Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

'Süreç yasası' derken…

Söz konusu muhalefet kürsüsünün, söylemi yukarıda açıklanan nedenlerle ne kadar tutarsız olursa olsun, kamuoyunun kadrajına güçlü bir biçimde gireceğini öngörebiliriz. Kürt sorununda inkârcı, Cumhuriyetçiliği baştan sona yalan bir söylemin argümanları önümüzdeki günlerde sahneye boca edilecek. Sonuçta sadece iktidardan değil, “resmi” muhalefetten de basınç göreceğimizi bilmeliyiz. 

Yayın Tarihi: 24.07.2026 , 22:39 Güncelleme Tarihi: 25.07.2026 , 00:00

Bir türlü uygun isim bulunamayan malum sürecin yasası Meclis’e gelmek üzere. Bunu TBMM Başkanından öğrenmiş bulunuyoruz. Çalışma Ağustos ortasına kadar tamamlanacakmış… 

Olayın adı ilk aşamada “komisyon” sözcüğünden hareketle konmaya çalışılıyor, bu da “komisyona havale etme” tabirini çağrıştırıyordu. Şimdi “süreç yasası” daha az manidar değil. Maksadın bir “çözüm arayışı” değil, krizli bir “sürecin yönetilmesi” olduğunu düşünebiliriz! 

*    *    *

Artık iktidar blokunun yancısı sayılan CHP’yi geçelim. Komisyon aşamasının devamcısı Yeni Parti’nin biricik iddiası, olsa olsa söz konusu süreci AKP’nin değil kendisinin layıkıyla yöneteceği olur. Bu durumda Meclis’te İyi Parti dışında kategorik itiraz yönelten bir odak bulunmuyor. 

Kategorik burada ilkeli, tutarlı vb. anlamlara gelmiyor. Öyle ki, İyi Parti’nin de “süreci yönetme” fikrine uzak durduğunu zannetmeyin. 

Yönetmek tek yönlü değildir; karşı dinamikleri yönlendirmeyi de içerir. Kürt sorununda milliyetçi tepkilerin su yüzüne çıkması kaçınılmaz olduğuna göre, bu süreçte “yapıcı” bir muhalefete de ihtiyaç olacaktır. MHP söz konusu alanı boşaltalı beri, egemen güçler açısından güvenilir adres veya “majestelerinin muhalefeti” İyi Parti oldu. Dolayısıyla gerçek bir karşı konumlanıştan ziyade tamamlayıcılık rolünden söz ediyoruz…

Başka türlüsü de olamaz. Milliyetçi sağın, itirazlarını sonuçsuz bırakacak yapısal özellikleri var çünkü. Örneğin emperyalizmin bölge tasarımıyla uyum içinde çizilen bir rotaya ancak antiemperyalizmden hareketle karşı çıkılabilir. Oysa bu, çok zamandır hayatını NATO’ya demirlemiş bulunan sağda rastlanmayacak bir özelliktir. 

ABD’nin sömürge valisi sağ olsun, yine bu sürecin Cumhuriyete reddiye içerdiği artık gizlenmiyor. Madem öyle, muhalif tutumun diğer karakteristik özelliğinin laiklik / Cumhuriyetçilik olması beklenir. Ne var ki, milliyetçi sağ, şeriatçıların iktidar olmasından önce de laisizmle ilişkisi netameli bir akım olagelmiştir. AKP’li yıllarda yazılan ve laisizmi kriminalize eden öykü, laikliğin inananlara zulüm veya saygısızlık içerdiği tezi sağın ortak paydasıdır. 

Milliyetçi sağ, Cumhuriyet’in AKP eliyle yıkımı boyunca esasen tepkileri hafifletmeyi üstlenmişti. Ama bu iş, kimi örneklerde yaşandığı gibi iktidara eklenmeksizin, yani muhalefet rolünü sürdürerek yerine getirilmeliydi… Kabul edilmelidir ki, İyi Parti, başkalarının özdeşleştiği düz yabancı düşmanlığından, afaki şovenizmden daha gelişkin bir “yeni İttihatçılık” kurgusu denemiştir. Akşener’in başlattığı İttihatçılık göndermelerinin üstünü kazıdığınızda, 1908 devrimciliğine değil “emperyalist Osmanlı” hayallerine varırsınız. Bugün de milliyetçi sağ, Cumhuriyetin yıkılışını emperyalist bir Türkiye yaratarak telafi etmeye fit olmaktadır. Ancak bu da yeterli bir muhalefet zemini anlamına gelmemektedir. Zira Öcalan da buna benzer bir amaç tarif etmektedir.

Son olarak, milliyetçi sağ, Kürt sorununda inkârcıdır. Bu tutum, Cumhuriyet’in dağıtılması sırasında gerçek bir olasılık olarak karşımıza çıkmakta olan Türkiye’nin bölünmesi yoluna yalnızca su taşır. İnkâr her zaman yanlıştı. Ama hele emperyalizm bir çözüm iddiasına girmişken aynı noktada ısrar etmenin toplumu bir arada tutma yeteneği sıfırdır. Buradan büyük acılar, şiddetli bir dağılma ve Cumhuriyet’in yıkımı çıkar.

*    *    *

Özetle düzen siyasetine bakıldığında, bir, sürecin yürütücüleri var. İki, yürütücülüğe aday olanlar var. Üç, resmi muhalefeti var... 

Söz konusu muhalefet kürsüsünün, söylemi yukarıda açıklanan nedenlerle ne kadar tutarsız olursa olsun, kamuoyunun kadrajına güçlü bir biçimde gireceğini öngörebiliriz. Kürt sorununda inkârcı, Cumhuriyetçiliği baştan sona yalan bir söylemin argümanları önümüzdeki günlerde sahneye boca edilecek. Sonuçta sadece iktidardan değil, “resmi” muhalefetten de basınç göreceğimizi bilmeliyiz. 

Bana sorarsanız yeterince deneyim biriktirdik. Demokrasinin “kimlik dengelerinden” değil halk hareketinden türeyeceğini, her dil ve kültürden bütün emekçi yurttaşları Cumhuriyete kazanma mücadelesinden asla vazgeçilemeyeceğini anlatmayı ve örgütlemeyi beceririz…

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları