Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

1 Mayıs, Sömürü, Sınıftan Kaçış, Grev, NATO, Küba, İBB Davası, Okul Saldırıları, Yapay Zeka

Doğuşundan bugüne sendikalar: Olanaktan engele

A. Esin Sur

Yayın Tarihi: 10.05.2026 , 10:51 "0 dakikalık okuma süresi"
İşçilerin gücü birliğindedir, hangi sektörde, işkolunda çalıştığından bağımsız, kamu-özel sektörde olmasından bağımsız ortak sorunlar etrafında mücadele gereklidir. Sendikaları siyasi parti yerine koymadan işçilerin birliğini sağlayacak zeminlerden biri olması sağlandığı ölçüde ya da sendikalı sendikasız, işçi memur ayrımı yapmadan yan yana gelerek mücadele eden yapılar sendikaları da güçlendirecektir.

Buharlı makinelerin yaygın kullanıma sokulmasıyla sermaye birikiminin hızlanması, başta İngiltere olmak üzere Avrupa’nın önde gelen sanayi ekonomilerinde milyonlarca emekçinin kırlardan koparak kentlerde birikmesine ve yeni sanayi proletaryasına katılmasına yol açtı. Bu süreçte ortaya çıkan ve aynı anda çok sayıda işçinin yan yana çalışmasına olanak sağlayan işyeri sistemi işçilerin sorunlarını da bazı büyük fabrikalarda kitlesel olmak üzere ortaklaştırdı. 

İşçilerin çalışma koşulları son derece ağırdı; günlük çalışma süreleri 16-18 saate çıkıyor, sağlıksız ortamlarda çalışmaya zorlanıyorlardı. Ücretler çok düşüktü. İşçiler sefalet koşullarında çalışmaya ve yaşamaya zorlanıyordu. Yaşam koşulları da en temel insani koşullardan oldukça uzaktı. İşsizlik yüksekti, işsizlik bugün olduğu gibi o gün de işçilerin kötü koşullarda çalışmaya zorlanmasına ve ücretlerin baskılanmasına yol açıyordu.

1800’lü yıllardan itibaren işçiler örgütlenmeye, işçi birlikleri kurmaya başladı. Kurdukları dernekler, birlikler sendikalara evrildi. İlk aşamada yasallığı olmayan sendikalar, örgütlü işçilerin mücadelesi ile ağırlıkla ikinci yarısı olmak üzere 19. yüzyıl boyunca yasallık kazandı. 

Sendikalar bu dönem, işçi sınıfının kimlik edinmesinde ve sınıf hareketinin yaratılmasında önemli rol oynadı. Verilen mücadeleler ile sermaye sınıfına karşı önemli bazı mevziler elde edildi. 

Çizim: Canol Kocagöz

Mücadele örgütü olarak doğdular

Sendikalar, İngiltere ve Fransa’da yükselen sol ve sosyalist düşüncelerden etkilenmiş, 1864 yılında I. Enternasyonal’in kuruluşunda etkin bir rol oynamıştı.

Kapitalizm gelişirken birer mücadele örgütü olarak doğan sendikalar, işçilerin ücretlerinin artırılması, sömürünün sınırlandırılması, çalışma saatlerinin kısaltılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için mücadele etti. 

İşçilerin sınıf olarak çıkarlarının ortak olduğunu gösteren ilk yapılanmalar sendikalar oldu. Sendikalar bu özellikleri nedeniyle o dönem tarihsel olarak ilerici bir niteliğe sahip olmuştur. 

Bugün ise sendikaların işçilerin ekonomik mücadele örgütü olma vasfı öne çıkıyor. Yanılsama olmamalıdır; sendikalar, işçilerin siyasi bilince ulaşması için ekonomik bilinç geliştirdiği ara örgütlenmeler değildir. Böylesi bir kabul, ekonomik olanla siyasi olanı ayırmak anlamına gelir ki, doğru değildir. Hem bilinç hem de mücadele olarak ekonomik olan da siyasi olan da bir bütündür. 

