Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

1 Mayıs, Sömürü, Sınıftan Kaçış, Grev, NATO, Küba, İBB Davası, Okul Saldırıları, Yapay Zeka

‘Kral’ Trump topal ördek olur mu?

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 10.05.2026 , 10:53 "0 dakikalık okuma süresi"
Bugünkü ideolojik ve siyasi yarılmalar, potansiyelleri itibarıyla ABD siyasetinin bir sonraki dönemine ilişkin ipuçlarını belirginleştiriyor, ancak büyük bir krizin yaşandığına işaret etmiyor. Peki ABD başkanı bir kez daha “bir uygarlığı yok ederek” gücünü gösterme aczine düştüğünde çevresinde frene basanları yine olacak mı? Yoksa onu cesaretlendirerek kendini patlatmasını mı izleyecekler?

ABD siyasetinde yarı dönem seçimleri yaklaşırken Başkan Donald Trump’ın desteği ve meşruiyeti yeniden tartışılıyor. Desteği henüz kırmızı alarm verecek ölçüde düşmüş değil ancak İran savaşının ülkede yaratmakta olduğu tahribat ve biriken çelişkiler hızlı bir düşüş ihtimalini gündemde tutuyor.

ABD başkanlarının görev süresi dört yıl; ikinci yılın sonunda meclis ve senato seçimleri yenileniyor ve başkan bu organlardaki desteğini kaybederse “topal ördek” sayılıyor ve yetkisiz bir ikinci dönem yaşıyor. Öte yandan ABD Anayasası’nın “başkanların görevden alınması” konusunu düzenleyen bir 25. maddesi var ve bu da seçim süreci dışında iktidar değişikliği olasılıklarını düzenliyor. İki başlıkta da tartışmalar yoğunlaşmış durumda.

Seçimde düşüş bekleniyor, ancak görevden almaya yol verecek kadar değil; Temsilciler Meclisi’nde bir düşüş ve ikinci dönemin zorlu geçmesi şeklinde. Şimdilik...

25. Madde için görev çağrısı

2026 İran saldırısının “kritik evrelerinden biri” olarak tarihe geçeceği anlaşılan ve ne kadar büyük bir skandal yaşandığını bilemedeğimiz İsfahan operasyonu, ABD siyasetinde ciddi bir kırılma yarattı. Trump karşı hamle olarak saldırganlık dozunu artırdığında, Çin’in sert yanıtı ve içeride de azledilme tartışmalarının frenlemesiyle ateşkes süreci gündeme geldi.

ABD siyasetinde, Trump’ın “köprüler ve enerji altyapılarını hedef alacağı”, “bir medeniyeti yok edeceği” tehditleriyle İran’a Hürmüz’ü açması için süre vermesi “Başkan’ın ulusal güvenliği tehdit eden adımlar attığı” ve “savaş suçu” işlediği değerlendirmelerine yol açtı. Başkan yardımcısına “yetki kullanma ve Başkan’ı görevden alma” ve ABD ordusuna “yasadışı emirlere uymama” çağrıları yapıldı. Ancak kabine Trump’ın arkasında durdu ve konu kapandı.

İsfahan’da olup bitenler hem uluslararası alanda hem de iç siyasette, Trump yönetiminin zorlu bir virajı oldu.

JD Vance’in savaşın kritik bir aşamasında “başkanı azletmek için göreve çağrılması” karşılık bulmadı; frenleyici olduğunu düşünebiliriz. Ancak gerek Trump desteğini gösteren anket sonuçları, gerekse -bununla da bağlantılı olarak- Trump kabinesinin sorunsuz bir biçimde işliyor olması bir siyasal krizin “idare edildiğini” gösteriyor. Şimdilik...

Potansiyel başkan adayı olarak adı geçen Vance’in bu krizler sürerken seçimlere müdahale için gittiği Macaristan’da yaptığı konuşma aslında kendi tutumuna dair bir açıklamayı içeriyordu: Vance, insanların yönetimle aynı fikirde olmadıkları için siyasetten uzaklaşmamaları gerektiğini vurguladı ve “Eğer yaptığımız bir şeyden hoşlanmıyorsanız, tepkiniz daha fazla dahil olmak, sesinizi duyurmak ve işlerin istediğiniz yöne doğru ilerlemesi için çaba göstermek olmalıdır” dedi.

İdeolojik cephedeyse işler pek idare edilemiyor; Trump’ın “Amerika’yı Harika Yapmak” için kurduğu MAGA içinde İsrail çatlağı büyüyor.

Binyamin Netanyahu ve JD Vance

MAGA ABD Sağının kurtarıcısı mı, mezar kazıcısı mı?

MAGA (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) sloganının mucidi Trump değil; 1980’de Ronald Reagan’ın başkanlık kampanyasında kullanılıyor. Vietnam savaşının hayaleti ülkenin üzerinde dolaşırken, hoşnutsuz Amerikan vatandaşlarının tepkisini yeniden emperyal bir güç olma vaadiyle yatıştırmayı hedefliyor.

