Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

1 Mayıs, Sömürü, Sınıftan Kaçış, Grev, NATO, Küba, İBB Davası, Okul Saldırıları, Yapay Zeka

Netanyahu ‘barış’ duygusunu da öldürdü

Tel Aviv’de ABD ve İsrail saldırganlığına karşı yapılan barış eylemi.  Fotoğraf: AA

Mustafa Kemal Erdemol

Yayın Tarihi: 10.05.2026 , 10:53 "0 dakikalık okuma süresi"
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının, uzun süredir savaş ortamında bulunan İsrail’de de etkileri oldu. Savaşın sıcaklığını bugüne kadar olduğundan daha güçlü yaşayan İsrail kamuoyu, ne yazık ki İran’la savaşa karşı değil.

Hem Gazze Savaşı’nın hem de İran’a yönelik saldırının, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “kaderinde” belirleyici olup olmadığını kestirmek kolay değil. Her iki savaşta da hem çok ciddi bir desteği var, hem de aynı oranda muhalefetle karşı karşıya. Toplumun çok keskin bir ayrım içinde olduğunu Netanyahu’ya yönelik tutumlara bakarak anlamak mümkün.

Önce bazı anımsatmalar yapalım: Hamas’ın 7 Ekim 2023’de gerçekleştirdiği saldırıların İsrail’de yol açtığı en önemli değişiklik hiç kuşku yok ki, ülkenin bozulmayacağından çok emin olduğu güvenlik ortamıydı. Hamas’ın son derece planlı gerçekleştirdiği söz konusu saldırılar, olağanüstü askeri girişimlerle sınırlarını sürekli genişleten İsrail’in askeri “başarıları”nı stratejik–diplomatik zaferlere dönüştüremediğini de ortaya koydu. Hamas’ın elindeki rehineleri kurtarmayı da başaramaması üzerine önceleri kamuoyunda meşru görülen Gazze savaşı, bir süre sonra tüm meşruiyetini yitirdi. İsrail halkının büyük çoğunluğunun Gazze savaşının tamamen bitirilmesinden yana olduğu inancı yaygındı.

Halk hükümete güvenmiyor

Uzun süren savaş boyunca tekrarlanan şiddet dalgaları, kırılgan ateşkesler, İsrail kamuoyunun ruh halini de görüşlerini de derinden etkiledi. Times of Israel gazetesine göre, rehinelerin kurtarılması amacıyla destek verilen savaşın tüm dünyada İsrail’in “izolasyonuna” yol açması, bunun yeni bir “antisemitizm” biçimi yaratması Netanyahu hükümetine desteği azaltmış, 2025 Mart ayında yapılan bir ankette halkın yüzde 70’inin hükümete güvenmediği ortaya çıkmıştı. Aynı ankette Netanyahu’nun destekçileri de dahil olmak üzere çoğunluğun Hamas’ın elindeki tüm rehineleri serbest bırakacağı bir anlaşmaya da destek verdiği görülmüştü. 

Rehine aileleri de, defalarca İsrail’in Hamas’la esir takası anlaşması yapmasını talep etmişti. Hükümetin, rehinelerin tutulduğu Gazze’nin merkezindeki mülteci kamplarını işgal etmeye hazırlık yapma kararının ardından, Kayıp Aileler ve Rehineler Forumu, “İsrail hükümeti, hayatta olan rehineleri ölüme, ölen rehinelerin cesetlerini ise kaybolmaya mahkum etti” açıklamasını yapmıştı. 
İlk haftalarda destek verilmesine rağmen sonraları Gazze savaşının sona ermesi için toplumda ciddi bir ses yükselmişti. İtirazlar akademi çevreleri, güvenlik-askeri gruplar, sanatçılar, entelektüeller ile eski siyasi liderler tarafından dile getirilmişti. Bu çağrılar arasında en fazla öne çıkanlar eski siyasi liderlerdi. Temmuz 2025’te, beş İsrail üniversitesinin rektörleri Başbakan Netanyahu’ya bir mektup yazarak, “çocuklar ve bebekler dahil masum sivillere büyük zarar veren, Gazze’de hüküm süren korkunç açlık sorununa” bir çözüm bulunmasını talep etmişlerdi.