Sendikalar daha kurumsallaşmış değilken Marx, bu mücadelenin kalıcı sonuçlarının olabilmesi için sendikalara dair “Ücret, Fiyat ve Kâr” adlı yapıtında şunları yazmıştı:

“İşçi sendikaları, sermaye saldırılarına karşı direniş merkezleri olarak görevlerini yaparlar. Kısmen başarısız olmalarının nedeni, güçlerini akılsızca kullanmalarındandır. Sendikalar, mevcut sistemin doğurduğu etkilere karşı küçük küçük çarpışmalardan ibaret bir savaş yürütmekle yetinip, bunları yaparken aynı anda, sistemi değiştirmeye uğraşmadıkları, örgütlü güçlerini emekçi sınıfın nihai kurtuluşu, yani ücret sisteminin tümüyle yok edilmesi için bir manivela olarak kullanmadıkları zaman genellikle başarısız olurlar.” 

 Marx, sendikaların sınırlarını tanımlarken, ücret sistemini yok etmeye davet ediyor. 

Sadece ekonomizme yaslanan sendikal anlayışın, sınıfın ekonomik çıkarlarını da koruyamayacağı açıktır. Bugün sendikaların geldiği yer, tam da burasıdır.  Ekonomik mücadele, işçi sınıfının haklarını geliştirmeye yetmiyor.

Walter Crane, “Dünyanın bütün işçileri birleşin!” 1896

Bugün kurulan sendikal düzen

Kapitalizm geliştikçe sendikaları da kapsadı, düzenin bir parçası haline getirdi. Kapitalizmin, kendi içerisinde bulunduğu krizi aşmak, işçi hareketinin dünya ölçeğinde elde ettiği mevzileri geriletmek hatta kurtulmak için başlattığı kapsamlı saldırılara işçi sınıfı da sendikalar da yanıt üretememiş, savunmaya çekilmiştir. Açıktır ki; savunma hattı sendikaları geriye düşürmüş, sendikaları sermaye egemenliğine bağlayan mekanizmalar güçlenmiştir. 

Sosyal devlet uygulamalarından vazgeçilmesi, özelleştirmeler gibi kapitalizmin yaşaması için yapılan saldırılar sendikaların ekonomik alana daha fazla sıkıştırılmasına neden oldu. Sendikalar ülkemizde olduğu gibi kapitalist düzenin işleyişine katkı sunan, sermayenin saldırısının gerçek boyutlarını gizlemeye yardımcı örgütler haline gelirken sendikal alan işçileri bölen mekanizmalar haline geldi. Bu arada sermaye, dünya üzerinde kendi iç çelişkileriyle bir sınıf pozisyonu üretme yeteneğini geliştirmiş, bütün dünyada sekiz saatlik işgünü, güvenceli iş, ücret, emeklilik gibi haklara tek tek ülkelerde önemli saldırılarda bulunmaya başlamıştı. Sermayenin bütünlüklü saldırısı dengelenememiş, savunma pozisyonu teslimiyet getirmiş, yeni bir sendikal düzen kurulmuştur. 

Sendikal zeminde zayıflayan sınıf kimliği

Kapitalizmin krizini aşmak için ürettiği ideolojik, ekonomik ve siyasi saldırı, Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ile doruk noktasına ulaştı. İşçi sınıfı siyaseti, bu dönemde büyük ölçüde güç yitirdi. İktidar kavgasına olan inancın yitirilmesi, sendikaları düzene doğru çeken geri ideolojilerin yayılmasına neden oldu. Bu dönemin liberal öğretileri, sol siyasetlere de sendikalara da nüfuz etti. Sendikalarda örgütlenen işçinin kimlik oluşturması, örgütlü olmanın gücünü hissetmesi beklenir. Neo-liberal döneme kadar da böyle olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bugün, tersi çok örnek karşımıza çıkıyor. 

Sendikaların işlevlerinin ekonomik mücadele alanına sıkıştırılması, sol/sosyalist siyasetin sendikalardan dışlanması, sınıf kimliğinin parçalanması, etnik kimlik, cinsiyetçilik gibi kimlik siyasetinin sendikal alanda da güçlenmesi; işçi kimliğinin zayıflamasına sendikalarda örgütlenen işçilerin sınıf olma düşüncesinden uzaklaşmasına neden oldu. 

