Cephelerin ışığında 4. tur

16/06/2012 Cumartesi
Cephelerin ışığında 4. tur

Fransız Solu’nda hangi parti, hangi hareket siyasi anlamda nerededir? Fransız toplumunda hangi örgüt, hangi eğilim, hangi program, hangi söylem ne denli köklü, radikal, devrimci bireysel, toplumsal ve iktisadi değişimden yanadır? Kanımızca somut cevaplar kimin neye hangi açıdan baktığında, kimin nerede nasıl durduğunda saklıdır. Toplumsal değişim amacı geleceğe yayılmış soyut bir umutlar, dilekler demeti midir? Yoksa siyasi iktidarın alındığı, seçim sandığının sol iradeyle kapandığı an önümüzde hazır bekleyen bir yol haritası mı? Kendine sol etiketi yakıştıran bir siyasi gücün etrafında kenarından, köşesinden katılacağımız, destekleyebileceğimiz, bel bağlayabileceğimiz, en azından ilk başta kem göz gerektirmez bir köprü olanağı mı, yok yoksa mevcut dünya düzeninin, kapitalizmin sol kisveli yeni bir aldatmacası diye bildiğimizi okuyacağımız bir serap mı?

solc.jpg
Sosyalist Partisi, Yeşiller ve Sol Cephe logoları

Kestirme cevaplar
Bu soru(lar) ilerici yelpazede özgün bir yere sahip anarşistler hariç tüm Fransız solunun her seçim arifesinde (bazen yüksek bazen de alçak sesle kendi) kendine sorduğu bir sorudur. Hükümet ve yönetim alternatifi olarak denenmiş ve de (kapitalizm işletmecisi ama yer yer de toplumsal ilerleme etkeni olarak da) kendilerini kanıtlamış Sosyalistler için cevap doğal olarak EVET’tir... Onların hedefi daima “hemen ve şimdi” iktidardır. 20. Yüzyıl tarihinde üç kez yönetim ortağı olmuş Komünistler içinse cevap çoğu zaman BAKALIM’dır... Gerçi herhangi bir sol örgüt, yönetici, militan, sorumlu birey olarak da çok başka somut ve sıcak soruları DERHAL yanıtlamak zorunda kalabilir(iz). Kuşkusuz önceden belirlenmiş bir örgütsel bir rota, kişisel bir güzergâh yoksa ya da “egemen iktidarı” kitap ve internet sayfaları aracılığı veya sokakta döğüşülen polis ve siyasi karşıtlarla sert temas oranında tanıyorsak “veryansın etmenin” ötesine geçmenin pek olanağı yoktur. Ayrıca yarın Fransa’yı bekleyen 4. Tur seçimlerde olduğu gibi toplumu içinden kemiren, iktidar yolu gözleyen ırkçılık, milliyetçilik, totalitarizm gibi doğal olmayan âfetler söz konusuysa...

Farklı Cepheler
Fransız halkı” diye tüme genellemek hatalı olabilir. Zira sol kendi tabanı ve seçmeninden söz ederken, “Sol Halk” deyimini kullanır. Bizde lafımızı en azından bu bağlamda öyle sürdürelim. Sol Halk böyle doğal olmayan âfetler karşısında Halk Cephesi, Cumhuriyetçi Cephe, Ortak Sol, Sol Cephe gibi önlemler, adeta panzehirler geliştirmiş bir toplumun eylemci, aktif parçasıdır. Öte yandakilerin cepheleri yok mudur? Tabii ki var: Adı konmuş Milli Cephe (Front National) ile adı konmamış, en gerici ve şiddetli sağcıları yakınlaştıran gölge bir Sağ Cephe daima var olmuştu. Ama II. Dünya Savaşı’nda yaşananların ardından ortaya çıkmaları, alenen ırkçı, ayrımcı, saldırgan tavır ve düşüncelerini sergilemeleri zaman alacaktır. Bu doğrultuda bir çaba son zamanlarda iyice gündemi zorlasa da, bir Sağ Cephe’nin oluşabilmesi için Fransız sağının epeyce bölünmesi gerekecektir.

