Aydemir Güler
Türkiye NATO’ya sığar mı?
Yayın Tarihi: 17.07.2026 , 22:31 Güncelleme Tarihi: 18.07.2026 , 00:00
Burjuva siyaseti faydacı ve ilkesizdir. Mottosunu Süleyman Demirel “dün dündür, bugün bugündür” diye ilan etmişti yıllar önce. Anlatılana göre 1970’lerde eski Cumhurbaşkanının görev süresinin sonuna gelindiğinde askerler o makamda eski genelkurmay başkanını görmek istiyor, bu doğrultuda siyasetçilere baskı yapıyorlardı. Bu yönde bir temas kurulduğunu reddeden Demirel’i, görevdeki genelkurmay başkanı yalanlayıverdi! Doğal olarak gazeteciler soruyu yinelediler. Süleyman bey de yalanın, ilkesizliğin, faydacılığın sloganını anında icat etti. Bu yanıtı kimileri komik, başkaları dürüst bulmuştur…
AKP’nin son dönemki keskin Batı manevrasını açıklamak için ise Demirel’e başvurmak çok da gerekmiyor. Aslında direksiyonun, Türkiye kapitalizmini “fabrika ayarlarına” döndürmek üzere bu kadar sert kırıldığı bile söylenebilir.
Bir dönem Ankara’da, Yeni-Osmanlı’nın büyük güçler arası dengelerin üstüne inşa edileceği tezi ve pratiği egemen oldu. Ama ABD/AB ile Rusya/İran fay hattının üstüne bina çıkılmasını gerçekçi bir proje haline getiremezsiniz!
Bizim ölçeğimizde bir kapitalist ülkenin emperyalist bir güç haline sıçraması için, hiç olmazsa bu kadar sarsıntı yaşanmaması gerekirdi. Oysa Ortadoğu, Sovyet sonrası dönemde deprem fırtınasına sahne olmuştur. Rusya’nın, onuncu yıldönümünü yeni geride bıraktığımız Fethullahçı darbe günlerinde Erdoğan’a açtığı krediyi, Ankara’nın Avrasya çıpasına bağlanmasına yoranlar oldu. Ama bir yere kadar...
Türkiye kapitalizminin AB/ABD bağları o kadar güçlüdür ki, Rusya dengeciliği bir dönem işe yarasa da, bugünden bakıldığında esas olarak, dümenin tekrar Batıya kırılacağı sıra ödenecek faturayı şişirmeye yaramıştır. Gerçekten de ABD arada elinde çok koz biriktirmiştir. Fatura ağırdır.
NATO’nun Türkiye’yi askeri olarak işlevlendirdiği bir dizi örnek vardır geçmişte. Bugün hepsinin ötesinde; Türkiye savaşın eşiğindedir. İran savaşının üçüncü perdesi Trump’ın komutuyla Ankara’da açıldı. Fidan da anında İran’ı suçlayan demeçlerle gereğini yerine getirdi. Rusya alenen ve yazılı olarak yine NATO zirvesinde düşman ilan edildi. Yine Fidan Kiev’e koşup Zelenski’den “ikinci derece liyakat nişanı” kabul etti. Trump, Çin’i ABD seçimlerine müdahale etmekle suçlayarak provokasyon dilinde yeni bir sayfa açmış bulunuyor. Fidan’ın durumdan vazife çıkaracağına emin olabiliriz…
TKP’nin önceki günkü doyurucu açıklamasını tekrarlamaya gerek yok. Benim geleceğim nokta şu ki, AKP’nin işi daha kolaylaşmış değildir!
Yeni-Osmanlı -veya emperyalist kimliğiyle güncellenmiş, bu hedefe uygun olarak Cumhuriyeti bütünüyle tasfiye etmiş bir tuhaf Türkiye- Batı ile Doğu arasındaki fayların üstüne kurulamazdı; bu bir. İkincisi, Doğu’ya giden yol zaten büyük ölçüde, yapısal olarak kapalıydı. Şimdi, zorunlu istikamet olarak direksiyonun Batı’ya kırılmasının adını koyalım: AKP, emperyalist Yeni-Osmanlı’yı NATO şemsiyesi altında inşa etmeye karar vermiştir.
İşte bu da olanaksızdır. “NATO altında Yeni-Osmanlı” birden fazla nedenle olmaz. Nedenlerin bir bölümü dış, diğer bölümü de iç dinamikler altında değerlendirilebilir.
Dış nedenlerin özeti şudur: Emperyalizm, taşeronluğu bu denli arzuyla içine sindiren bir ülkeye, Ortadoğu’nun devasa pastasını teslim etmez. AKP iktidarı, bir süre büyük güçlerle rekabet edip onlar arasındaki dengeleri istismar ettikten sonra hizaya girmiş bulunuyor. Onunla birlikte sıralanan bölgesel aktörler ikinci lig oyuncularıdır. Böyle bir Yeni-Osmanlı, deyiş uygunsa, düşük profil bir emperyalist olur ancak.
İçeriden bakıldığında ise, kaç parçaya bölündüğü hesaplanamayan darmadağınık bir iktidar bloku görülüyor. Bu bloku her şeye rağmen bir arada tutan figür bellidir. Ama Erdoğan’ın da Cumhurbaşkanı adaylığı, yani liderlik rolünün sürmesi, yerine kimin geçeceği bu kadar tartışıldıktan sonra inandırıcılığını kaybetmiştir. Görev süresinin uzatılması, AKP’nin dağılmasının bir unsurudur artık.
Ancak daha önemlisi, bu denli yoksullaştırılmış halk kitlelerine, daha da berbat etki yaratacağı belli olan fetih hayalleri satmak olanaklı değildir. Hele bu halkın ABD ve İsrail’le birlik olup İran’a, Almanya ve Ukrayna’yla kol kola girip Rusya’ya saldırtılması olacak şey değildir.
Bütün bu kriz yollarının bir kavşağında, yoksul emekçi halkın, eşitlik ve adalete giden yol olarak barışa ve Cumhuriyet’e sahip çıkması bu zırvalıklardan daha büyük, daha gerçek bir olasılıktır.