Devrimci Cumhuriyet

29/10/2016 Cumartesi
Devrimci Cumhuriyet

Cumhuriyet, hükûmet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimi. Egemenlik hakkının belli bir kişiye-aileye ait olduğu monarşi ve oligarşi kavramlarının tersi. Demek ki usul şu: Yönetimi herhangi bir âdeme vermeyecekseniz. Hiç kimse orada sonsuza kadar kalmayacak. Kendisini ülkenin sahibi sanmayacak…

Ne yazık ki biz bir “cumhuriyet” kavramına sahip değiliz. Mevcudu Arapça kökten üretilmiş Osmanlıca bir terim. Cumhur, "bir araya toplanma, topluluk oluşturma", bu kökten türeyen cumhūr ise "cemiyet, toplum, kamu" anlamına geliyor. Respublica’nın Türkçe karşılığıdır ki o da “kamusal alan” demek. Demek ki cumhur olmak için bir kamusal alana ihtiyaç var. Bir kamusal alan yaratacağız ve o alan bizi birleştirecek.

18. yüzyılda monarşi ile yönetilmeyen iki ülke, Hollanda ve İsviçre birer respublica idiler. Erken kapitalist ülkelerdir. Buna Fransa katıldı. “Üçüncü sınıf”, içinde aristokrasi ve kilise babaları dışında kalan burjuvalar, işçiler ve köylüler vardı, ayaklandı. Monarşiyi, onunla birlikte ona güç veren aristokrasi ve kilise babalarını devirdi. Bastille’de toplandılar, önlerine ne çıktıysa sürüyüp attılar. Alanı temizlediler ve toplandıkları alan “respublic” oldu. 1789 Devrimi budur. Üçüncü sınıfın, bundan böyle aristokrasinin ve kilisenin etki-yetki alanın ötesinde bir alana sahip olduğu anlamına geliyor bu.

Biz de cumhuriyeti kurarak, sarayın, sultanın, şeyhülislamın alanından çıkıp seküler yeni bir alanda bir araya gelerek respublic olduk. Cumhuriyetimizin de özeti budur.

Evet, Kemalistler kurdu ama fikrin onlara ait olduğunu söylemek haksızlık olur. Fransız Devrimi’nin rüzgârından etkilenen Genç Osmanlılar tartıştı. İttihat ve Terakki amaç edindi. Mustafa Kemal orada öğrendi. Uygulama onuru onundur.

Bunlarla birlikte Fransız Devrimi ile başlayan dönemi, dünyada bir halk olma döneminin, mücadelesinin başlangıcı sayıyoruz. Bir kamusal alan yaratma ve o alanda aristokrasinin, kilisenin, dinin etkisini sıfırlama mücadelesidir cumhuriyet. Demek ki cumhuriyet “fıtratı gereği” laiktir, laik olmak zorundadır. Olmazsa, toplananları uygun bir biçimde birleştirecek bir kamusal alan yaratmamış oluyoruz ki, eksik cumhuriyettir. Cumhuriyetin eksiğinin olmadığını, eksik ise başka bir şeye dönüştüğünü biliyoruz.

***

Tezimiz şu: Cumhuriyet, eski toplumun temel biçimi olan cemaatleri dağıtıp kalanlardan, özgürleşenlerden bir halk yaratma girişimidir. Elbette devrimle olur. Ama bu da ancak ekonomik bir devrim kendisine eşlik ederse mümkündür.

Piyasa, bunu kolaylaştırmıştır. Piyasa, İngiltere’de kırsal ekonomiyi kendi ihtiyaçlarına göre şekillenmeye zorlayıp dağıtarak işe koyuldu. Piyasanın zoruyla topraktan kopup şehre gelenler, acımasız piyasa koşulları ile tanıştı. Artık emek güçlerinden başka satacak bir şeyleri yoktu. Böylece organik olmaktan çıkıp “inorganik” olmak zorunda kaldılar. Terim “Büyük Dönüşüm”ün yazarı Karl Polonyi’nindir. Piyasa toplumu üzerine bu çok değerli kitabı kaleme alan Polonyi, piyasa toplumunu “inorganik toplum” olarak tanımlıyor ki gayet yerindedir. Cemaat organik bir yapıdır, insanların mülkiyet, din vb. ile birbirine bağlanması halidir. Kapitalizm içinde geliştiği bütün organik yapıyı dağıtır, parçalar.  Böylece “özgürleştirdiği” insanları ekonominin gereklerine göre yeniden bir araya getirip örgütler. Ortaya çıkan yeni bir bütünlüktür ama yine de organik bir yapı değildir. Böylece bireyler bir yandan toprağa bağlılığından koparılmış, öbür yandan da piyasada sonsuz sayıdaki dolaşım odaklarından biri olmak dışında bir seçenek bırakılmamıştır. Emek güçlerini satacaklardır artık.

