İttifak oyunları

01/03/2018 Perşembe
İttifak oyunları

AKP başkanlığı kapmak, MHP ise barajı aşmak için ittifaka girdiler. Oysa birbirleri hakkında daha düne kadar neler demiyorlardı?

Garip mi? Değil. Düzen siyaseti diye boşuna demiyoruz. İlke aranmayacak. Herkes kendi derdinde.

Ama yine de bu ikisi açısından bir ilke var: “Türkiye’yi terörden temizlemek” dedikleri şey.

Artık bu noktada, “çözüm” süreçlerinde AKP’yi yerden yere vuran MHP’nin mi dediği oldu, yoksa MHP mi PKK’yi aynı süreçte iyice yumuşattıktan sonra şimdi son darbeleri indirdiği iddiasında bulunan AKP’nin dediğine geldi, ayrı konu.

İsteyen bunu diline sarabilir, kesin olan ise AKP ve MHP’nin bundan başka söyleyebilecek hiçbir sözlerinin olmamasıdır. Bu konuda yapılanlar ise Türkiye’yi giderek daha fazla derecede emperyalizmin bölgesel oyunlarına bağlamaktadır.

İnanmayan Kürt sorununun Suriye üzerinden nasıl uluslararasılaştığına, emperyalistler tarafından nasıl kullanıldığına ve Salih Müslim’in AKP’nin bütün ısrarlarına rağmen Çek Cumhuriyeti tarafından nasıl salıverildiğine dikkat gösterebilir.

Kılıçdaroğlu baktı ki şimdilerde ittifak demokratlığın ve esnek siyasetin göstergesi, bir soru üzerine HDP ve Saadet Partisi ile ittifak için “neden olmasın” deyiverdi. Gerçekten çok haklı, neden olmasın ve hatta olmalı.

Artık ittifak işlerine el atmayanın siyaset yapmıyor diye değerlendirildiği bir aşamadayız.

Saadet’in başkanı, aydınlarımız Sivas’ta gericiler tarafından yakılırken o ilin belediye başkanıymış, Madımak önündeki saldırgan güruh tarafından “mücahit Temel” sloganlarıyla karşılanmış, hemen o anda “şunların ruhuna el Fatiha okuyalım” çağrısında bulunmuş, yıllar sonra katledilenler için “cayır cayır yanarak ölmediler, dumandan hayatlarını kaybettiler” demiş; bunların hiçbir önemi yok.

Partilerimiz ülkemizin yüksek çıkarları gereği yüksek siyaset üretiyorlar. Bu türden ayrıntılara takılmamak gerekiyor.

Kanımca hepsine her tür ittifak yakışır. Hatta en iyisi lafı uzatmadan AKP ile CHP’nin ittifak yapmasıdır. Böylesi demokrasinin en derin biçimde tezahür etmiş hali olur. Yüksek siyaset için en başta en yüksektekiler ittifaklaşmalı.

Bütün bu gelişmeler düzen partileri arasında gerçekten hiçbir fark kalmadığını gösteriyor. Öyle ki Ecevit’in partisi DSP’den AKP’ye yakınlaşma sinyalleri gidiyor. Aynılaşmayı görmek için daha ne olsun.

Nedeni Türkiye’nin sorunlarının büyüklüğü karşısında bunların iyice küçülmüş olmalarıdır. Küçülünce tek başlarına cesaret edemiyor, çaresiz kalıyorlar. Hesabı tutturmak için birbirlerine yapışmaları mecbur hale geliyor, bu noktadan sonra artık ayrı kalmak anlamını yitiriyor.

Sonra ileride, ne olur ne olmaz açıklamak icap ederse hesabıyla, “beni o kandırdı” diyebilecekleri birilerinin yanlarında olmasını da istiyorlar.

