Teoloji-Kürdoloji ve Kadri Yıldırım’ın Şeyh Sait rüyası

03/07/2016 Pazar
Teoloji-Kürdoloji ve Kadri Yıldırım’ın Şeyh Sait rüyası

Geçtiğimiz gün HDP’li vekil Kadri Yıldırım’ın Şeyh Sait açıklamasına ve gerici üslubuna sosyal medyadan tepkiler yağdı. Yok, merak etmeyin içiniz rahat olsun, tabi ki bu tepkiler bir seçenek önermekten yoksundu ve bireyseldi. Sosyal medyadan kızarak ve kötüyü eleştirerek iyi olduğunuzu varsaymaya devam edebilirsiniz.

Ne diyordu Kadri Yıldırım? Şeyh Sait isyanının Kürt halkının değerlerinden biri olduğunu, HDP’nin bu konuya duyarsız kaldığını ve yüzde doksan beşi Müslüman olan Kürt halkının İslami duyarlılıklarını hesaba katılması gerektiğini söylüyordu. Bu açıklamayı ilahiyatçı, teolog ve aynı zamanda yıllarca hizmet ettiği Kürt kültürü ve tarihi araştırmalarından yola çıkarak kürdolog kimliği ile yapıyordu.

Kadri Hoca’nın Kürt kültür ve tarihine dair yaptığı çalışmaları görmezden gelmek, dil çalışmalarını yok saymak, bunları pek çok sıkıntıya ve baskıya rağmen ürettiğini bilmemek mümkün değil. Eline emeğine sağlık… Ama bir insanı gördüğü baskıdan, yaşadığı travmadan ve çektiği çileden dolayı tasnif etmek aydın kimliği için yeterli olmayacaktır.

Kürt tarihinde her şey bitti de vitrine Şeyh Sait’i çıkarmak mı kaldı bir eksik? Kürtlerin emekçi karakteri değil de Müslüman olması mı belirleyecek sonucu.

Şeyh Sait isyanı 1925 yılında baskıya, sömürüye, zor koşullarına, acılara başkaldıran Kürtlerin bir çıktısıdır. Sadece Türkiye topraklarında değil, Suriye, Irak, İran’da, Lozan’ın hemen akabinde dört parçaya ayrılan Kürtlerin yeni sürece olan tepkisidir.  
Şeyh Sait ise bunun İslamcı ve gerici örneğidir. Evet, ne bu yüzden 1925 yılındaki ayaklanma bir bütün olarak gerici sayılabilir, ne de bunun parçası olan Şeyh Sait deneyiminin İslamcı ve gerici karakteri göz ardı edilebilir.

Kürt halkının hafızasında böylesi güçlü bir kalkışmanın liderlerinin idam edilmesi ciddi bir travma taratmıştır. Ama bunun nedeni Şeyh Sait’in özel olarak kendi karakterindeki İslamcı ve ümmetçi yaklaşımın bir Kürdistan tahayyülüne bağlamasında kaynaklanmıyor. Bu konuda kesin bir yargıya varmak da mümkün değil. Zira Şeyh Sait’in savunmasının hiçbir yerinde Kürdistan kelimesi dahi geçmiyor. Bu bilinç ve acının nedeni; bir daha eskisi gibi yaşamayacak Kürtlerin, yenisini kuramamış olmasıdır. Şeyh Sait bu sürecin nedeni değil sonucudur. Şeyh Sait isyanı eskiye özlemdir, yeniyi kurma iradesi değil. Parmak bir yeri gösteriyorken parmağa değil işaret ettiğine bakalım.

15 Şubat 1999’da Kenya’da alıkonulan Öcalan’ın, 29 Haziran’da ölüm cezasına çarptırılması da 29 Haziran 1925’te öldürülen Şeyh Sait’e bir göndermedir. İslam fikrinde “millet olan zillet” olacağından, zaten Kürtlük fikrinden ziyade ümmet fikri öne çıkmaktadır. Şeyh Sait isyanının fikirleri değil kanlı bir şekilde bastırılışı Kürtlerde bir etki yaratmıştır. Bu yüzden fikirler değil de acılar belirlesin bir halkın belleğini diye çaba harcanmıştır. Çubuğu Sait’in Şeyhlik makamı yerine devletin baskı ve zulmüne bükmek yerinde olacaktır. Şeyh Sait İsyanı, Kürtlerin yok sayılmasına ve dört parçada ayrı yaşamasına ciddi bir tepkidir, ancak tarihin tekerleğini ileri falan döndürme niyetinde değildir. Örnek olsun Şeyh Sait’e göre Osmanlı dönemi, Kürtler için gayet makul sayılabilir, zira Kürtler İslam sancağı altında yaşasalardı daha iyidir onun için.