Halk Cephesi 1936’da Avrupa’da yükselen Faşizm ve Nazizme karşı başta İspanya ve Fransa olmak üzere bir çok ülkede politik ve sosyal kalkan biçiminde kullanıldı. İnsanlığın yaşadığı en kanlı ve karanlık devri engelleyemese de o gün siyasi ve sınıf bilincini bu günlerde de tarihten ders çıkarma bilincini güçlendirdi. Halk Cephesi fikri ve eylemi böylelikle bütün dünyanın, halkların önünde bir örnek, acil durumlarda hayata geçirile(bile)cek, evrensel bir siyasi seçenek olarak yerini aldı.

Cumhuriyetçi Cephe 1956 başında Sosyalist sol ve türevleriyle Charles de Gaulle yanlısı Sosyal Cumhuriyetçi hareket arasında Cezayir sorununa barışçıl ve müzakere yoluyla çözüm bulmak amacıyla oluşturulmuş, örgütsel hiç bir özelliği olmayan, ilkesel bir birlikti. Zira özellikle o tarihlerde Fransız ordusu saflarında çok sayıda aşırı sağcı ve milliyetçi, “Cezayir Fransızdır, Fransız kalacaktır” diyen faşizan asker, subay ve gruplar mevcuttu. Bu çevreler belli sınıf ve çevrelerin de etkisiyle kolaylıkla zor kullanabiliyorlardı. En hızlıları daha sonraları kendi aralarında kurdukları OAS adlı bir grupla Cezayir’de yönetimi ele geçirmek için askeri darbe yapacak, De Gaulle’e suikast düzenleyecek kadar ileri gidecekti.

O tarihlerde bu gruplara yakın sıkı milliyetçi, iyi hatip bir genç asteğmen türemişti. Hindiçini ve Cezayir savaşlarına katılmış, daha sonraları işkencecilikten yargılanmış bu genç subayın adı Jean-Marie Le Pen‘di (1928). Hukuk ve siyasal bilgiler eğitimi de görmüş olan Le Pen 1972’de Milli Cephe partisini kurup 2011’e kadar başkanlığını sürdürecekti. Milli Cephe kurulduğu tarihten itibaren istikrarlı bir biçimde büyüyerek orta sınıfların ırkçı, dinci, tutucu egemen çevrelerin sözcülüğü ve vurucu gücü rollerini de üstlenecekti.

korsan.jpg
Jean-Marie Le Pen bir seçim kavgasında kaybettiği tek gözüyle 1975

Daha önce 4 yazıda anlattığımız Sol Cephe (*) ise Fransız Solunun Solu, Fransız Komünist Partisi’nin girişimi ve Sosyalist Partisi’nin sol kanadından koparak kurulan Sol Parti ve 4 diğer sol hareketin işbirliğiyle oluşturulan ortak bir siyasi hareket. Sol Parti’nin eşbaşkanı Jean-Luc Mélenchon, sadık okurun hatırlayabileceği gibi Sol Cephe’nin cumhurbaşkanı adayı seçilmişti. Ancak gerek Cumhurbaşkanlığı, gerek geçen hafta Le Pen’den görevi devralan kızı Marine Le Pen’e karşı giriştiği milletvekilliği yarışmalarından mağlup çıkacaktı.

Hangi Sol!
22 Nisan - 6 Mayıs tarihleri arasında yaşanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, şimdi de geçen Pazar’dan (10 Haziran) beri yaşadığımız ve yarın II. Turu yapılacak Genel Seçimlerle (17 Haziran) sonuçlanacak yoğun bir siyaset dönemini geride bırakmak üzereyiz. 15 aydır süren seçim heyecanları, seçim kavgaları siyasi yapılara, çevrelere sağını solunu yeniden değerlendirme olanağı sağladı. Yazımızın girişindeki sorular gündeme geldi. Fransız sağı, şu anda (genel kanıya yani siyaset uzmanları, kamuoyu araştırma kuruluşları, basın-yayına göre) Solun Solu ismiyle anılan parlamento içindeki FKP, Sol Cephe ve Yeşilleri yaklaşık bir çeyrek yüzyıllık geriye gidişle Aşırı Sol olarak görürken, Avrupa Komünist partileri içinden bir kanat da Sol Cephe’yi Reformist Sol, “Fransız Sosyalistlerinin kuyrukçusu” nitelemekten çekinmiyordu. Olayı biraz daha dünya ölçeğine açacak olursak, örneğin Türkiye BİA Haber ajansının Fransız seçimlerini aktaran ve yorumlayan bültenlerinde, Fransız siyasi terminolojisi ya da söyleminde Aşırı Sol diye tanımlanan, genel seçimlerin ilk turunda toplam yüzde 0,98 alabilen iki küçük Troçkist (bir tanesi Troçkistlikten kısa bir süre önce istifa eden Yeni Antikapitalist Parti, diğeri İşçi Mücadelesi) hareket Solun Solu niteleniyordu. Son örnekler, gerekçe ve olası açıklamaları ne olursa olsun, herkesin kendi konumundan hareketle ne denli farklı, göreli hatta zıt tanımlar getirebileceğinin hoş bir sergilemesiydi.

