Türkiye nereye gidiyor: Savaş ve bölünme kapanı

02/11/2017 Perşembe
Türkiye nereye gidiyor: Savaş ve bölünme kapanı

1-“Dünya nereye gidiyor?” yazımızı özetleyerek başlayalım: Dünya kapitalizmi bunalımda. Bu nedenle hızla kumarhaneleşti, finansallaştı. Bu tercih sorunu daha da ağırlaştırdı. İktisadi kriz emperyalist sistemde hegemonya krizine yol açtı. Yani çifte kriz sarmalındayız. ABD hegemonik gücünü yitiriyor. Henüz karşısına tam donanımlı emperyalist bir güç çıkabilmiş değil. Çifte kriz savaşları tetikliyor. Savaşlar şimdilik vekiller üzerinden yürütülüyor. Ancak, feodal kimlikli çatışmaların Avrupa’nın içine taşınmış olmasının da ima ettiği üzere (Katalonya, İtalya, Bavyera, İskoçya ve Belçika örnekleri) doğrudan kapışma ihtimali artıyor.

2-Türkiye’nin nereye gittiğini bu çerçeve içinde anlayabiliriz. 

3-AKP ABD tarafından iktidara oturtuldu, emperyalizmin hegemonya krizi 15 yıllık iktidar dönemine denk geldi. AKP içeride hilafet rejimi kurmaya çalışıyor, bunu da dışarıya Sünni etki alanları üzerinden taşımak niyetinde. Bu ikisi birbirine bağlı. Dışarıya taşabilmesi için içeriyi sağlama almak zorunda. Kürt açılımının esas gayesi buydu. Kürtlerin İslami bir çözüme ikna edilmesi içeriye “istikrar” kazandıracağı gibi, din “kardeşliği” bölgedeki tüm halkların AKP etkisine ikna edilmesi bakımından kullanılacaktı.

4-Hep söylediğimiz gibi, olması ihtimal dahilinde değildi, olmadı. 

5-AKP Kürt sorununu çözemediği gibi İslamcı politikaları kendi tabanı dışındaki tüm gruplarda büyük tepkilere yol açtı. Cumhuriyetçiler, Aleviler, Kürtler, sosyalistler tam karşısında konumlandılar. AKP’nin bunları ikna etme şansı yoktur. Çünkü İslam’ın bunlara verebileceği hiçbir şey yoktur.

6-Şimdilerde AKP’nin karşısına sınıfsal kimliğiyle proletarya da çıkmaya hazırlanıyor. AB üyeliği niyetine çökertilen tarım ve sanayi Türkiye’yi yabancı sermaye girişlerine mahkum hale getirdi. Emperyalist sistem çifte kriz halindeyse, AKP ekonomisi de üçlü kriz yaşıyor: Hazinenin borç yükü, bütçe ve cari açıklar. Beton ekonomisi bunlara çözüm sağlamaz. Ekonomik büyümeye rağmen işsizliğin artışı sınıfın sahneye çıkışına olanak yaratıyor. 

7-Bütün bu nedenlerle AKP’nin içerideki tek politika aracı artık pür İslam ve şiddettir. Ve bu mecburiyet yalnızca yönetememe haline işaret eder.

8-AKP’nin içeriye yönelik stratejilerinin tükenmesi dış politikadaki başarısızlığının da önemli nedeni. Emperyalist sistemdeki hegemonya krizini çabuk kavradılar, ona göre konumlanmaya çalıştılar. “Madem ki bölgede herkes bildiğini okuyor, uluslar arası kurumlar ve düzenlemeler hükmünü yitiriyor, o halde biz de kafamıza göre takılırız” dediler ve iç gereklilikleri unutarak bu fırsat üzerinden dışarıda büyüme hedefi belirlediler. Bunu açıkça söylüyorlar da. Diyorlar ki “Türkiye bölünmemek için büyümek” zorundadır. Bu emperyalistleşme hedefidir. Erdoğan’ın “dünya beşten büyüktür” lafı da zaten bundan başka bir anlama gelmiyor.

9-AKP emperyalistleşmek isteyen sömürgeci zihniyetli bir partidir.

10-Bu niyet her şeyden önce insanlık dışıdır. Ne denli insanlık dışı olduğu da son olarak eski Katar başbakanının yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı: Katar ve Suud silahları Türkiye üzerinden, yani AKP’nin izniyle cihatçılara gönderilmiş. 

11-Peki emperyalistleşme niyetinin gerçekçiliği var mıdır? Yani AKP bu kaosu gerçekten de Irak’ta, Suriye’de etki bölgeleri yaratmak için değerlendirebilecek ekonomik, askeri, siyasi, akli olanaklara sahip midir? Bu sorunun yanıtı aslında çok kısa süre içinde bütün büyük güçlerle kavga etmiş ama aynı zamanda da bütün büyük güçlere mecbur halinden, Suriye’yi ele geçirmek niyetinin Suriye’de bir Kürt devletinin doğmasıyla sonuçlanmış olmasından ve nihayet Rusya’nın Soçi’ye YPG’yi davet etmiş bulunmasından ortaya çıkmış durumda: AKP bu işi de beceremez. 

12-AKP’nin iç ve dış politik stratejilerindeki çaresizlik hali sonuç olarak tek bir şeyi gösteriyor: Savaşa mecburlar. AKP’nin bu kilitlenmişliği hegemonya krizinin yarattığı kaotik ortamda daha büyük anlam ve önem kazanıyor. Zira AKP bu haliyle her tür vekil savaşının taşeronu olmaya, her tür dış savaşı içeriye taşımaya namzettir.

13-İdlib konusu giderek önem kazanıyor. Rusya AKP’yi oraya cihatçıları kontrol etmek üzere sokmuş iken, O yine haddini aşarak kuvvetlerini Afrin’i güneyden çevirmek için kullanıyor. Rusya bu rahatsızlığını dillendirmeye başladı. Suriye ise en başından beri “derhal çıkın” demekte iken, şimdi en yakın zamanda İdlib operasyonunu başlatacağını duyuruyor. AKP’nin ilk doğrudan sıcak teması bu bölgede gerçekleşebilir. Sıcak savaş Türkiye’nin bölünmesi için emperyalistler açısından aranan fırsat işlevi görür.

14-AKP elinde Türkiye savaşlardan savaşa sürüklenecek ve bölünecek. 

15-Türkiye’de barış ve birlik için tek çıkar yol işçi sınıfının mücadelesidir. Yaklaşan kasırgaları hissederek içe kapanmak, kötümserlik üretmek yerine, o ortamın sunacağı devrimci olanaklara odaklanmak ve bu öngörüyle gücü tahkim ve organize etmek gerekir. İşçi sınıfını örgütlemeye girişirsek Kürt ve Türk emekçilerinin birbirlerine karşı olan mesafesini burjuvaziye karşı dinamik bir güç haline getirebiliriz. Her alt üst oluş kaos ortamında gerçekleşir. Ama tek bir koşulla: Eğer gelişmeleri devrim perspektifiyle okuyan ve örgütlenmiş bir Parti varsa. Diğer bakış açılarının tamamı, saray rejimini yıkmak retoriği de dahil, ancak düzeni restore etmeye yarar.