Tüm dünyada ve ülkemizde sendikalar bu halleriyle sermaye tarafından çok kolay yönetilir hale geldi. Şimdilerde eskimiş ama bir dönem dillerden düşmeyen “sosyal diyalog” ile sendikaların işlevlerini farklılaştırdılar. Bu anlayış, devlet ve sermaye örgütleri ile birlikte hareketi meşrulaştırdı. Elbette sermayenin çıkarları için. 

Hal böyle olunca, sendikal bürokrasiyi sermaye de güçlendirdi. Yalnızca sendikacılara koltuk, yüksek ücretler, lüks harcamalar cazip geldiği için değil.  

Sendikalar başta günlük sekiz saatlik çalışma süresi, fazla mesailerin ücretlendirilmesi, hafta tatili hakkının elde edilmesi, ücret ve yan hakların güvence altına alınması, sosyal güvenlik ve emeklilik hakkının elde edilmesi, sendikal özgürlüklerin elde edilmesi, toplu sözleşme düzeninin sağlanması gibi hakları eylem ve grevlerle elde etti. Genel grevler ile iktidarlar değiştirildi, çoğu zaman ücretlerin artırılması için başlayan eylemler siyasi taleplerle grevlere dönüştü. Özelleştirme karşıtı eylemlerde, savaş karşıtı eylemlerde başarılar yakalandı. İşçi sınıfının sınıf olma sürecinde sendikaların kazanımları önemli yer tuttu. 

Sendikalara dönük devrimci müdahale ve yönlendirmenin yetersiz kaldığı dönemlerde sendikaların sınıf uzlaşmasına açık hale geldiği tarihte pek çok örnekte de görüldü.

‘Mezarda Emekliliğe Hayır’ mitingi, Ankara 1999

Sınıfı bölen sendikal statüko

Bugün, sendikalar ülkemizde de işçi sınıfının mücadelesinde bir dalgakıran işlevini sahiplenmiş, statükocu bürokrasiler üretmiş, sınıfın ekonomik çıkarlarının bile çoğu zaman göz ardı edildiği, işçi sınıfının birliğini sağlama düşüncesinden uzaklaşmış, işyeri/işkolu sendikacılığına gömülmüş bulunuyor.

Kurallı emek döneminin ürünü olan işkolu sendikacılığında ısrar, sınıfın bölünmüşlüğü ile birlikte işçilerin mücadelesinin önündeki en büyük engelleri oluşturuyor. Ayrıca, sendikaların kendisinin, işçi sınıfının bölünmüşlüğünü sağlayan mekanizmalar haline gelmiş olduğunu not etmeliyiz. İşçi sınıfının bölünmüşlüğünü veri alan ve buna katkı sağlayan tüm mekanizmalar, burjuva ideolojisi karşısında işçi sınıfının direncini azaltıyor, özgüvenini törpülüyor. 

Siyasi gelişmelerde sendikalar emek tarafında yer almadığı sürece güç kaybetmeye devam edecektir. Örgütlense, yeni üye kazansa bile sınıf mücadelesinde birleştirici ve dönüştürücü bir işleve sahip olamamaktadır. Sendikaların, işçi sınıfını bölen ve sermaye yanlısı politikalarına karşı çıkmadan işçi sınıfının çıkarlarını konu etmesi mümkün değildir. 

Sosyalistlere karşı duvar oluşturan, sınıftan kaçan, sınıf kimliğini bastıran, sınıfsallığın öne çıktığı gündemleri -deyim yerindeyse- pas geçen sendikal anlayışlar, bugün işçi sınıfı mücadelesine engel oluşturuyor.

Emperyalizme teslimiyet, bölgemizdeki savaşlar, meşruiyeti tartışmalı seçimler, parlamentonun işlevsizleşmesi, siyasetin dar bir grubun elinde ve ülke dışından belirlenmesi; işçilerin siyasi gündeme ilgisinin azalmasına, siyasetle mesafesinin artmasına neden oluyor. Sendikaların, sermaye yanlısı siyasetin ve ideolojinin bir uzvu haline gelmesi, burjuva siyasetinin gücünü artırırken işçilerin sınıf olma halinde dağıtıcı etkiye neden oluyor. Herhangi bir siyasi gelişme karşısında işçiler kendilerini güçsüz ve edilgen hissediyor. Sendikalar bu anlamda da işçilerin mücadelesinin önünde engel oluşturuyor. 