Türkiye’yi böyle büyük sorunlarla yüklü hale kapitalist düzen getirdi. Kaçınılmaz bir sondu bu. Yakın tarihi alırsak, Türkiye aslında 12 Eylül darbesiyle bitirilmişti. İhracata yönelik kalkınma diyerek emekçi halkı baskılamışlar, ülkemizi emperyalistlerin ucuz montaj hattı haline getirmişlerdi. Çin bu işe bizden sonra bulaştı.

Sonra o zeminde dinselleştirme operasyonu başlatıldı. Türkiye Yeşil Kuşak projesine dahil ediliyor, Mumcu, Üçok… katlediliyor, Kürt sorunu karşısındaki çaresizlikle kontrgerilla operasyonlarına hız veriliyor, güneydoğuda Hizbullah devreye sokuluyor, gericilik karşısında telaşa düşen ordu 28 Şubat’ta dinci gericiliğin eline arayıp da bulamadığı bir atılım fırsatı sunuyor, Erbakan’ın son partisi kapatılıyordu ve emperyalist merkezler Türkiye’de zaten batıyla uyumlu bir dinci parti arayışı içerisindeydi.

AKP o atılımın sonucu olarak iktidara taşındı. İşte ülkenin hali budur: Boğazına kadar borçlu, hayvan yemi, kırmızı et, limon… ithal ediliyor.

Hiçbirisi bu sorunların altından kalkamaz. Çünkü bu sorunları bu düzen, kapitalizm yarattı ve bunların hepsi bu sorunların bu düzen, kapitalizm içinde çözülebileceği yalanını atıyor ve/veya yanılsamasına sahip.

Aynılaşmalarının ve seçim ittifakına sarmalarının nedeni budur. Sanki seçim seçimmiş, sanki sandık sandıkmış, sanki gelir dağılımının bu denli bozulduğu ve tekellerin ekonomiye bu denli hakim olduğu bir ortamda karar mekanizmalarını tabana yaymak olanaklıymış gibi, hepsi bir oyunun içindeler. Sadece oynamalarının görünür gerekçesi farklı: İktidar yönetiyormuş, muhalefet de muhalefet ediyormuş gibi oynamak zorunda.

İttifaklar ve bunun üzerine yapılan tartışmalar program pazarlayan TV kanallarına para kazandırır sadece, onun ötesinde de hiçbir şeye yaramaz.

Sistem tıkandı. Yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada. Türkiye’de eczaneye başvuran bir emeklinin gözüne sokulan muayene ve reçete farklarının da, genç işsizliğimizdeki tırmanışın da nedeni kapitalist düzenin tükenişidir. Çok benzer sorunlar Avrupa’nın göbeğindeki zengin ülkelerde de, Çin’de de, dünyanın her noktasında aynı şekilde yaşanmaktadır.

Her şey her zamankinden daha fazla derecede birbirine ve daha doğrudan biçimde kapitalist üretim ilişkilerine bağlı. Düzen siyaseti bu nedenle aynılaşıyor, düzen aynılaştırıyor ve bunlar demokrasi oyununa dalıyorlar.

Mide bulandırıcı mı? Evet.

Umutsuzluk verici mi? Hayır.

Umut bütün bu iğrençliğin, düzenin çaresiz hallerinin, halk sınıflarının dağınıklığının içinde.

Başka nasıl olacaktı? Yıkılan düzen iflasını mı ilan edecek, burjuvazi de kendi elleriyle iktidarı işçi sınıfına mı teslim edecekti?

Hep böyle oldu. Eşitlik mücadelesi hep böyle dönemlerde gelişti. Kaos ve toparlanış. Diyalektik.

Nereden mi biliyoruz? Tarihin kendisinden.

Çözüm kapitalizmi yıkmak, sosyalizmi kurmak, bunun için güçlenmek, örgütlenmek, bu fikri yaymak, bu düzenin emekçilerin üzerine yıktığı sorunlara karşı her yerde mücadele kanalları yaratmak.

Bu yönde hareketlenenlerin sayısı giderek artıyor, artacak.