İran savaşına tepki az

İsrail kamuoyundaki “güvenlikli yurt” algısını yok eden Gazze krizinin ardından, ABD ile birlikte başlatılan ikinci İran savaşı da, (Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük savaştan farklı olarak) İsrail halkını bugüne kadar karşılaşmadığı türden bir “savaş şiddeti” ile tanıştırdı. Hamas’ın sınırlarını deldiği, İran’ın “Demir Kubbe” efsanesini yıktığı bu gelişmeler, başta Gazzeliler olmak üzere Filistinlilerin yıllardır ne tür bir şiddetle/güvensizlikle iç içe yaşadıkları konusunda İsrail halkının empati yapmasını sağladı. Ancak bu empati, doğrudan İsrail hükümetine tepki biçiminde olmadı. Çünkü, dışarıda yükselen İsrail’i “tecrit” olgusu, kamuoyunu kendi hükümetlerine karşı tutum almaktan alıkoydu. Böylesi bir tavır alış “vatan hainliği” ile değerlendirilebilirdi. 

Netanyahu, bunun İsrail için on yıllardır gelişmekte olan varoluşsal bir savaş olduğu konusunda toplumunu inandırmayı başardı. Dolayısıyla, İsrail’de solda da sağda da genel olarak İran savaşı konusunda hükümete destek var. Mart ayı sonlarında İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün yaptığı ankete katılan İsraillilerin yüzde 78’inin savaşın devam etmesini destekledikleri görüldü.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) tarafından bu ay yayınlanan ankete göre de katılımcıların yüzde 61’i, ateşkese karşı olduklarını belirtmişti. 

İran füzeleri İsrail’i hedef aldı.

Ülkeyi terk edenlerin sayısı arttı

Ancak savaşı desteklese de azımsanmayacak sayıda İsrailli ülkeyi terk etmeye başladı. Avrupalı göçmenlerce oluşturulmuş İsrail toplumunun bu “eski kıta”yla ilişkilerini tam olarak kesmediği anımsanırsa bu göçün yaşanmasının da doğal olduğu anlaşılır.  Son iki yılda ülkeyi terk edenlerin sayısının 150 binden fazla olduğu biliniyor. Bu göçlerin kısmen Binyamin Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti ile onun yargıyı zayıflatma çabaları yüzünden 7 Ekim saldırılarından çok önce başladığını da anımsatalım. 

İran’la ikinci kez yaşanan savaşın sonuçlarıyla daha açık bir biçimde yüzleşti İsrail halkı. Kentlerine İran füzeleri yağdı, çoğunlukla tatbikatlarda kullanılan sığınaklarda bu kez gerçekten uzun süre yaşamak  zorunda kaldı. Buna rağmen Netanyahu yönetimine karşı büyük bir tepki sokağa yansımadı. Bunda en büyük etken medyanın devlet kontrolünde olması, tek yanlı haberlerle saldırganın İran olduğu inancının yerleştirilmesiydi. Gazze’de saklanamayan İsrail’in suçları İran savaşında, İran’a ilişkin yaratılan algının da yardımıyla, gizlenebilmişti. Dolayısıyla bu kez işin içine “İran’a karşı yurt savunması” girmişti. Netanyahu ile aşırı sağcı/dinci kabinesi bunu çok iyi kullandı. İsrail halkının büyük bir çoğunluğu “eleştirilerini” geri planda tutarak Netanyahu hükümetine destek verdi.

Ancak içinde solcuların büyük çoğunluğunun da yer aldığı kimi kesimleri bu genellemenin dışında tutmalı. Çünkü bu kesimler her fırsatta hem Gazze hem de  İran savaşına karşı tutum aldılar.

Yair Lapid ve Binyamin Netanyahu

Hükümetin ömrü uzadı

Savaşın uzaması İsrail iç siyasetinde normal koşullarda “uzun sürmeyeceği” tahmin edilen aşırı sağcı/dinci Netanyahu koalisyon hükümetinin ömrünün uzamasına yaradı. Demokratik olduğu savunulan kurumların da savaş boyunca “olağanüstü savaş” koşulunu benimsediği, Netanyahu kabinesinin “savaş hükümeti” olarak kabullenilmesiyle de siyasal sistemin işlevsiz hale getirildiği görüldü.

Savaşın beklenenden uzun sürmesinin İsrail iç siyasetinin dinamiklerini Netanyahu lehine bir konuma getirdiği inkâr edilemez. Mevcut hükümette yerleşimci hareketin en aşırı unsurları yer alıyor. Bu, Netanyahu’nun Gazze’de kalıcı bir ateşkesi reddetmesinin arkasında aşırı sağcı siyasi hesapların yattığını gösteriyor. Hatırlayalım; Gazze savaşı boyunca Netanyahu, iki aşırı sağcı koalisyon ortağına büyük özen gösterdi: Dindar Siyonist Partisi’nden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile Yahudi Gücü Partisi’nden Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir. Hem Smotrich hem de Ben-Gvir, İsrail’e Gazze Şeridi üzerinde tam askeri kontrol, yerleşim yerlerini yeniden inşa etme, Filistinlileri etnik temizliğe tabi tutma fırsatı vermeyen hiçbir ateşkes anlaşmasını kabul etmeyeceklerini açıklamışlardı. Aynı tutumu İran savaşında da sürdürdüler.

