Sayfa yolu
Kanıksanan büyük soygunun yanında fonların lafı mı olur?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 06.10.2026 , 13:31 Güncelleme Tarihi: 06.10.2026 , 13:39
Fon soygunu tartışılıyor. soL, konuyu değişik boyutlarıyla yakından takip ediyor. Nasıl bir mekanizma kuruldu, kimler tarafından tasarlandı, kimler göz yumdu, kimler vurgun vurdu… Bu sorulara yanıt aramaya devam edilecek. Ancak Komünist Bakış programında Kemal Okuyan’ın hem geçen hafta hem de dün akşam vurguladığı gibi bir “soygun düzeni”nde yaşıyoruz, Borsa ve sermaye piyasaları da bu düzene içkin. Esas soygunu, sömürüyü göz ardı ederek olan biteni anlamak da, doğru tavır geliştirmek de güç. Yine geçen haftaki köşe yazısında Oğuz Oyan da önemli bir bölümü tartışmasız değişik emekçi kesimlerden oluşan küçük yatırımcıların derin yoksullaşmaya çare ararken bu soygun mekanizmasının kucağına itildiğine dikkat çekmişti. Serdal Bahçe, borsa ve fonların kumar ve bahisten hiçbir farkının olmadığını, bu nedenle “temiz” ve “düzenlenmiş” bir kumarhane olamayacağını hatırlattı.
Sadece Türkiye kapitalizmine değil, tarihsel olarak kapitalizme içkin, sermaye birikiminin olmazsa olmazı mekanizmaları “anomali” olarak nitelemek mümkün değil. Finans sektörünün sistem içindeki rolü, mali sermayenin ulaştığı güç, finansallaşma düzeyi ya da fiktif sermaye hacmindeki muazzam genişleme sistemin arızası değil, aksine emperyalist-kapitalist sistemin olağan işleyişinin ürünü. Bu perspektiften bakıldığında Türkiye için de finans sistemini ve sermaye piyasalarını kapitalizmden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Kapitalizm koşullarında her tür aşırılığıyla düzenin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş finansal piyasalar da olmak zorunda. Finans sisteminden izole bir sanayi üretimi, birbirinden bağımsız mali ve sanayi sermaye düşünmek pek mümkün değil.
Türkiye kapitalizminin emperyalist-kapitalist sistem içindeki yeri, bağımlılık ilişkileri finans sisteminin yapısındaki önemli belirleyenlerden biri. Ancak Türkiye kapitalizmi için üretim bağlantısı kopmuş ya da fazla dolayım kazanmış, büyük ölçüde fiktifleşmiş bir sermayeden söz etmek, bu anlamda bir aşırı finansallaşma değerlendirmesi yapmak da doğru değil. Finans sisteminin hacmi, yapısı, toplam borçlanma düzeyi, borçlanma araçları, sermaye piyasalarının hacmi ve derinliği gibi bir dizi ölçüt Türkiye kapitalizminin gelişmişlik düzeyinin altında bir finansallaşma düzeyine işaret ediyor. Ya da tersinden hâlâ üretim merkezi unsur olmaya devam ediyor. Tersine ilişkin iddialar fazlaca dillendirilse de Türkiye, emperyalist-kapitalist zincir içinde uluslararası sermayeye önemli miktarda değer aktaran, finans sistemi tasarımının/yapısının güçlü biçimde bu aktarıma hizmet ettiği bir ülke. Biraz bu nedenle biraz da Türkiye kapitalizminin gelişme dinamikleriyle ilişkili biçimde finans sistemi bankacılık, esas olarak kurumsal-ticari bankacılık ağırlıklı bir yapıya sahip.
Ek soygun mekanizmalarına üretimsiz büyüme mi yol veriyor?
Fon soygunu, Türkiye kapitalizminin üretime dayalı bir sermaye birikim modeli içinde daha temiz ve adil olacağı yönündeki tezleri gündeme taşıdı. Sadece düzen muhalefeti değil, Cumhurbaşkanı’nın damadı Selçuk Bayraktar gibi iktidar çevresinden isimler de bu eksende açıklamalar yapıyor. Oysa ki iktidar cephesinde “yoldan çıkanlara”, düzen muhalefeti cephesinde “AKP’nin eseri nepotizme” daraltılmaya çalışılan mekanizmalar, Türkiye kapitalizminin yapısı ve gelişimiyle, sermaye sınıfının ve temsilcilerinin tercihleriyle, bir bütün olarak sermaye düzeninin işleyişiyle doğrudan bağlantılı.
