Aydemir Güler
Oylar boşa gitmesin diye diye
Yayın Tarihi: 18.09.2026 , 21:52 Güncelleme Tarihi: 19.09.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Herkes seçimin birkaç yıl önce yapılıp bittiğini zannededursun, AKP’nin belediye kazanmaya devam etmesi, siyasette büyük yeniliktir…
Türkiye dünya gericilik repertuvarına daha önce de çok katkıda bulundu. Sadece AKP döneminden örnek verecek olursak, başkalarının uğraş didin icat ettiği “ılımlı İslam” bize on yıl önce gelmişti. Arkasında oluk oluk kan gizleyen, şeriatçılığı örtmeye yarayan “ılımlılığın”, politik olarak “emperyalizme uyumluluk” anlamına gelmesi yine burada çıkmıştı…
Cesaret buldular ve devam ettiler!
Sermaye düzeninde “serbest” veya “özgür” seçim öteden beri yalanla doludur. Seçime katılacak partileri medya belirlemez, ama kimlerin oy verilmeye layık olduğunu o ilan eder. Bilimsel olduğu iddia edilen bir dayanağı da vardır medyanın: Anketler. Ama bu araştırmaları, siyaset kurumunun fiilen parçası olan bir takım şirketler, üstelik kâr amacıyla yürütmektedir. Bu şirketler her nedense, sonuçları kamuoyuna açıklanacak anketler ile adayların kullanımına özel olanları titizlikle ayırırlar… Para her yerdedir. Kampanya finansmanında yolsuzluk iddialarının haber değeri dünyada artık hayli azaldı. Seçimin sıfatı serbest, ama son zamanlarda başka devletleri işe burnunu sokmakla suçlayan ülke sayısı da çok arttı. Seçime katılma oranı ise demokrasiniz ne kadar gelişkinse o kadar düşüyor. Daha eski dönemlerde bazı coğrafyalarda en az seçim kadar darbe de yapılırdı…
AKP bu tuhaf atmosfere, “atı alan Üsküdar’ı geçti” başlığı altında sandıkların açılmasını beklemeden sonuçların ilan edilmesini, bu sonuçların silah elde kutlanmasını, mümkünse açık oy - gizli sayım usulünü falan ekledi. Son olarak “erken seçim” kavramının Erdoğan’ı seçtirmek için bir enstrüman olduğunu öğrenmiş olduk.
Sonra sıra, baştan ilan edilen kuralların arada değiştirilmesine geldi. O sabah kendisine bağlı kurullara bütün oy pusulalarını mühürleme talimatı veren Yüksek Seçim Kurulu, akşamına mühürsüz olanları da kabul ediverdi… Ama bütün bunlar, yine de seçim sırasında, çoğunlukla aynı gün içinde olup bitiyordu.
Kabul etmeliyiz ki, yıllar sonra seçim sonuçlarının değişmeye devam etmesi önemli bir yeniliktir. Emin olun, başka ülkelerin gericileri, söz konusu yeniliği çoktan incelemeye almışlardır. 21. yüzyılda sermaye demokrasisinin ne yönde “gelişeceğinin” ipuçları Türkiye’dedir!
***
Başka bir partiden seçilenler ayrılıp AKP’ye geçiyor. Böylece oyunuzun kaderi siz sandığa gittiğinizde belirlenmiş olmuyor. Rengi zaman içinde farklılaşabiliyor. Değişimin baskıyla, tehditle mi sağlandığı, yoksa parti değiştiren seçilmiş zevatın zaten örtülü AKP’li mi olduğu sonucu değiştirmiyor.
Ama bir şey, radikal biçimde değişiyor!
CHP geleneksel olarak kendi solunu seçimlerde hep baskılamıştır. Her zaman sağda bir büyük tehdit vardır: “Faşizmin yükselişi durdurulmalı, askeri dönemden çıkılmalı, şeriatçılara karşı set oluşturulmalı, tek adam rejimine bu kez son verilmelidir…” Hal böyle olunca sosyalizmin de “zamanı değildir ve demokrasi için oyların bölünmemesi şarttır.”
Bugün CHP’nin yerini Yeni Parti alıyor, ama baskı devam edecek. Daha yakın zamanlarda buna DEM öncülü partiler eklenmişti. O cenahtan gelen basınç, daha karmaşık hesaplarla gerekçelendiriyordu. Onlar Meclise girmezse, AKP çoğunluk olurdu…
Sonuç olarak, politik görüşü daha solda olanlar, kendilerine göre daha sağda konumlanan partilere oy vermeye çağrılıyorlardı. Oyların boşa gitmesi seçim barajından kaynaklanıyordu. Ama kimsenin aklına barajı kaldırmak gelmiyordu. Oyu az olanların çekilmesi kimilerinin işine geliyordu.
İddiaların ifrata kaçırıldığı da oldu. Örnek olsun, CHP’nin sağın iki katını tutturduğu bir yerde, sosyalizme verilen oyların sağın işine yarama ihtimali matematik olarak sıfırdır. Ama solun AKP’ye hizmet ettiği iddia edilebilmiştir…
AKP’nin seçimlere getirdiği büyük yenilik, işte bu tartışmaları bitirmelidir. Zira seçimde çeşitli düzen partilerine verilen oylar yıllar içinde renk değiştirebilmekte, şu veya bu yolla AKP’ye kazandırmaya devam etmektedir. Öyle ki, CHP’nin fark atarak kazandığı İBB’de renk değişiminin kapıya dayandığı çıplak gözle görülüyor. Bazen de “tek adama karşı” oyları toplayanlar fiilen Cumhur İttifakı’na kapağı atabiliyorlar!
AKP’nin karşısında oyları birleştirmek koskoca bir yalana dönüşmüştür. Oyları bölmemesi için sol baskılana baskılana, toplumun temsilinde sağ akıl almaz bir orana kavuşmuştur. Bugün toplumun çoğunluğunun bir erdem olarak benimsemeye devam ettiği Cumhuriyet’in fiilen tasfiye edilmiş olmasının bir nedeni de, siyaset alanının sağ tarafından işgal edilmesidir…
En büyük tehlikeye karşı -soldan feragat ederek- oyları birleştirme tezi geçerliliğini yitirmiştir. Bu, Cumhurbaşkanlığı seçimi için çok daha geçerlidir. Seçim sistemine göre ikinci tura en yüksek oyu alacak iki aday kalacağına göre, kazanmak için yüzde ellinin üstüne çıkılması gereken ilk turda herhangi bir oyun “baş düşmana” hizmet edeceği tezi tek kelimeyle saçmadır. Aldığı oylara “boşa gitti” diye bakılan adaylar zaten ikinci turda, yani karar gününde olmayacaklardır!
İktidarın ikinci turda akıl almaz hilelere başvurabileceği, “en büyük tehlike” imajını kuvvetlendirmek üzere öne sürülmüştü. Sonuçta, neden daha güvenilir olduğunu bilmediğimiz birinci turu, Erdoğan iki kez kazanmadı mı?
AKP’nin seçim bittikten sonra kazanmaya devam etmesi, gericiliği katmerli hale getirmektedir. Bari bu tablo, bildik bileli seçim platformunda baskılanan solun “özgürleşmesine” yaramalıdır.
Solun bu platformda hak ettiği yeri ve sonucu alması, AKP’nin gericilik repertuvarına yaptığı katkıyı kendi başına sıfırlamayacaktır belki. Ama sermaye düzeninin ötesini aramaya, bunun için mücadele etmeye, örgütlenmeye mutlaka katkı sağlayacaktır.