Bu durum muhalefeti de gittikçe etkisiz hale getiren bir sonuca yol açmış durumda. Maalesef bir zamanlar dünyanın en büyük barış hareketlerinden birine sahip olan ülkede artık bu hareketten söz etmek mümkün değil. Ülkede komünistler dışında olana bitene itiraz eden bir kesim de kalmamış görünüyor.

Ülkenin önde gelen siyasi liderlerinden hiçbiri, İran’la savaşın gerekçelerini sorgulamadı. Bu, Netanyahu için önemli bir avantaj oldu. Ayrıca Yair Lapid gibi muhalefet liderleri Netanyahu’nun arkasında saf tuttu. Lapid, Netanyahu’ya desteğini, “kötülüğe karşı adil bir savaşı” desteklemek olarak açıkladı.

Savaşın başından itibaren, muhalefet edecek bir kişi ya da kurum çıkmadı Netanyahu’nun karşısına. Bu, gerekçelerini kendisinin belirlediği savaşı yürütme konusunda “elinin rahat” olduğu anlamına geliyor.

Dolayısıyla İsrail’de şu anda maalesef tek bir “dinamik” var: Savaşı sürdürme yanlısı aşırı sağcı/dinci hükümet. Hükümet, bu haliyle sürdükçe, hiçbir dinamiği ya da etik/kurallı bir mücadeleyi tanımadıkça bugüne kadar “şiddeti az” olan siyonist tahribat şiddetini arttırarak sürdürecek aşamaya gelmiş durumda. İsrail’in de içinde bulunduğu bölgede koşullar, coğrafi sınırlar yirmi yıl önceki gibi değil. Her zamankinden fazla İsrail lehine bir ortam yaratıldı çünkü. Bu, siyonizmin engel tanımaz biçimde ilerlediğini gösteriyor. Bunun karşısında olan İran merkezli “direniş ekseni”nin de tamamen yok edilemese de etkisiz hale getirilmesi, Netanyahu’nun dinci/siyonist kabinesinin daha da sertleşeceği anlamına geliyor.

Dinci-faşist bakan Ben-Gvir Filistinlilere idam cezası kararını mecliste şampanyayla kutladı

İntikam yasası geçti

Bunun iç politikadaki ilk yansıması Filistinli mahkumların idamına olanak veren yasanın parlamentodan geçirilmesi oldu. Çok açık ki bu yasa İsrail’in intikam araçlarından biridir. Yasa yoluyla siyonist İsrail kabinesi daha fazla korku yaymayı, İsrailli yerleşimcilerin Filistin halkına, mülklerine yönelik şiddetli saldırılarına karşı gösterilen barışçıl direnişi daha da zayıflatmayı hedefliyor. İsrail’in gözaltına aldığı Filistinlilere yönelik acımasız muamelesiyle taraf olduğu Cenevre Sözleşmelerini de yıllardır doğrudan ihlal ettiğini belirtelim.  

Ekonomisini mahvetmesine, güvenlik algısını tamamen değiştirmesine, savaşı kentlerine kadar getirmesine rağmen Netanyahu’nun kayda değer iki başarısı var: Siyonizmi her zamankinden daha etkili hale getirdi, siyasi ikbalini uzun süreli kılmayı başardı.

Sonuç olarak; Netanyahu hem iktidarda kalmak için taktik olarak İran’la savaşı uzatmak, hem de Gazze’deki gerçekliği kendisi ile müttefiklerinin ideolojik inançlarıyla uyumlu bir şekilde yeniden şekillendirme amacını da gerçekleştirmiş görünüyor. Dolayısıyla normal koşullarda yargılanıp mahkûm edilecek bir siyasi figürken (aleyhinde mevcut bir yargı kararı var zaten) savaş nedeniyle siyasi ömrü uzamış bir lider durumunda Netanyahu.

İsrail toplumu da her toplum gibi sınıf mücadelesinin kıyasıya sürdüğü bir toplum. Bu mücadeleyi sürdüren emekçiler çıkarlarının barışta olduğu konusunda diğer kesimleri de ikna ederek dinci/etnik savaşları sona erdirecek tek dinamik.
İsrailli komünistlere her zamankinden daha fazla iş düşüyor yani.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.