Fransa’ya dönecek olursak: Peki, şu anda geleneksel Fransız sağı Solun Solunu niçin birden Aşırı Sol kategorisine sokmağa karar vermişti? Zira kendisi Cumhuriyetçi Cephe ilkesini bozarak aşırı sağcı ve sosyal milliyetçi Milli Cephe ile kotaracakları olası yerel veya ulusal işbirliklerini kendi seçmen tabanında haklı gösterebilmek, De Gaullecü ve demokrat kanadı ikna edebilmek için Sosyalist solun, Aşırı solla seçim işbirliği yaptığını ileri sürüyordu.

Ancak Sarkozy kalıntısı, geleneksel sağ parti UMP bu suçlamayı hangi savlara dayandırır? Bir: Sol Cephe’nin lideri Sol Parti Eşbaşkanı Jean-Luc Mélenchon ve Fransız Komünist Partisi’nin Küba’yı savunmasını, Fidel Castro ve rejimine diktatörlük demediklerini gerekçe gösterek. İki: Sol Cephe veya FKP sözcülerinin ya da FKP yarı resmi yayın organı L’Humanité gazetesinde zaman zaman «Sınıf Savaşı» kavramının kullanıldığını ileri sürerek. Üç: Sol Cephe sivil başkaldırı ve yurttaş devrimi sloganlarını ortaya attığı için. Dört: Mizahının ne denli kara ve yaygın olduğu bilinen Mélenchon bir radyo ya da televizyon programında «Zenginleri sokakta gördüğün zaman ceplerindeki parayı alacaksın» dediği için. Beş: Mélenchon Komünist Yunan müzisyen Mikis Teodorakis ile yakın arkadaş olduğu için. Eeee, ne varmış bunda demeyin! Efendim Teodorakis antisemit, Yahudi karşıtlığı yapıyormuş. İşte böylesine bilimsel ve nesnel nedenlerden ötürü Sol Cephe Aşırı Sol imiş. Sosyalist Parti aşırı solcularla işbirliği yaparak zaten Cumhuriyetçi Cepheyi bozmuşmuş… Gerisini siz anlayın demeye getiriyorlar. İşin vahim yönü bu argümanları sokaktaki UMP militanları uydurmuyor. Bu savlar televizyon kameralarının önünde Fransız sağının en ciddi ve güvenilir adamı diye bilinen, bir önceki hükümetin 2 numarası Dışişleri Bakanı Alain Juppé veya UMP Genel Sekreteri Jean-François Copé’nin ağzından çıkıyor ve onların ardından koro halinde UMP şürekâsının, eski bakanlar, parti ileri gelenlerinin diline pelesenk ediliyor.

Cumhuriyetçi Cephe ilkesi
Yeri gelmişken Cumhuriyetçi Cephe ilkesinin 1956’dan bu yana evrimini özetliyelim. 1990’lı yıllara kadar sessiz bir centilmenlik antlaşması, cumhuriyetçi ilkelere sahip çıkma biçiminde süren bu antlaşma sosyalistler kadar komünistleri de içeriyordu. Başta geleneksel sağın tarihi liderleri General De Gaulle, ya da Jacques Chaban-Delmas olmak üzere tüm sağ kişilik ve yöneticiler II. Dünya Savaşı’ndan beri ideolojik çelişkileri ne olursa olsun her türlü önemli siyasi gelişmede saygıdeğer muhatap olarak komünistlere, sosyalistlere danışmış, görüş almışlardır. Çünkü iki taraf da özünde eşitlik, demokrasi ve insan haklarına saygılı ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, Yahudi karşıtlığı gibi konularda tam bir görüş birliği içinde hareket ederlerdi. Bu nedenle Le Pen’lerin Milli Cephe hareketi kurulduğundan beri, özellikle de ırkçı ve Yahudi karşıtı söylemlerinden ötürü geleneksel sağ tarafından titizlikle Cumhuriyetçi kesimin dışında tutulmuştu.

