Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Fonun ardı kriz

Önümüzdeki günler için en yüksek olasılık, fon krizinin yukarıdaki tüm argümanları boşa düşürecek şekilde dallanıp budaklanmayı sürdürmesidir. “Sistem krizi yok” lafını yutmak zorunda kalacakları günler yakındır. Sorulduğu söylenen hesaplar ortalığı yatıştırmayacaktır. Üstelik iktidarın bu kez karşısında “destan yazacağı”, yani faturayı keseceği bir eski ortağı da yoktur.

Yayın Tarihi: 02.10.2026 , 21:45 Güncelleme Tarihi: 03.10.2026 , 00:00

Mehmet Şimşek’e bakılırsa “sistemik bir problemden bahsetmiyoruz.” Hazine ve Maliye Bakanı, yani basbayağı ekonominin sorumlusu, aileleriyle beraber iki milyon kadar insanın dolandırılmasını, dolandıran şebekenin bu operasyonu -Şimşek’in gözleri dâhil- göz göre göre yürütmesini sorun saymıyor. Haksız değil; bu tür vakalar, mali sistemin dışında “boş boş duran”, çoğunlukla kendi başına pek bir işe yaramayacak kadar küçük parçalardan oluşan bir servet birikiminin ekonomiye “kazandırılmasının” yoludur. Kapitalizmde buna çok rastlanır.

Ta 1982’de, iktidarda darbe hükümeti varken bir banker skandalı yaşanmıştı. Vaat edilen muazzam faiz oranlarını denemeye kalkanlar birkaç yıl mahkemelerde uğraştırılıp kaderine terk edilecekti. Bu arada en büyük banker Kastelli’nin sahibi intihar etti. Para çuvalları çoktan büyük bankalara taşınmıştı, yani “sermaye birikimine” dâhil edilmişti. Türkiye ekonomisi “çağ atlayacaktı…” O krizin politik faturası iki bakana çıktı. Ama müstafi bakanlar yeni parti kurup kendilerini 12 Eylül mağduru diye yutturmayı becereceklerdi. 1983 seçimlerinden sonra Turgut Özal başbakan, Kaya Erdem başbakan yardımcısı oldu. Daha sonra ilki Cumhurbaşkanı, ikincisi Meclis başkanı… Banker krizi, birileri tarafından iyi yönetilmişti. Belli ki “sistemik sorun” yoktu!

Bugüne dönersek, elimizde o “küçük parçalara” dair magazin haberleri var yalnızca. Kimisinin maaşı, ötekinin site aidatları gitmiş… Buraya kadarı gerçekten düzenin derdi değil. Ama ekranlarda bazı gerçekçi uzmanlar var ki, onlar maaşını veya topladığı aidatları kaptıranları soğuk su içmeye davet ediyorlar. Mantık da aşağı yukarı şöyle: Paralar şişirilmiş kâğıtlar karşılığında, yani karşılıksız olarak toplanmış, sonra da balon patlamış. Yani artık öyle bir şişkinlik yok. Oysa mağdurlara geri ödeme, “tasfiye süreci” ile yapılacak. Kayyım atanan bankalar devraldıkları varlıkları tekrar şişiremeyeceklerine göre tasfiye konusu fonda ne varsa, o kadar geri ödeme olabilecek… Para nerde? İnek içti!

Gerçekçi uzmanlar, düzenin bu fon bataklığından kibire tutunarak çıkabileceğini sanıyorlar!

Mağduriyet giderilsin diye değil, ibret için birkaç kişinin üstünde tepinilecektir. Çok sıkıştıran olursa ne yanıt verileceğini, popülist olmamakla övünen başka uzmanlar söyledi bile. Durduk yerde, olmadık oranlarda para kazanmak için maceraya girenlerin zararını karşılamak kimsenin yükümlülüğü olamaz-mış… Devletin işi gücü yok, dağda inek mi arasın?

Popülist olmayan uzmanlar, mekanizmanın bütününün hırsızlık olduğunu, o nedenle hırsızlığın suçlama konusu yapılamayacağını ifşa etmiş oluyorlar aslında!