Dönemin burjuvazisi, Kürt halkının isyancı karakterini İslamcı bir alana ittirmiştir ve bu durum daha çok Ermeni ve Ermenistan tehdidi bakımından Kürtleri Türklerle bir arada tutmaya yaramıştır. Kürtlük bilincini yaratmamıştır.

Kürt isyanları çağın gerisinde İslamcı bir karakter kazandıkça, uluslararası kamuoyu ve duyarlılıklar açısından burjuvazi tarafından kolayca alt edileceği ya da egemenleri zorladığı noktada zor kullanma açısından da meşruiyet sağlanacağından, İslamcı Kürt algısı isyan edene değil isyanı bastırana yaramıştır diyebiliriz.

1925 Şeyh Sait İsyanı elbette gerici bir isyan olmak zorundadır, çünkü dönemin koşulları sadece buna olanak vermektedir. Şeyh Sait isyanı bu gerici ortamda serpilip gelişmiştir ancak gerici cendereyi de kıramamıştır. Kırmak niyetinde de değildir. 1925 gericidir çünkü dönemin toplumsal koşulları buna uygundur ve isyan bu uygunluğa sığınmıştır bu tabloyu dağıtmamıştır.

Devletin İslamcı karaktere ittirerek ezdiği bir isyanın ardına İslamcılık değil aydınlanma kalmalıdır. Zira egemenlerin belirlediği bir kavganın biçimi değil, emekçileri kurtuluşa götürecek bir zemin sadece gerçekliği belirleyebilir.

Türkiye Burjuvazisi, Kürtlerin gericiliğinden Kürtlere bir kurtuluş çıkmayacağını çok erken öğrenmiştir. Kürtler karşıya alınacaksa da böyle alınmalıydı. Bugün Kürt aydın ve yazarlarının dönüp dolaşıp Şeyh Sait’ten bir önder ve lider yaratma çabası tuhaf ve koftur. Bunu yaparken de Aleviliğin öne çıktığı Koçgiri gibi isyanlara hiç değinmemeleri bu nedenle tutarlıdır.

Korkusuz halkların kahramanlara ihtiyaçları yoktur. Kahramanlar korkakların ihtiyacıdır. Kürt halkının da kahramana değil aydınlanma ve emek mücadelesine ihtiyacı var.

İlla deneyim ve lider arıyorsak SSCB’ye bakalım. SSCB’de Kürt hareketi yoktur örneğin. İlk Kürtçe romanı yazan, ilk Kürt sinemasını çeken, en uzun soluklu gazeteyi çıkaran, radyo deneyimlerini, tiyatro örneklerini örgütleyen, anadilinde eğitim alan ve profesörler yetiştiren bir dönemde kimse bunlar için can vermemiş, bunları gerçekleştirmek için ölümü göze alma ihtiyacı dahi duymamıştır. Kürt halkı SSCB’de bu göze alışı sosyalizmi savunmak adına yaratmıştır.

Kadri Yıldırım’ın bunları bilmiyor oluşunu iddia etmek komik olur. Ama neden bunları değil de gerici bir ayaklanmayı ve liderini öne çıkarıyor? Hem de Kürt halkının Kürdistan’da IŞİD’e karşı, seküler değerleri savunarak verdiği savaştan dolayı gördüğü desteğe rağmen?

Neden burjuvazinin işine gelecek şeylere emek verir ki bir aydın? Ya da aydın diyebilir miyiz buna vesile olana?

Son söz sosyal medyadan tepki vermekle yetinenlere. Kürt siyaseti uzunca bir zamandır Kürt illerinde zaten Şeyh Sait anmaları yapıyor ve burayı örüyor. Aydınlanma ve emek mücadelesinin aldığı yarayı anlatmaya dahi gerek yok.  Bu nedenle ara sıra birkaç vekilin çıkışı ile sıkılmasın canınız. Oy vererek meclise getirdiğiniz, Türkiyelileşme konusunda emek, Kürdileşme noktasında da aydınlanma mücadelesinden feragat eden insanlar yıllardır bu hattı örüyor zaten.

Bize düşen ise sızlanmak ya da şaşırmak yerine Küdistan’da, aydınlanma ve emek mücadelesini büyütmektir. Bir öneri değil bir planlama konusu olduğunun altını çizerek. Önermiyoruz, örüyoruz ilmek ilmek.