Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Sürecin taşlı yolları

Kimse kusura bakmasın, anayasal eşitlik kavramını, bireyler değil de etnik, dinsel kimlik öbekleri düzleminde tanımlamak sanıldığı kadar kolay bir işlem olmayacaktır. Ama bizim coğrafyamızda, federasyona doğru çekiştirilen bir siyasi-idari yapının yırtılıp kopuvermesi, tahmin edilemeyecek kadar kısa sürede gerçekleşecektir.

Yayın Tarihi: 31.07.2026 , 23:39 Güncelleme Tarihi: 01.08.2026 , 00:00

Önceki “süreç” günlerinde sahneye sürpriz bir starın çıkması beklenirdi adeta. Şimdi makbul olan sükûnet tavsiyesi! 2015’te sol tribünleri coşturmak için tura çıkan kimilerinin, “size ittifak değil iktidar öneriyoruz” dediği rivayet olunur. Bu özgüvenin karşılığının olamayışının nedeni, tam da beklentilerin yüksekliği olmuştu. 

Hatırlayalım; AKP Kürt siyasetinin “barış sürecinin” dalgaları üstünde kazandığı hızdan son derece rahatsızdı. Birincisi, ulusal politik bir hareketin biriktirdiği gücün ayrılıkçılığa tahvil olması çok ciddi bir olasılıktı. İkincisi, böyle bir dönüşüm olacaksa, karar Ankara veya Diyarbakır’da değil Washington’da alınacaktı. Emperyalizm “Kürt kartını” Türkiye’ye de karşı kullanabileceğini saklamadığı gibi, ABD ikâmetli Gülen de çoktan Erdoğan’la çatışmaya girmişti…

Bugün ise bütün aktörler “sürpriz çıkmayacağını” anlatmakla meşgul! On bir yıl önceki atmosfer liberal sol dışında kimseyi ikna etti mi, emin değilim. Ama Bahçeli ayağını gazdan çekeli beri, sükûnet çağrılarının işin esas esprisini öldürdüğü açık. Böyle bir sürecin “endişe etmeyin” diye yürütülmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu bir çaresizlik halidir. 

Sadece muhalif kesimlerin eleştirilerinde değil, ilgili tarafların pazarlıklarında da boş tartışmalar öne çıkıyor. Örneğin 1949 doğumlu yani an itibariyle 77 yaşını doldurmuş, 78’e ilerleyen Abdullah Öcalan’ın yaşamının geri kalanını nasıl geçireceği öyledir. Bundan böyle sıfatının kurucu lider mi, çocuk katili mi, baş müzakereci mi olacağı ilgili taraflar açısından elbette önemsiz değildir, ama sonuç ülkede yaşanan gerçekleri herhangi bir biçimde değiştirmeyecektir. 

Hazırlandığı söylenen yasa taslağının önden İmralı’ya gösterilmesi üstünden de sesler yükseliyor. Bizim tek doğrumuz, herhangi bir konunun kapalı kapılar ardında değil, halkın içinde, halk tarafından tartışılmasıdır. Ama kimse unutmamalıdır ki, 1999’da Öcalan Türkiye’ye getirildiğinde, ileride yazılacak bütün taslakların Washington’dan geçeceği hükme bağlanmıştı! Taslak İmralı’dan geçse de geçmese de, asıl sorun budur… 
Bu süreç terörün sonlanmasının yanında başka bir şeyle daha anlamlandırılıyor. Soru şu: Kürt yurttaşlarımızın yaşamında bir şeyler olumlu yönde değişecek mi? 

Peki, geriliğin ve gericiliğin kaynağı aşiret sistemi dağıtılmadan, dinci tarikat ağırlığı yok edilmeden, bölgesel asgari ücret sopası icat edenlerin elinden alınıp kırılmadan, mevsimlik tarım işçiliği emekçiye aşağılanma ve sefalet, çocuklarına okulsuzluk olmaktan çıkarılmadan… ve benzeri başlıklar gündeme gelmeden bu nasıl olacak? Bunları dert etmeyen Kürt milliyetçilerinin ve liberallerin konuyu Öcalan’ın statüsüne kilitlemesi sahtekârlık olmuyor mu? 

Bir de “örgüt üyelerinin geleceği” var. Bir kesim “af çıkmayacak, hallederiz” diye sözcüklerle oynayacak, diğer taraf demokratik siyasete entegrasyon gibi tumturaklı kavramlar ortaya atacak… Peki, belirli fiillerin suç sayılmaktan çıkarılması veya cezasızlaştırılması veya cezaların hafifletilmesi af değilse nedir? Öte yandan aşiretli-tarikatlı-kayyumlu demokrasi ne menem şeydir? 

Sonunda bunlar geçilir, bir orta yol bulunur! Ama bazı şeylerin “geçilmesi” imkânsızdır… 

Örneğin sürecin tarafları ya şeriatçılardan ya da laiklik özürcülerinden oluştuğuna göre bu durumun yeni Anayasa gündemine en azından tartışma olarak yansımaması düşünülemez. Zaten sömürge valisi de sinyali çoktan çaktı! Bunun içinden nasıl çıkılacağına dair fikri olan beri gelsin…

Sömürge valisi monarşi dedi, AKP semalarında “ömür boyu başkanlık” telaffuz edildi. Yetkilerin tek elde toplanmasının çözüm için daha elverişli olduğunu, eski süreçlerde Kürt siyasetçilerinden az duymamıştık. Peki, tarikatları, holding yönetim kurullarını falan çıkartırsak, toplumun Cumhuriyetle ilintisiz bir modeli kabul etme olasılığına yüzde kaç verirsiniz? Beş mi, on mu?

Bahçeli’nin antiemperyalist konsolidasyon olarak ambalajladığı sürecin, Türkiye’nin NATO Ordusunda sağlam yer tutmasına evrilmesinde şaşacak bir şey yok. Türk-Kürt-Arap birliğinin de, emperyalizmin yeni Haçlı savaşının içinde inşa edilmesi düşünülmüş olmalı... Lakin sürecin bu bölümünü nasıl örecekleri konusunda bir “orta yol” bulup anlaşmaları olanaksız!

Daha yurttaşlık tanımına gelmedik bile… Kimse kusura bakmasın, anayasal eşitlik kavramını, bireyler değil de etnik, dinsel kimlik öbekleri düzleminde tanımlamak sanıldığı kadar kolay bir işlem olmayacaktır. Ama bizim coğrafyamızda, federasyona doğru çekiştirilen bir siyasi-idari yapının yırtılıp kopuvermesi, tahmin edilemeyecek kadar kısa sürede gerçekleşecektir. Bunun altından kalkacak bir komisyon henüz icat edilmedi!

Sürecin taşlı yollarından kaçıp işleri lafı dolandırarak idare etmek istiyorlar. Burada bir başlık da dil. Buna ayrıca -belki haftaya- gelirim. Ama şimdiden söyleyeyim: Dil birliğinin toplumu bir arada tutma gücünü yok saymak özgürlükçülük falan değildir. Buradan toplumun etnik kaynaklarına, kimliklere ayrışıp dağılması çıkar. Öte yandan insanın insanı sömürdüğü, emperyalizme iltihak etmiş, cemaatlerin cirit attığı bir ülkede, temel bir hak olan anadil öğrenimini ve kullanımını başlıca bölünme nedeni saymak da en hafifinden aymazlıktır. Öyle bir toplum, herkes anadilini unutsa da bir arada tutulamaz. Bunu daha konuşacağız…

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları