eğirme işini bir makineyle yapabilmeye başladığımızda yeni işimiz iplik eğirme makinesinin üretim sürecine doğru kaymıştı. İplik makinesi elektrikle çalışabilir hale geldiğinde bunun anlamı yeni altyapı, yeni makineler ve daha hızlı üretim demekti. Bilgisayarlar devreye girdiğinde makinenin kontrolü ve bakımı daha az işçiye gereksinim duyarken yeni iş bu sefer bilgisayarın üretildiği alana kaymıştı. Üretim süreci her defasında daha otomatik hale gelirken aynı iş için gerekli işçi sayısı azalıyor fakat yeni üretim alanları ortaya çıkıyor, dolayısıyla üretim süreci “genişliyordu.”

İplik makinesinin robotlaştığı, robotun programının yapay zekâ ile yaratıldığı, yapay zekâ programının da yapay zekâyla yaratıldığı bir dönüşümdeyse insana ihtiyaç yok gibi görünüyordu. Yapay zekânın üretiminde çalışan işçi ihtiyacını radikal biçimde daralması da söz konusuydu.

Teorik olarak doğru olan bu sürecin önündeki engel ne olabilir? Ya da bu sürecin önünde engel yok mudur?

Ekonomiyi toplum üstü bir varlık gibi düşündüğünüzde bu senaryonun tutması mümkün. Oysa ki iktisadi ilişkiler, insanlar arası ilişkilerdir. Bu ilişkilerin kendi iç mantığı ve sınırları bulunur. İşçi sınıfına ihtiyaç kalmadan büyüyen ve devinen bir kapitalizm düşüncesi teknolojik gelişmelerin doğru konumlandırılamamasından güç alıyor.

Tarihte bazı teknolojik atılımlar gerçekten de tarihsel önemde sıçramalara neden olmuş ve motor sektörlerin doğuşuna yol açmıştır. Buharlı makine, “sanayi kapitalizmi”nin, elektrifikasyon seri üretimin, içten yanmalı motor otomotiv-enerji-lojistik üçlüsünün, bilgisayar (ya da bilgi ve iletişim teknolojileri) ise dijitalleşmenin tetikleyicisidir. Her defasında bir teknolojik gelişme doğrudan ve dolaylı bağlı geniş sektörler ağını yeniden biçimlendiriyor ve ekonominin tamamındaki değişim ve hareketlenme için kaldıraç işlevi görüyor. Kimilerinin “yaratıcı yıkım” demeyi tercih ettiği bir dönüşüm için bu çerçevenin doğru olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak üzerine çok gürültü kopartılan nanoteknoloji, biyoteknoloji, nükleer enerji, 3D yazıcılar gibi ekonomik potansiyeli açısından bir dönem çok umut beslenen ve sonrasında o umuttan vazgeçilen başlıkları düşündüğümüzde teknolojik gelişmenin kutsandığı anlayışa karşı daha dikkatli olmamız gerektiği açık.

Demek ki öncelikle kapitalizmin hangi yasalarının teknolojik gelişmelere yön verdiğini anlamamız gerekiyor.

Küresel zekâ krizi

Citrini Araştırma’nın Şubat 2026’da “2028 Küresel Zekâ Krizi: Gelecekten Finansal Tarih Üzerine Bir Düşünce Deneyi” başlığıyla yayımlanan raporu bu açıdan son derece kışkırtıcı bir tablo sunuyor.

Rapor bir durum tespiti olmaktan ziyade bir senaryo oluşturmak ve adı üstünde “düşünce deneyi” ortaya koymak için kaleme alınmış. Rapor yapay zekânın bir tür “kıyamet döngüsü”ne neden olacak bir momentuma sahip olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bu senaryoda yapay zekâ, insanın bilişsel emeğinin tam ikamesi haline gelir ve sistemik bir ekonomik krizi tetikler. Merkezdeki paradoks: Yapay zekâ üretkenliği ve kârları artırır, ancak geliri yok ederek talebi çökertir. 

Buna göre yapay zekâ, beyaz yaka işleri büyük ölçekte ikame eder (yazılım, finans, hukuk, müşteri hizmetleri); şirketler işgücü maliyetlerini düşürür (kârlar artar); işçiler gelir kaybeder (tüketim düşer); düşen talep ekonomiyi yavaşlatır (daha fazla iş kaybı); ve bu süreç kendi kendini besleyen “yerinden etme sarmalı”na dönüşür. GSYH ve şirket kârları kağıt üzerinde artar (refah olmadan büyüme) ve bu da “hayalet GSYH”ye neden olur. 