Cumhuriyetle ilgisi ne? Şu; “özgür bağımsız bireyler” başlangıçta bu iktisadi gelişimin getirisi olmuştur. “Feodal bağlılıklarından koparılmışlardır” anlamında söylüyoruz. Deyim yerindeyse, cumhuriyetin alt yapısını piyasa hazırlamıştır.

Burada Fransız Devrimi’ni bir prototip olarak kullanıyoruz. Oradan Ekim Devrimi’ne ulaşıyoruz. Arada 1848 Devrimi ve 1871 Paris Komü’nü var. İkisini de yeni bir cumhuriyete hazırlık sayıyoruz. İçinden Ekim Devrimi çıktı, sosyalist cumhuriyete dönüştü. Birkaç yıl sonra kıyısında Anadolu Kurtuluş Mücadelesi başladı. Anadolu hareketinin önderleri sosyalizmden ürkmüşlerdi ama nihayetinde bir cumhuriyet kurdular.

***

Üç devrimin etrafında cumhuriyet fikriyatını tartışıyoruz. Fransız Devrimi ile gelen cumhuriyet, Rus Devrimi ile gelen Sosyalist Cumhuriyet ve içinde bulunduğumuz için Türkiye Cumhuriyeti. Üç devrimin ortak noktası cumhuriyettir. Bunun politik olarak neye tekabül ettiğini tartışabiliriz. Ama her üçü de, içinde geliştikleri toplumların dinsel-feodal-aristokratik yapısını dağıtmış ve yerine bir halk yaratmaya girişmiştir.

Öyleyse cumhuriyet halk olmayandan bir halk yaratma işidir. Fransız Devrimi mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Katolik Kilisesi'nin etki alanının daraltılmasıdır. Ekim Devrimi, monarşinin devrilip yerine sosyalist cumhuriyetin kurulması ve Ortodoks Kilisesinin etkisinin kırılmasıdır. Türk Devrimi monarşinin yıkılması ve hilafetin sıfırlanması işidir. Sıfırlanmıştır. Şimdi büyük geri çekilme dönemindeyiz.

İdeolojik arka planını hatırlayalım; Kant tanrıyı tahtından indirmişti, Robespierre buna dayanarak ayaklanıp kralı tahtından indirdi. Cumhuriyet bir taht devirme işidir. 14. Louis ve Kraliçe Marie Antoinette’in bıraktığı boşlukta yeşerir cumhuriyet. Kral varsa, kraliçe varsa, sultan varsa cumhuriyet yoktur.

***

Ve elbette bütün bunlar halkın üzerindeki din etkisini sıfırlama işidir. Devrimlerin giriştiği reformların nihai amacı da budur. Takvim örneğine bakalım. Fransız Devrimi bir cumhuriyetçi takvim icat etti. Bu takvim 30 günlük 12 aydan oluşuyordu. Hafta 10 gündü. 30 günlük 12 aydan artan 5 gün cumhuriyet bayramlarını kutlamak için kullanılıyordu. Bu takvim adını doğadan alıyordu. Brumaire sis ayıydı, Frimaire don ayı, Germinal yeşilin sürgün verme ayı, Floréal çiçek ayı, Thermidor sıcak ayıydı. Takvimi hazırlayan komisyonda gök bilimciler, matematikçiler ve hatta bitki bilimciler beraber çalışmışlardı.