1980’li yıllarda RPR (dönemin büyük sağ partisi) Milli Cephe’nin bazı bölgelerdeki örgütlü varlığından ötürü oy kaybetmeye başlayınca yerel örgütlerden MC ile zaman zaman sola karşı işbirliği, güçbirliği yapma istekleri yükselmişti. O yılların önemli sağ liderlerinden, Lyon Belediye Başkanı ve Dış Ticaret Bakanı Michel Noir’ın şu cümlesi bu eğilimleri mahkum etmiş ve siyasi literatür tarihine geçmişti: “Ruhunu kaybetmektense bir seçim kaybet daha iyi...” Daha sonraları sağın son karizmatik lideri Jacques Chirac da MC’ye karşı bu ilkeyi savunmuş, sıkça zikretmişti. Ancak Nicolas Sarkozy bazı erdemleri ve ilkeleri hiçe sayarak MC’nin ayrımcı, dışlamacı söz ve davranışlarını sahiplenerek bu faşizan hareketin oy tabanını çalma taktiği uygulamıştı. 2007’de yürüyen bu taktik 2012 seçimlerinde ters tepti. Ne var ki, UMP içerisindeki resmi kanatlardan Halkçı Sağ hizbi milletvekilleri koltuklarını kurtarabilmek için MC ile yakınlaşmanın yollarını aradılar. Genel Sekreter Copé ve yönetimi de sırf bu kısa vadeli kaygılar nedeniyle Sosyalist Solu seçim müttefikleri etrafında yukarda anlatmağa çalıştığımız sudan gerekçelerle yıpratmağa çalıştılar.

Birkaç gün süren sessizlikten sonra Sosyalist partisi, hem de Başbakan Jean-Marc Ayrault’nun ağzından bu hayasızlıklara cevap geldi. Ayrault De Gaulle’ün Komünistlerle ortak hükümet kurmasından Komünistlerin Ulusal Direniş Hareketi’ndeki yerlerine Komünistler ve Sol Cephe’nin ayrımcılığa ve Yahudi-İslam karşıtlığına karşı, insan hakları ve eşitlik mücadelesindeki ağırlık ve tutarlılıklarına değinerek UMP ve Copé’nin Milli Cephe ile kurdukları paralelliğin nasıl saçma, yersiz ve oportünistçe yapıldığını vurguladı. Geçmişte Jacques Chirac, Simone Weil gibi tarihi sağ kişiliklerin ve daha yakın zamanlarda, şimdiki Marsilya Belediye Başkanı Jean-Pierre Gaudin’in bile MC adayına karşı Komünist adayı desteklediklerini hatırlattı. Öte yandan bizzat Cumhurbaşkanı François Hollande dün Limoges kentinde katıldığı bir mitingde, bütün görüşlerine katılmasa da Komünist kültürün Fransız sosyal ve çalışma hayatına kazandırdığı olağanüstü zenginliğe hayranlığını belirtip, Fransız tarihinin bu partiye ve Fransa’nın Komünist direnişçilere olan borcunu hatırlatıp onların anısı önünde saygıyla eğildiğini söyledi.