Kapitalizm yapay zekâ ile birlikte sonunda insan zekâsının kıtlığı sorununu da ortadan kaldırmıştır ve bu da bir tür bolluk krizine neden olacaktır.

Rapor elbette bir tahmin değil, “stres testi”nde bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında yapay zekânın ekonomideki gerçek karşılığına dair fazla iyimser ve fazla kötümser analizlerle kıyaslandığında çok daha öğretici. Çünkü söz konusu sarmalın ya da döngünün önünde hangi engellerin bulunduğunu sorgulamamızı sağlıyor.

Örneğin bu döngünün önündeki engelin “yeni işler, sektörler ve istihdam yaratımı” olmayabileceğini bilmek gerekiyor. Elbette, yapay zekâ, geçmişteki “genel amaçlı teknolojiler” gibi, yani elektrik, internet-bilgisayar vb.de olduğu gibi bütün sektörlere yayılır, oraları dönüştürür ve farklı yeniliklere kapı açar. Bu durum, çip üretiminden enerji üretimine, otomotivden metal sanayine, telekomünikasyondan farklı altyapı yatırımlarına (ve elbette savaş teknolojilerine) uzanan bir kaldıraç etkisi demek. “Yapay zekâ ekonomisi”ni sürdürülebilir kılmak farklı sektörler kümesinde iş artışını ve dolayısıyla kapitalist ekonominin çarkının büyümesini gerektiriyor. Ancak sorun şu ki, yapay zekâ söz konusu genişlemenin altından kendi başına kalkabilecek bir üretici güç olma potansiyeli de barındırıyor.

Elsa direnişi sırasında kurulan whatsapp grubundaki yapay zekâ sohbeti. İşçiler yapay zekânın kullanım maliyetlerinin kendilerinden yüksek olduğunun farkında.

Başka bir karşı argüman, verimlilik artışının iş ve talebi azalttığı Citrini senaryosundan farklı olarak, fiyatların düşeceği dolayısıyla reel gelirin ve talebin artacağı yönünde olabilir. Buna talep farklılaşmasını, “evrensel temel gelir” gibi ücret sübvansiyonlarını ve giderek daha “ekonomi dışı” müdahaleleri eklemek mümkün. Veya “hayalet GSYH” varsayımının karşısına aslen gelir dağılımının değişmesini çıkarmak da mümkündür. Ya da somut verilerle yapay zekânın ekonomiyi dönüştürmesinin yıllar alacağını ispat etmek de...

Halbuki bunların hiçbiri sorunun kökenine inmemektedir. Asıl paradoks, kapitalizmin hızını ayarlayan yasaların tıpkı önceki atılımlarda olduğu gibi yapay zekâda da aşılamaz bir engel oluşturmasından ileri gelmektedir.

Kıyamet sorusu: Kârlılık krizi

Elektriğin ve bilgisayarın ekonomiye nüfuzu neden onlarca yıl aldı? 19. yüzyıla damgasını vuran “demiryolu çılgınlığı” veya 1990’ların “dot-com” coşkusu neden balona dönüştü ve patladı? Teknolojik gelişmeleri balona dönüştüren ve sonrasında aşırı birikime ve finansal krizlere neden olan asıl etken neydi?

Bütün bu örneklerde aynı örüntüyü görürüz: Kapitalizm, hiçbir teknolojik atılımın kâr oranlarını düzenleyen yasaları aşmasına izin vermez: Bütün iktisadi genişleme dönemleri bir “düzeltme krizi” vasıtasıyla sona erer; bütün balonlar ancak patlayana kadar şişirilebilir. Yapay zekâ şirketlerine yüklenen aşırı finansmanın patlamasından endişe duyulması ve spekülasyon treninden ne zaman çıkılacağı üzerine kafa patlatılması da bu yüzdendir.

Çünkü asıl gerilim sermaye yoğunluğunun artmasıyla ilgilidir. Üretim daha sermaye yoğun hale geldikçe ve işgücüne yaslanma oranı azaldıkça kâr oranlarının düşmesi eğilimi kaçınılmazdır.