MAGA, 21. yüzyılın savaşlarından dünya liderliği krizine çare bulamamış ve Ortadoğu hamleleri yenilgi hayaletleriyle kuşatılmış ABD yönetiminin bir kez daha hoşnutsuz kitleleri “büyük güç” ideolojisine bağlama sloganı olarak gündeme geldi. Trump, dönemin ruhuna ve kendi profiline uygun bir biçimde sloganın patent hakkını da aldı.

Temelde ABD çıkarlarının önceliği ve güç göstererek hegemonyayı sağlama üzerinde yükselen, tükenmiş liberal değerleri karşıya alan sağ popülizm yine hoşnutsuz Amerikalıları “dürüst ve gerçekçi” olarak pazarlanan bir kurtuluş projesine bağladı. Kimse “güç göstermenin” ya da “harika olmanın” Amerikan emperyalizmi için savaşla doğrudan bağlantılı olduğunu aklına getirmedi ve “savaşları bitireceğini” vaat eden Trump ikna edici bulundu. Bu, “dürüst ve çok güçlü ve çok zeki ve çok başarılı” adam, savaş yapmadan ABD’nin güç gösterip harika olacağını söylüyorsa bir bildiği olmalıydı. Trump’a inananlar, söylediklerinin mümkün olduğuna da inandı. Aslında ironik bir biçimde bu tuhaflığı savunacak bir Trump çıkmasa, Amerika’yı yeniden harika yapacak kimse de yoktu.

Kendileri de savaş mağduru olan Başkan Yardımcısı JD Vance, DNI Direktörü Tulsi Gabbard gibi isimler bile başlarına ne geldiğini anlamadan İran savaşının neden zorunlu olduğunu ve Başkan’ın ne kadar yerinde bir kararla bu adımı attığını büyük bir bağlılıkla savunurken buldular kendilerini: Savaşlar son bulacaktı ama İran’a da dersini vermek gerekiyordu. İran gerçek bir tehdit oluşturuyordu. Onun için Ulusa Sesleniş’i öncesinde Başkan için dua eden bir kabinesi var.

Emperyalist liderliği ellerinden kaymakta olan ABD’nin, tutarsız ve yalancı bir başkanı olmaması mümkün değil; ama tutarsızlık ve yalancılıkla iktidarda kalmak da kolay değil. Trump diyalektiği!

Patenti onda ama MAGA = Trump mı?

Trump’a desteğin önemli motivatörü ve manipülatörü olan MAGA hareketi, bir ideolojik tükenişin üzerinde yükselen gerici ve tutarsız bir sağ dalgaya dayandı.

Tükenmişlik, geleneksel siyasetin tüm “tabularını” kurcalamayı getirirken, aslında ABD emperyalizminin hem geçen yüzyıldaki küresel misyonlarının hem de “ulusal” egemenliğinin temeli evanjelist/Siyonist güç odağının dokunulmaz kıldığı bir alan da sorgulanır hale geldi.

Sanki birbirinden çok ayrıymışçasına İsrail ve ABD çıkarları birbiriyle karşı karşıya getirilerek tartışılmaya, İran ve bölge politikalarındaki başarısızlıklar buraya bağlanmaya başlandı. Bu yılki Amerikan Muhafazakâr Birliği’nin yıllık toplantısı da İran savaşının gölgesinde yapıldı ve Trump’ın katılmadığı bu etkinlikte İsrail-ABD çıkar çatışmasının sorgulanması gündemi belirledi.
MAGA’nın özellikle genç ve erkek tabanı, “establishment”ın (ABD düzeni) kırmızı çizgilerini çok da sallamıyor. Sosyal medya üzerinden geniş kesimleri peşinde sürükleyen ve Amerikan siyasetinde yeni tarz bir etki alanı oluşturan kimi kritik figürler bir yandan Trump siyasetini güçlendirirken, bir yandan da kendi MAGA yorumlarını sivriltiyor.

Medya yıldızları camiasındaki son tartışmalar bu mekanizmanın doğası gereği kişiselleşmeye de yatkın ve belden aşağı bir içerikle yüklenmiş durumda. Trump’ın “ilgi çekmek için konuştuğunu” söylediği, “düşük IQ’lu” diye nitelediği ve “MAGA’cı olmadıklarını” söylediği camiada tartışmalar gerçekten devasa bir çöplük/çöküntü fotoğrafı veriyor. MAGA içindeki “başarılı” sosyal medya influencer’ları üzerinde yükselen siyasi-ideolojik zemin, bugün kendine yakışır şekilde -“micro-penis” suçlamalarıyla- çöküyor.

