Aşı karşıtlığı, sülük, hacamat düşkünlüğü: Tıp üzerinden antimodernliğin inşası

25/12/2017 Pazartesi
Aşı karşıtlığı, sülük, hacamat düşkünlüğü: Tıp üzerinden antimodernliğin inşası

Aşı karşıtlığı yükseliyor. Giderek artan sayıda aile çocuğunu aşılatmak istemediğini, bunun özgürlükleri olduğunu ileri sürüyor. Bir de üzerine dava açıp, Anayasa Mahkemesi’nden “evet öyledir” diye karar çıkartıyorlar. Sağlık Bakanlığı bütün bunlara seyirci kalmakla yetiniyor.

Hükümetin “alternatif tıp” diyerek başlattığı saldırı ise başlı başına incelenmeli. “Milattan önceden” kalma 15 uygulama, “Çin tıbbıdır” denilerek, “denedim bana iyi geldi” buyuranlar referans kabul edilerek tıp ortamına dahil ediliyor, hastanelerde poliklinikleri açılıp, eğitim programlarının içine sokuluyor.

Son olarak Canan Karatay grip aşısında alüminyum olduğunu iddia edip son derece vahim bir yanlışa imza atmış olsa da, bu yazının amacı bilim dışı safsataları mesleki, teknik açıklamalar getirerek, çürütmek değil. Onu sürekli olarak ayrıca yapıyoruz zaten.

Söz konusu olan modernliğe topyekun bir saldırıdır ve bu bakımdan tıp alanı özel olarak seçilmiştir.

Sağlık ortamı ve halkın sağlığı çok uzun dönemdir, ta 12 Eylül sonrasından beri ve Kemal Derviş’li günlerde belirginleşmiş olan piyasacı bir operasyona tabiydi. Bu iş AKP eliyle nihayete erdirildi, kamucu sağlık sistemi tamamen çökertilerek, gözleri paradan başka bir şey görmeyen şirketlere devredildi.

Ama tıp ortamı, AKP’nin ustalık dönemi içinde gerici bir ideolojik saldırının etki alanına da girmiş bulunuyor.

Modernlik Rönesans’ın sonucudur. Temelinde sanayileşme vardır. Aydınlanmayla ilişkilidir. Aklı, bilimi, sekülerleşmeyi savunan bir dünya görüşünü ifade eder. Modernliğe zemin sağlayan sanayi devrimi ve kapitalist üretim ilişkileriyse de ve sonrasında kapitalizm modernliği kirletmişse de, modernizm kapitalizmle eş anlamlı değildir. Kapitalizm modernliğin özünü değiştiremez.

Bilimin etkisinin en fazla derece hissedildiği alanların başında en başından beri tıp geliyor. Tıp ayrıca modernliğin kendisini halka hissettirdiği, halkla temasa geçtiği yaşam alanıdır.

Mikroorganizmaların saptanması, bulaşıcı hastalıkların nedenlerinin ortaya çıkarılması, aşıların ve antibiyotiklerin keşfi, sterilizasyonun ilkelerinin geliştirilmesi, salgınların kontrol altına alınması, bütün bu bilimsel ilerlemelerin başta hekimler olmak üzere sağlıkçılar tarafından yaygın biçimde halka ulaştırılması; sağlıkla ilgili düşünce, tutum ve uygulamaların dinin etkisinden arındırılmasını, sağlık alanının sekülerleştirilmesini sağlamıştı. Artık o noktadan sonra halkın kilisenin, caminin, din adamlarının üfürdüğü hurafelere inanması söz konusu olamazdı.

Mesleki bir alandaki bu gelişmeler dini düşüncenin ve din iktidarının altını oyuyordu. Bilimin hayatın akışı içerisinde halka taşındığı en önemli kanallardan birisi olan sağlık hizmeti modernliğin yaşam tarzı biçimine dönüşmesini sağlamak üzere devreye giriyordu.

Bugün AKP’nin gerici iktidarını sağlamlaştırmak için tıp ortamına ve hekimlere saldırmasının nedenini bu bağlam içinde aramak gerekir.

Dönemin başbakanı Erdoğan’ın “doktor iğne yapmaktan acizdir, delik deşer eder sizi, hâlâ damarı bulamaz” (2003) şeklindeki açıklaması yine aynı bağlam içinde anlam kazanır. Bir devlet başkanı neden bir meslek grubunu özel olarak hedef alır? Aslında hedef alınan hekimler değil, modernlikti. Modernliğin iğneyle kuyu kazar misali yaratmış bulunduğu seküler toplumsal dayanakların yok edilmesi için, yaptığı işle modernliği halkla buluşturmakta olan ve tabi ki halkı da modernleştirmekte olan hekimlerin, onların şahsında tıbbın yıpratılması, tıbba bilim dışı uygulamaların sokulması gerekiyordu.

Aynen laikliği yok etmek için türbanı bir özgürlük simgesi olarak kabul ettirmeye çalışmalarında olduğu gibi; modernliği yok etmek için de hekimleri ve tıbbı özel olarak hedefe yerleştirdiler, tıbbı gericileştirmek gibi özel bir hedef belirlediler.

Nasıl ki türbanı laikliğe karşı gerici saldırılarının koç başı olarak kullandılar; hekimlere ve tıp ortamına da modernliği ve sekülerizmi yıkmak için özel olarak saldırdılar.

Aşı karşıtı söylem ve “alternatif tıp” alanı, işte bu amaçla itinayla geliştirildiler. Sağlık hakkını gündem dışına düşürebilmek için, o alanın içinde en kabul görmüş unsurlardan birisi olan aşıyı “bireysel özgürlük” diye tercih konusu halinde yeniden anlamlandırdılar ve akıl dışı uygulamaları da “alternatif” diye tıbba dahil ettiler. Hakkı da tıbbı da yok edecek gelişmeleri tetiklediler. Anlaşıldığı üzere saldırı esasında tıp üzerinden bütün toplumsal kazanımlara ve bilime yönelikti.

Tıbbın giderek ilaç ve teknoloji tekellerinin hakimiyeti altına girmiş bulunması, hekimliğin muayenehanecilik ortamındaki kirlenmişliği gerici saldırının güç alacağı zemini oluşturdular. Tıp ve sağlık ortamı AKP’nin antimodern yaşam kurgusunun kurucu öğeleri olarak yeni baştan inşa edildiler.

Tam bu noktada kimi “sol” çevreler, türbana özgürlük diyen “solcu”ların yaptığına çok benzer şekilde, tıp ortamının kapitalize edilmiş olmasını moderniteyle eş anlamlı bir kulvara yerleştirdiler. Bu, gerici saldırganların arayıp da bulamadığı bir destek oldu.

Oysa tıbbın kapitalize edilmiş olmasıyla modernliğin hiçbir şekilde alakası yoktu. Kapitalizmin modernliği kendi tekelci çıkarları için kullanıyor olması, modernliğin hatası değil; tekellere karşı sağlık hakkı mücadelesinin örgütlenemiyor olmasının sonucuydu.

Bir dünya görüşü olarak Marksizm’in ayaklarını bastığı entelektüel zemin modernite ve modernliği, tıbbı, sağlığı bu gerici kuşatmadan kurtaracak olan da Marksizm’in siyasal karşılığı olarak sosyalist düzendir.