Son dönemde tekrar moda olan işçileri yücelten, ufku sadece ekonomik mücadele ile sınırlanmış her adımın doğru olduğunu savunan, onları eleştirmeyen, ortak bir hedefe yöneltmeye çalışmayan “işçicilik” de işçi sınıfının mücadelesine güç vermiyor. Ortada bütünlüklü ve hedefi olmayan işçicilik de işçileri mücadeleye sevk etmiyor, işçilere güven vermiyor.

Türkiye’de kurulan sendikal düzenin lokomotifi olan Türk-İş’in yönetim kurulu 23 Ekim 2019’da Beştepe’de Erdoğan’ı ziyaret ediyor

Çizilen sınılar içinde 'Azgın Kapitalizm'le mücadele

Türkiye’de kurulan sendikal düzen, “azgın kapitalizme” belli sınırlar getirmeye çalışıyor. Sendikalar bu işlevlerini, Dünya Bankası, Avrupa Birliği gibi emperyalist kurumların çizdiği çerçevenin etkisi altında bulunurken yeniden üretiyor. Bu nedenle sermayenin, siyasi iktidarların ve emperyalizmin belirlenimine açık oluyorlar. En ileri ucu, -demokrat olanlar- kapitalizmin insani ve sosyal yönünü öne çıkarıp, sermaye birikimine bu açıdan katkı koyuyor. Kısacası, Türkiye’de sendikal düzen, işçi iradesinin yansımadığı, sermayeye ve iktidarlara bağımlı, etkisiz, -üye sayısından bağımsız- örgütsüz bir düzendir.

Sendikal mücadelenin ekonomik ve hak arayışında yeniden ilerici bir özellik kazanması için bugün önümüzdeki bu tablonun tersine çevrilmesi gerekiyor. İşyerlerinden başlamak üzere işkolu, işçi/memur olarak bölünmüş yapıların yeniden ilerletici bir rol üstlenmesi bugün zor. Bu bölünmüşlüğü yok edecek uygulamalara, yapılara ihtiyaç bulunuyor. Bunun için öncelikle bu tartışmaya ihtiyaç var. 

Bu tartışmayı sendikalarla ve sendikal zeminde yapmak, sendikal bürokrasi nedeniyle çok zor. Ama yapılması zorunludur. Unutulmasın; sendikal bürokrasi, koltuk, mevki, yüksek maaşlar bugün en ilerici işçileri bile sendikalarda gerici politikalara mahkûm ediyor, çürütüyor.

İşçi konfederasyonları Türk-İş, Hak-İş ve DİSK Genel Başkanları 2024’te 1 Mayıs’tan hemen önce 29-30 Nisan’da hükümet tarafından toplanan Çalışma Meclisi’nde Çalışma Bakanı ve patron örgütleri temsilcileriyle birlikte

Ne yapmalı?

İşçilerin gücü birliğindedir, hangi sektörde, işkolunda çalıştığından bağımsız, kamu-özel sektörde olmasından bağımsız ortak sorunlar etrafında mücadele gereklidir. Sendikaları siyasi parti yerine koymadan işçilerin birliğini sağlayacak zeminlerden biri olması sağlandığı ölçüde ya da sendikalı sendikasız, işçi memur ayrımı yapmadan yan yana gelerek mücadele eden yapılar sendikaları da güçlendirecektir.

Bugün dünyada ve ülkemizde sendikalar, ancak sosyalizm mücadelesi güç kazandığında sermayenin saldırılarına bütünlüklü yanıtlar üretebilecektir. Sendikalar, yalnızca içeriden bir grup üye ve yöneticilerinin işçi sınıfının çıkarlarından yana müdahalesiyle ayağa kalkamayacak durumdadır.

Kapitalist düzenin ekonomik örgütleri haline gelen sendikalarda sermaye egemenliği çok derinleşmiştir. Bunu temizlemek de işçi sınıfının iktidarını hedefleyen siyasi mücadele ile olacaktır.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 8'inci sayısı, İşçi sınıfı dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, sermaye birikiminin merkezindeki işçi sınıfının tarihsel rolü, sınıf kimliğini belirsizleştirme çabaları ve Türkiye’de emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller masaya yatırıldı.