Yani yapay zekânın her şeyi otomatize etme ve üretimde bilişsel olan dahil emeğin payını azaltma kabiliyeti ancak ve ancak kârlı olduğu ölçüde ekonomide kendine yer bulabilir. Bu nedenle teknolojik gelişmeler balonlaştıkları ilk evreler atlatıldıktan sonra, ancak uzun döngülerin sonucunda ekonominin geneline yayılabilir. Kapitalistleri yapay zekâ çılgınlığından alıkoyan tam da bu kârlılık sorunudur. Kapitalist dünyaya her zaman için kâr gözlüğüyle bakar. Kârın asıl kaynağı her zaman için emek gücüdür. İnsanın kaslarının, zihninin, bedeninin ürünü olan ve sömürüye açık tek iktisadi kaynak olan emek gücü...

Sömürü olmadan kâr birikmez, kâr birikmeden kapitalizmin çarkı dönmez. Ama yapay zekâ, yani çiplerin, veri merkezlerinin ve algoritmaların üzerinde yükselen yapay zekâ sömürülebilir bir varlık değildir. İnsanlığın ortak ürünü olarak ele alınabilecek bilgi ise ancak çiplerin, veri merkezlerinin, algoritmaların ve elektrik enerjisinin üretiminde çalışan insanların emeğiyle ekonomik girdiye dönüşebilir. Yani yapay zekâdan bir işçi sınıfı meydana gelmiyor...

Özetle kapitalizmde şapkadan tavşan çıkarmak mümkün değildir.

Veriler ne anlatıyor

Aslında veriler de bunu doğruluyor. İstisnasız bütün araştırma raporları aynı sonuca yöneltiyor: Yapay zekânın potansiyelleriyle gözleri kamaşanların ayaklarının yere basması gerekiyor. İsteyen yapay zekâya sorabilir!

Evet, yapay zekâ özellikle de chat, video vb. araçlarla şimdiden hayatımızın değişmez bir parçası haline geldi. Bundan geriye dönüş mümkün değil. Ancak ekonominin bütününe bakıldığında yapay zekânın üretim sürecine uygulanma oranı henüz düşük seviyelerde. Yapay zekânın üretkenlik artışına katkısı ise daha da düşük...

“Yapay zekâ yarışı”nın finansman, enerji yatırımı, çip üretimi, veri merkezi gibi bir dizi alanda önemli bir artışı tetiklediği görülebiliyor. Ancak, bu artışın, tarihte karşımıza çıkan diğer sıçrama aralıklarıyla (demiryolu, internet, bilgi teknolojileri vb.) karşılaştırıldığında, özel bir farklılığı bulunmuyor. 

Bank for International Settlements (BIS) tarafından yapılan bir çalışmaya göre, ABD GSYH’sinin yaklaşık yüzde 1’i seviyesinde olan bu büyüklük, 2010’ların ortasındaki ABD kaya petrolü patlamasıyla benzer düzeyde. 1990’lardaki dot-com balonu sırasında görülen bilgi teknolojileri yatırımları artışının yaklaşık yarısı kadar. Japonya’da 1980’lerde yaşanan ticari gayrimenkul yatırım patlaması ile Avustralya’da 2010’larda yaşanan madencilik yatırımı patlaması ise GSYH’ye oranla bunun beş katından daha büyük. 19. yüzyıldaki demiryolu çılgınlığı düzeyine henüz ulaşmamış olsa da, bu seviyeye yaklaşmakta.

IMF’nin 2025 Avrupa çalışması, tercih edilen senaryoda orta vadede toplam faktör verimliliği (TFV/TFP) artışını ortalama yüzde 1,1 civarında tahmin etmekte. Karşılaştırmalı temel senaryoda ise Avrupa için kümülatif orta vadeli artış yaklaşık yüzde 0,8, ABD için ise Daron Acemoğlu’nun temel çerçevesine göre yaklaşık yüzde 0,7 düzeyindedir. Bu oranlar anlamlıdır, ancak kamuoyundaki “ani ekonomik devrim” anlatısının ima ettiği büyüklüklerin oldukça altındadır.

Bu tablo yapay zekânın ve “kapitalizmin kabiliyetlerinin” sınırlarına dair bir ipucu sunuyor. “Kapitalizmi kurtaran” veya “herkesi işsiz bırakan” hızlı dönüşüm anlatılarına rezervle yaklaşmak gerekiyor. Böylesi dönüşümlerin henüz uzağındayız. Yine de bu mesafenin ayarını bizi sömürenlere ya da “yapay zekâ”ya bırakmamak da bizim elimizde.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.