Neden cumhuriyetçi bir takvim ihtiyacı duydu devrim? Çünkü hâlihazırda mevcut takvim dinsel bir şeydi. Günlük hayatın dine göre düzenlenmesinin en somut yansımasıydı. Takvimi değiştirmek dinin günlük hayat üzerindeki kontrolünü kırmak anlamına geliyordu. Böylece azizlere adanan günler gitti, kırsal üretim dönemine adanan günler, mevsimler geldi. Ekim Devrimi takvimi değiştirmiştir. Türk Devriminden sonra da takvim, mesafe ve ağırlık ölçüleri, alfabe gibi alanlarda değişiklik oldu. Amaç bir ve aynıdır.

Fransız Devrimciler daha cüretkârdı. Katolik dinini kaldırıp yerine, akıl kültü veya mutlak varlık kültü koymaya kalkıştı. Tanrıyı kaldırıp kiliseleri akıl tapınaklarına dönüştürmek isteyenler de vardı. Yeni bir akıl ve dolayısıyla yeni bir halk yaratmaktır.

Fransız Devrimi artık yeni soruları olan ve bu soruların cevabının dinde olmadığını düşünen insanların işiydi. Farklı soruları olanlara “yurttaş” diyoruz. Hiçbir sorusu olmayan, bütün soruların sorulmuş ve bütün cevapların verilmiş olduğunu düşünen, bunu bir kutsal kitapta arayana demek ki yurttaş diyemiyoruz. Yeni sorular ise “Aydınlanma” işidir. Aydınlanma seküler sorular sormak ve seküler yanıtlar aramak demektir. Laiklik ise, seküler soru sorma ve cevap aramayı imkânsız kılacak dinsel geri dönüşü engelleme işidir. “Devlet işinden dine el çektirmeden seküler bir alan yaratamazsınız demektir” bu.

Türk Devriminde de benzer şeyler oldu. Harf devrimi, takvim ve ölçülerdeki değişikliklerin amacı dinin günlük hayat üzerindeki etkisini kırmaktı. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasındaki amaç da budur. Yeni bir halk olacaksa yeni bir dil olmalıdır. Yeni bir dil yaratma işi ise mutlak bir biçimde mevcut tapınakların yerine “akıl tapınakları” kurma işidir.

***

Cumhuriyet devrimi, cemaatlerden yeni bir halk yaratma işi ise, karşı devrim de halkı yeniden cemaate dönüştürme işidir. Bir cumhuriyet gününde karşı karşıya olduğumuz şey tam da budur. Bu gerici kalkışma, bizi yeniden üç devrimin eşiğine getirip bırakmaktadır. Devrim cumhuriyettir ve devrim mücadelesi bir cumhuriyet mücadelesidir.

200 yıl sonra yeniden “eşitlik, özgürlük, kardeşliğin” kapısındayız. Kardeşlik ön şartıdır cumhuriyetin. Kamusal alanda, respublic, eski giysilerimizden arınarak, kul olmayı reddederek eşit yurttaşlar olarak toplanmak ve kardeşleşmek cumhuriyetin ilk şartıdır. Arkasından gelen ise devrimin niteliğini ele verir.

Fransız Devrimi bir özgürlük hareketidir, vurgusu özgürlüğedir. Ancak piyasa tarafından teslim alınmış ve karşıtına dönüştürülmüştür. Ekim Devrimi bir eşitlik hareketidir, vurgusu eşitliğedir. Ancak kapitalizm korkusu tarafından teslim alınmış ve karşıtına dönüştürülmüştür.

Şimdi bir yeni özgürlük ve eşitlik hareketi yaratma mecburiyeti ile karşı karşıyayız. Bu yeni bir cumhuriyet için mücadele demektir. Yenisini kurabiliriz ve kardeşliğin üzerine özgür ve eşit bir dünya inşa edebiliriz.

Şimdi, yeni ve devrimci bir cumhuriyete ihtiyacımız var… Öyleyse yaşasın cumhuriyet!

ÖNCEKİ YAZILARI

Ayak oyunu 21/05/2019 Salı
18/05/2019 Cumartesi
Ramazan sohbetleri 14/05/2019 Salı
Yorgun demokrat 11/05/2019 Cumartesi
Allame-i cihan uğurlaması 07/05/2019 Salı
1990’lı yıllara dönüş 23/04/2019 Salı
Namludaki yazı 20/04/2019 Cumartesi