Bir başka gazeteci/yorumcu/uzman öbeği -üstelik “muhalif” mecralara yerleşip- kimlerin ibretlik seçileceğini çoktan ilan etti: “Efendim, AKP’nin ilk zamanlarında inanmış, mütedeyyin kadroları ve tabanı varmış. Sonradan, bu idealist insanların yarattığı başarı öyküsüne, ‘duyan’ sahtekâr koşmuş gelmiş. Bu ikinci kategorinin maksadı, iktidar nimetlerine çökmekmiş. Yolsuzluğu, hırsızlığı onlar yapıyormuş…” Erdoğan da dememiş mi, kim olursa olsun hesap verecek diye…

AKP’ye sonradan eklendiği iddia edilen hırsızların öyküsünü yazanlara, isim isim hatırlatsanız, buna uymayanların listesini yapsanız, yanıtları muhtemelen hazırdır: AKP tabanını küstürmemek, “laikler ile Müslümanları kutuplaştırmamak gerek” falan diyeceklerdir.

Bunların iktidar kanadında simetrikleri var. Skandalın üstüne -Reis sağ olsun- “zaten gidilmektedir” ve daha fazlası art niyettir. Yerine göre kâh “Müslümanlara” kâh “terörsüz Türkiye’ye” karşıdır o kötü niyetliler… Daha duymadık, ama yakındır, yolsuzluk, hırsızlık diyenin İsrail ajanlığıyla suçlanmasının eli kulağında olabilir…

Kimsenin inanmadığı iddialarla ideolojik mücadele verebileceklerini sanıyorlar…

Naif bir yorumcu “böyle bir kriz başka ülkede olsa, hükümet çoktan gitmişti” diyordu. Durum kötüydü, bunlar hak hukuk, kural kurum dinlemiyordu…

Diğer argümanlarda olduğu gibi bu sonuncu da yanlıştır: Fonun ardı krizdir!

Kast ettiğim ekonomik bir kriz değil. İşin o kısmının özeti, yukarıda söylendiği gibi, “kendi başına bir işe yaramaz” küçük birikimlerin sermaye birikiminin parçası kılınması. Birikimleri fazla göze batanlar törpülenir; adı “hesap soruldu” olur. Devede kulak…

Asıl ilginç olan, iktidar cephesinden yükselen toz duman. Erdoğan, uzun iktidar yıllarında kriz anlarını konsolidasyon için değerlendirmeyi hep bildi. Lakin geçmiş deneyimlerin meşhur sloganı, “krizi fırsata çevirmek” bugün kimsenin aklına gelmiyor.

Ama AKP bu ortamda bile çözüm sürecinden, yeni Anayasa hazırlamaktan söz etmeye, seçimsiz belediye kazanmaya ve memleketi adım adım Erdoğan’ın yeni başkanlık dönemine hazırlamaya devam ediyor. Ne var ki, bu icraatlar, krizi fırsata çevirmekten ziyade mezarlıkta ıslık çalmaya benziyor. Bir siyasi iktidarda böyle derin ve karışık bir bölünmüşlük hali kolay kolay görülemez.

Önümüzdeki günler için en yüksek olasılık, fon krizinin yukarıdaki tüm argümanları boşa düşürecek şekilde dallanıp budaklanmayı sürdürmesidir. “Sistem krizi yok” lafını yutmak zorunda kalacakları günler yakındır. Sorulduğu söylenen hesaplar ortalığı yatıştırmayacaktır. Üstelik iktidarın bu kez karşısında “destan yazacağı”, yani faturayı keseceği bir eski ortağı da yoktur. Hak hukuk, kural kurum tanımamak artık güç göstergesi değildir. İktidar her sabah daha zayıf, daha kırılgan, daha yorgun halde uyanacaktır.

Yine çoktandır olduğu gibi iktidarın en büyük şansı muhalefet! Ana muhalefet günün sonunda lafı “sosyal patlama geliyor” uyarısına (!) bağlıyor. Bir diğeri de çözüm süreci adına çoktan hizaya girmiş. Geri kalanlar ise her yeni haftaya AKP’ye transfer olan kadrolarını sayarak giriyorlar. Muhalefette iktidar adayı olmaya dönük herhangi bir parıltı, en ufak bir heyecan seçilmiyor.

Kriz belirsizlik anlamına da gelir. Şimdilik belirginleşen, bu krizin düzeni itibarsızlaştıracağı, düzen dışı arayışları aydınlatacağıdır.

Yazarın Son Yazıları