Bu süreçte verilen kritik bir ayar, Charlie Kirk suikastı olmuştu. Nazi yanlısı fikirleri yücelten ve İsrail karşıtlığı, Hitler barbarlığına yaslanan Nick Fuentes gibi isimler için bu tehdidin başta kısmen etkili olduğu söylenebilir. Ama kontrolsüz biçimde önü açılan milliyetçi hezeyanın fokurdaması devam ediyor ve edecek; yeni suikastler de gelse cin artık şişeden çıktı.

Tucker Carlson

Carlson nereye koşuyor?

Bir diğer yanda, daha dengeli/dengeci bir sorgulamayı yükselten Tucker Carlson gibi isimlerin ABD siyasetinde açılan bu alanı sadece medya yıldızı olarak değil geleceğin siyasi figürlerinden biri olarak da değerlendirdiği gözleniyor. Savaşın arefesinde, şubat ayı ortalarında Ortadoğu siyasetini silkeleyecek biçimde, İsrail’deki ABD Büyükelçisi Huckabee ile yaptığı röportaj gerçekten etkili bir hamleydi. Savaş sırasındaki çıkışları ve zamanlamayı da gözeterek yükselttiği “İsrail’in etkisinde hareket eden ABD yönetimi” eleştirileri ve stratejik ittifakı sorgulaması kalıcı bir siyasi hattın sinyalini veriyor. 

Savaşın faturası kendini hissettirmeye başladığında ve hoşnutsuzluklar arttığında Amerikan sağında açılan bu gedik, ABD “müesses nizamı”nın temel direklerinin sorgulandığı bir çatlağa da dönüşebilir ki bu, düzen siyasetinde ciddi bir baş ağrısı nedeni olacaktır.

Genelkurmay Başkanı ve darbe

Ordudaki görev değişiklikleriyse, kimi kaynakların ilgi çekip tıklansın diye özellikle yaptığı “darbe” çağrışımlarıyla köpürtme çabasına karşın, ateş altındayken yapılmış olmasıyla iktidarın gücünün bir kanıtı olarak görülmesi gerekiyor. Ordunun perişan hali ve yenilgi tablosu alarm verirken fikir ayrılıklarının ve hoşnutsuzlukların/çatlakların olması kaçınılmaz; potansiyel krizler biriktirdiğini düşünebiliriz. Ancak bu sayfa, gürültüsüz biçimde geçilmiş oldu.

Randy George’un, “geleneksel ve yavaş karar alma” süreçleri eleştirilerek görevden alınması ordu içinde tartışmalara neden oldu.

Nisan’daki “Hürmüz Boğazı’na ABD ablukası” uygulamaları sırasındaki bir takım “yetersizlik”ler nedeniyle kimi operasyonel komutanların da görevden alındığını biliyoruz. Bunun ardından, ABD ordusunun “kurumsal kimliğinin yok edildiği” yönünde eleştirel değerlendirmeler gündeme geldi. Ancak, mevcut güç denklemini değiştirecek bir çatlak henüz kendini göstermedi. Burada da biriken çelişkilerden bahsedebiliyoruz.

 

Joseph Kent ve vicdanı

İstifa eden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent, bürokrasinin rahatsızlık işaretini temsil eden bir figür oldu ve Carlson hattına yöneldi. “Bu savaşı vicdanen destekleyemeyeceği” açıklamasıysa gerçekten inanılır gibi değil! Özel kuvvetlerden, paramiliter CIA görevlerine en vahşi savaş ve işgal pratiklerinde görev yapmış bu profilin vicdanının olma ihtimali yok.

Kent’in siyasi malzeme olarak cebinden çıkardığı büyük itirafları, onca tartışmanın arasında gümbürtüye gitti. Oysa ABD’nin 21. yüzyıl savaşlar-yenilgiler tarihinin nasıl “alçak” bir zeminde sürdürüldüğüne dair önemli tanıklıkları içeriyordu.

Eşini Suriye’de IŞİD saldırısında kaybeden Kent, El Kaide ve IŞİD desteğini, Suriye ve diğer bölgesel konularda İsrail’in rolü hakkında yaptığı gizli araştırmaları ve Kirk suikastının da İsrail’le bağlantılı olma ihtimalini masaya yatırdı. Kent’e göre Kirk, ABD’nin İran ile savaşa girmesine karşı çıktığı ve İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesini savunduğu için hedef alınmış olabilir. Kent Trump’a yönelik 2024’teki suikast girişiminin de İsrail’le ilişkili olabileceğini söyledi.

Eylül 2025’te Utah’ta katıldığı bir üniversite etkinliğinde suikaste kurban giden Charlie Kirk, MAGA içinde önemli bir çevreyi etkileyen, Turning Point USA kurucusu genç muhafazakarların önemli bir figürüydü. İlliberal popülist dalga, İsrail karşıtı bir sağcılığı da (hatta kimi zaman bir çeşit Nazi hayranlığıyla) içeriyordu.

JD Vance, Joe Kent’i sevdiğini belirtmekle birlikte, yönetimin kararlarına uymayanların istifa etmesinin doğru olduğunu söyleyerek mesafeli bir duruş sergiledi.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.