Ve 4. Tur
Yarın 40 milyondan fazla Fransız ilk turda seçilen 36 milletvekilinden sonra bekleyen 541 koltuğu daha doldurmak üzere seçim sandıklarına davetli. Fransa’da uzun süredir iki turlu Cumhurbaşkanlığı seçimlerini takiben Genel seçimler yapılır. Bu yüzden Fransızlar Genel seçimler için “Seçimlerin 3. Turu” deyimini kullanırlar. Genellikle ilk turda net eğilimler derhal ortaya çıkar. Ancak bu kez birinci turun ardından solun çok net bir çoğunluk kazanıp kazanmayacağı belirsizdi. Bu nedenle biz bu ikinci turun bir 4. Tur özelliği taşıdığına inanıyoruz. Son kamuoyu araştırmaları şimdi artık solun zaferinden emin. Fakat bu turun özgünlüğü şimdi Sosyalistlerin en azından 289 koltuk kazanarak tek başlarına iktidar olup olamayacakları sorusunda düğümleniyor. Aşağıdaki grafiğe bakılacak olursa Sosyalist Partisi (pembe) 285 ile 320 arası bir sayı bekliyor. SP 2007 seçimlerinde ancak 204 milletvekili çıkartabilmişti. Solun diğer iki ortağı arasında oy orantısı olarak daha yüksek olan Sol Cephe (kırmızı) 13-18, Yeşiller (yeşil) ise 14-20 arası milletvekili umuyorlar. Yeşillerin şansı nispi çoğunluk sisteminden kaynaklanıyor. Meclis’te parti grubu kurabilmek için en az 15 milletvekili şart. Acaba Sol Cephe ve Yeşiller bu eşiği aşabilecek mi?

fransaoran.jpg

Öte yandan merkez-merkez sağ Demokrat Hareket MoDem’in (turuncu) 3 vekilden fazla çıkarması olanaksız. Lideri François Bayrou’nun şansı yok denecek kadar az. Seçimler bu partinin ömürünü noktalıyabilir. Ana muhalefet partisi konumuna geçecek UMP (mavi) yeni mecliste iyimser ihtimalle 260 koltuk kazanacak. Bir önceki mecliste 320 vekili olan UMP için sonuç tam bir hüsran. Milli Cephe (lacivert) ise seçim sisteminden ötürü 3 milletvekiliyle yetinmek zorunda. Aynı nedenden 1987’den beri meclise vekil gönderememiş olan MC için 3 rakamı bile büyük bir sevinç ve tatmin kaynağı. Çünkü meclise girecekler arasında parti lideri Marine Le Pen ve tarihi lider Jean-Marie Le Pen’in torunu, Marine’nin de yeğeni Marion Maréchal-Le Pen de var.

Bu seçimler sol ve sosyalistlere bazı köklü değişimleri gerçekleştirebilme şansı tanıyacak. Fransız Solu, Senato ve Cumhurbaşkanlığı makamından sonra şimdi de Millet Meclisi’nde yönetimi ele alıyor. Dünyanın gözü –abartmasız- Fransa’nın üzerinde olacak. Fransa’nın atacağı siyasi, iktisadi, toplumsal ve kültürel adımlar, gerçekleştireceği önlem ve reformlar dünyaya esin kaynağı olabileceği gibi kapitalist bir ülkede sol yönetimin başarabileceklerine dair son umutları da karartabilir. Fransız Yeşilleri’nin Avrupalı yoldaşlarından siyasi anlamda daha radikal olması, Komünistlerin yönlendirmesinde Sol Cephe’nin seçimlerden daha güçlü çıkması emekçi ve ücretli yığınlar, bilim ve kültür-sanat insanları için fevkalâde önemlidir. AB ve dünya Pazar mekanizmalarının cenderesine girecek hükümete hem cesaret-destek vermek, hem de toplumsal ilerleme yolunda baskı yapabilmek için Solun Solunun daha güçlü olması zorunlu. Sandık, dolayısıyla demokratik irade bakalım nereye ve ne kadar gidişatı kolaylaştıracak, daha insani bir mücadele zemini sağlayacak.

(Sol Cephe – Yurttaş Devrimi)
..............................................................................
Paris – [email protected] / 16 Haziran 2012
.................................................................................................................................................
(*) http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ugur-hukum/sol-cephe-ve-melenchon-4-hed...

ÖNCEKİ YAZILARI

Florange Dizisi -1- 08/12/2012 Cumartesi
Sağa keskin viraj! -2- 17/11/2012 Cumartesi
Sağa Keskin Viraj! -1- 10/11/2012 Cumartesi
Hollywood gözüyle Paris (*) 03/11/2012 Cumartesi
Göçmenlere oy sözü rafa mı? 27/10/2012 Cumartesi
17 Ekim 1961 20/10/2012 Cumartesi
SoL'dan Sola ilk ikaz 13/10/2012 Cumartesi