2020-2025 döneminde Türkiye kapitalizmi önemli bir genişleme kaydetti. Bu genişleme büyük ölçüde imalat sanayi ve bağlantılı sektörlerdeki büyümeden kaynaklandı. Pandemi dönemini bir kaldıraç olarak kullanan sermaye sınıfı, bir bölümü geçici bir bölümü kalıcı pazar olanaklarını iyi değerlendirdi. Hiç tartışmasız söz konusu genişlemenin ana itici gücü sömürü koşullarındaki ağırlaşma, işçi sınıfının daha düşük ücretlerle daha fazla çalışmaya mecbur edilmesi konusunda yeni bir aşamaya geçilmesi oldu. Türkiye kapitalizminin bu genişleme dalgası, “üretimsiz büyüme” iddialarının aksine finans sisteminden yasadışı alanlara sistemdeki hareketlerin üretimle, üretimde yaratılan değerle doğrudan ilişkili ele alınmasını gerekli kılıyor. Üretim temelli soygun büyüdükçe, sömürü oranı arttıkça genişleyen değer havuzu her tür faaliyetin dalga boyunu da büyütücü etki yapıyor.
Ortaklaşa dergisinin Ağustos ayında yayımlanan 10. sayısında yer alan “Ekonomiye hayat öpücüğü: Kara transformasyon” başlıklı yazıda Türkiye’nin kara para ya da suç ekonomisindeki payının artışının Türkiye kapitalizminin gelişiminden ayrı ele alınamayacağına işaret ediliyordu. Geniş ve görece gelişkin üretim altyapısı, hem ithalat bağımlılığı hem de ihracat düzeyiyle yüksek dış ticaret hacmi, sermayenin yurtdışı yatırımları ve ticari faaliyetlerinin karmaşıklığı gibi unsurlarla ifade edilebilecek dinamizm, genişleyen değer havuzunu daha yüksek getirilerle genişletmeye yönelik arayışlarda bir sıçrama yarattı. Kara para ya da yasadışı faaliyetlerle finans sistemi, sermaye piyasaları arasındaki hiç de hafife alınamayacak geçişkenlikler bir yana aynı genişleme dalgasının açığa çıkardığı değer havuzunun Borsa ve fon manipülasyonları konusunda cesaretlendirici olduğu söylenebilir. Sadece küçük yatırımcının birikimlerine el koyma hevesi değil, sömürüdeki muazzam artışın açığa çıkardığı değere, paraya yönelik bir iştah da dikkate alınmalı.
soL Haber, fon vurgunu konusunda başka hiçbir mecrada bulunamayacak değerlendirmelere, işin esasına yer vermeye devam ediyor. soL'un bu haberlerine güç vermek, destek olmak isteyen tüm okurlarımızı abone olmaya davet ediyoruz.
Büyük soygunun resmi
İmalat sanayisinin GSYH içindeki payının dalgalı seyri bir yana 2020-2025 dönemine bakıldığında üretim miktar bazında yüzde 30’un üzerinde arttı. Buna karşılık üretim değeri ve katma değer artışı çok daha yüksek oldu. Üretim değeri dolar bazında yüzde 75’e yakın artarken, katma değer artışı yüzde 100’ü aştı. Bu artışların dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmelere bağlı olarak fiyat hareketlerinden kaynaklandığı düşünülebilir. Ancak hem katma değer hem de artı değer havuzu yaklaşık iki katına çıkarken, artı değer oranı da önemli ölçüde arttı. 2009-2019 döneminde yüzde 109 olan ortalama artı değer oranı, 2020-2025 döneminde yüzde 168’e ulaştı. 2022 yılında artı değer oranında yüzde 250 ile bir rekor kırıldı. Çalışan başına katma değer artışı, artı değer oranındaki artışın muazzamlığını daha kolay anlaşılır kılıyor. Tablo 2020 yılında başlıyor, ancak 2019 yılında 20 bin dolar civarında olan çalışan başına katma değer 2025 yılında 38 bin dolara ulaştı. 2023 sonrası kurun baskılandığı ve önceki yılların kayıplarını telafi etmese de asgari ücret artışının görece yüksek tutulduğu ileri sürülebilir. Ancak 2020-2023 arası artış, bu dönemde kur da yukarı gitmesine rağmen yeterince çarpıcı.

