Krizle Birlikte Gündeme Oturan Siyasal Olasılıklar İLKER BELEK

06/10/2008 Pazartesi
Krizle Birlikte Gündeme Oturan Siyasal Olasılıklar İLKER BELEK

Artık her şey ayan beyan ortada. Şimdiden onlarca banka battı, bir o kadarına devletler el koydu, zararını üstlendi, diğerlerini de mali tekeller yuttu. Amerika'da son olarak kabul edilen 850 milyar dolar'lık paketle birlikte zararın toplamı 1.5 trilyon doları buldu. Fatura daha da kabaracaktır.

Üstelik, Amerikan paketinin ne kadar işe yaracağı da büyük soru işaretleriyle dolu. Bu paket, krizin patlamalarının şiddetini düşürebilir, ancak, daha uzun döneme yayılacak yeni bir daralma dalgasının önünü alamaz.

Ekonomik düzlemde olacak şey, bütün dünya ekonomisinin (ticaret hacimlerinin küçülmesi, istihdamın düşmesi, yatırımların azalması, işyeri kapanmaları, şirket ve banka iflasları ile somutlanacak olan) küçülmesidir.

Bunun siyasal sonuçları üzerine düşünmek, önümüzdeki dönemin hareket tarzı açısından da yararlı olur. Yanılma ihtimalimiz olsa da, orta ve uzun vadenin olası gelişmelerini şöyle sıralayabiliriz

1- Amerika, 850 milyar dolarlık paketin gelirini sağlamak için iki yol kullanacaktır. Bunlardan birisi emekçi sınıflar üzerine vergi salmak, ikincisi de dışarıdan borçlanmaktır. İçeriye yönelik vergi şokunun yaratacağı toplumsal tepkilerin etkisini kırmak için paketin ikinci versiyonunda verilen tavizler, bankalara para tutan orta sınıflar ile şirketlere yöneliktir ve daha aşağıdaki sınıflar için beslenen niyetin karakterini değiştirmemektedir. Krizin küresel karakteri nedeniyle, emekçi sınıfları hedefleyen mali ve bunun gereği olarak ortaya çıkacak siyasal saldırının dünya ölçeğinde genel bir özellik sergileyeceği açıktır.

Amerika'nın dışarıdan borçlanması ise, O'nu ekonomik açıdan daha da kırılgan hale getirecektir. Bu kırılganlık, O'na borç veren ve/veya geçen dönemde büyük miktarda Dolar biriktirmiş ülkeleri yeni bir hegemonya arayışına yönlendirmek açısından cesaretlendirecektir. Özellikle Rusya-Çin ilişkileriyle örülen "şer" ekseni, Amerikancı dünya sistemi karşısında daha cesaretli davranacaktır. Son birkaç senedir bu "şer" odaklarının ellerindeki mali birikimi Dolar'dan başka para birimlerine kaydırma niyetlerini açıkladıklarını biliyoruz. Amerika'nın borçlanma gereksinimi, halen dünya ortalamasının altında seyreden faiz oranlarını yukarıya çekecek, bu da Amerikan emekçi sınıfları üzerine yeni bir yük olarak binecektir.

2- Sonuçta Amerika mali ve ekonomik açıdan daha da zayıflayacaktır. Böyle olduğu için, küresel siyasal hegemonyasını sürdürmek açısından, eskisine göre daha belirgin ve pervasız biçimde askeri araçlara başvuracaktır. Aksi taktirde dünyanın egemeni olmayı sürdüremez. O nedenle, Amerika, bir yandan da, askeri harcamalarını artırmak zorunda kalacaktır. Emekçi sınıflar açısından söz konusu edilmesi gereken bir başka mali nitelikli yük de bu olacaktır. Bir ekleme: Amerika ile hegemonya yarışına girmek açısından celallenen rakip güçler de aynı yolu izleyecektir. Sonuç olarak, yakın vadede askeri ilişkilerin daha da öne çıktığını göreceğiz. Bütün bunlar emperyal güçler arasında bir savaşa yol açar mı, bilinmez. Ancak, ABD-AB ile Rusya-Çin blokları arasındaki coğrafi temas noktalarında bölgesel yeni savaşların patlaması kaçınılmaz olacaktır.

3- Krizin ve sonrasındaki uzun daralmanın ülkeleri daha içe kapatacağını, sermayeyi, karşı saldırıya geçmeden önce, ulusal sınırlar ölçeğinde korunmacı reflekslere, öncelikle içeriyi tahkim etmek amaçlı düzenlemelere yönelteceğini beklemek gerekir. Buradaki özellikli coğrafya Avrupa Birliği'dir. Bu bölge her ne kadar bir konsolidasyon alanı ise de, kriz döneminde, bu avantajını yitireceği bekleyebiliriz. Nitekim, krize karşı önlemler açısından buradaki büyük güçlerin her birisinin farklı öneriler getirdiğini görüyoruz. Fransa'nın önerdiği 300 milyar Dolar'lık ortak fonu Almanya reddetmiş, İrlanda banka hesaplarına tanıdığı devlet güvencesini İngiltere'nin tanıdığının üzerine çıkararak sermaye çalmaya yönelmiştir. AB'nin öncülüğünü yapan Almanya'nın, bütün borsalar kan ağlarken, AB ülkelerini kendi kaderlerine terk eden yaklaşımı anlamlıdır. Bu dağılma, AB'yi, yeni hegemonya yarışında kulvar dışına itme potansiyeline sahiptir.

Kısaca, fatura hem ulusal sınırlar içinde hem de global ölçekte emekçi sınıflara, güçsüz ve yoksul halklara çıkacaktır.

Bir önceki yazımda, süreci çevirebilecek tek gücün işçi sınıfı olduğunu belirtmiştim. Teorik olarak böyledir. Ancak şu anda işçi sınıfının karşı tarafın ayağından top çalabilecek mecali yoktur. Eğer böyle ise, kriz ortamında, işçi sınıfının vereceği tepkinin daha milliyetçi ve dini tonlar taşıyacağını da kabul etmeliyiz. Üçüncü maddede andığım "içe kapanma", işçi sınıfının burjuvazinin üreteceği milliyetçi politikalara yedeklenmesini kolaylaştıracaktır. Evet, sınıfsal tepkiler artacaktır. Ancak bu önemli oranda ekonomik bir içerikle sınırlı kalacak, düzenin faşizan maniplasyonlarına açık bir karakter gösterecektir.

O nedenle kriz ortamında işçi ve emekçi sınıflardan düzene karşı topyekün bir başkaldırı beklemek yerine, ortaya çıkacak rahatsızlıktan, onunla temas yüzeyini artırarak, sınıfsal tepkilerin içinde yer alarak, sınıfı siyasallaştırarak yararlanmak, yapılması gereken şeydir.