Yukarıdaki tablonun detaylarına inmeden sömürüdeki bu çarpıcı artışa önemli sayılabilecek bir sermaye yoğunlaşmasının eşlik ettiğini not edelim. 2025 yılında üretim gerçekleştiren şirket sayısı 465 bin 755 iken, yaratılan değerin yüzde 60’ına 2 bin 377 şirket el koymuş. Bunların bir bölümünün aynı sermaye grubu bünyesinde olduğu da dikkate alındığında sayısı bine bile ulaşmayan bir sermayedar topluluğundan söz edildiği söylenebilir. Sözü edilen 2 bin 377 şirket için çalışan 1,7 milyon işçinin 2025 yılında yarattığı değer 112 milyar dolar, bu değerin 51,7 milyar doları işçilere ödenirken, 60,3 milyar dolarına artı değer olarak el konuyor. Bu hesaba sermaye gruplarının kendi lojistik şirketleriyle yaptıkları taşımalar, hammadde ve girdi teminini yaptıkları şirketleri gibi operasyonlar üzerinden sızdırdıkları değer dahil değil.
Çarpıtmalara ve yalanlara karşı gerçeğin sesini hep birlikte büyütelim. soL'a abone olun, gerçeğin sesine omuz verin.
Katma değer
Üretim miktar artışının 2020-2025 döneminden daha yüksek olduğu başka alt dönemler var. Üretim değerindeki artışın ne ölçüde reel olduğu döviz bazında bakıldığında kur baskılandığı için, TL bazında da resmi enflasyon rakamlarının doğruluğu üzerinden şüpheli bulunabilir. Ancak faktör maliyetiyle katma değer artışı, şüpheye yer bırakmayacak bir gelişimi gösteriyor. Faktör maliyetiyle katma değer, üretim değerinden üretim sürecinde kullanılan hammadde ve diğer ara girdi maliyetleri, üretim üzerindeki vergi ve sübvansiyonların çıkarılması sonrası el ede edilen değeri, yani net işletme artığı (net kâr) ve ücretlerin toplamını ifade ediyor. Çok kabaca üretimden elde edilen gerçek değer diyebiliriz. Tabii ki ekonominin bütününde üretilen değerin önemli bir bölümüne tekabül etmekle birlikte tamamına karşılık gelmiyor. Toplam değer için, diğer sanayi sektörleri (madencilik, enerji vb) başta olmak üzere üretken sektörlerde üretilen değer ve imalat sanayisinden ileri-geri bağlantılı sektörlere sızan değerin de hesaplanması gerekir. Ancak imalat sanayisinde gözlemlenen katma değer artışı, çok kısa sayılabilecek bir zamanda sömürünün nasıl derinleştiğini açıkça ortaya koyuyor. Nitekim uzun yıllardır dillere pelesenk olan katma değer oranında da (katma değerin üretim değeri içindeki payı) önemli bir artış olduğu görülüyor.
Ana akım iktisatçıların refah artışının koşulu olarak öne sürdüğü katma değer artışı, üstelik teknoloji düzeyi ayırt etmeksizin az ya da çok hemen tüm alt sektörlerde gerçekleşirken işçi sınıfı daha çok çalışıp daha az kazanmaya mahkum edildi. İmalat sanayi ortalama katma değer oranı yüzde 20’ler seviyesinden yüzde 26 civarına çıktı. Türkiye kapitalizmi, işçi sınıfını öğüterek gıda gibi, hazır giyim gibi sermaye ve teknoloji yoğunluğunun düşük olduğu sektörlerde bile görülmemiş katma değer oranlarına ulaştı.
Yukarıdaki veriler, ayrı bir yazının konusu olarak Türkiye kapitalizminin önümüzdeki dönemdeki eğilimleri açısından çok daha detaylı ele alınmayı hak ediyor. Öncelikle sermaye birikimindeki bu genişlemenin nicel ve nitel sonuçlarını iyi değerlendirmek gerekiyor. Çarpıcılığı tartışmasız gelişimin geçici ve kalıcı dinamiklerini ayrıştırmak önem taşıyor. Özellikle alt sektörler bazındaki gelişmelerin değerlendirilmesi de kritik.
Bu resim, sadece daha esas soygunu betimlemiyor. Bu gelişim çizgisi aynı zamanda sermaye düzeninin ek soygun alanları konusundaki potansiyeline de işaret ediyor.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.