Aydemir Güler
Bir oylamanın düşündürdükleri
Yayın Tarihi: 07.11.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber yapıldı yapılmasına, ama bu konuda “fazla” diye bir şey yok!
Konu: Mekke anlaşmasının Meclis serüveni…
Türkiye Büyük Millet Meclisi 5 Kasım’da anlaşmayı onayladı. İddiaya göre Yeni Parti, DEM Parti, İyi Parti, TİP, EMEP üçlü ittifaka karşıydı. Denebilir ki, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin bu anlaşmayla ABD’nin taşeronu bir savaş üçlüsü oluşturdukları ve İsrail’le aynı çizgide buluştukları bu partilerin ortak görüşüydü.
Yine itiraz eden Yeni Yol grubunu, DP’yi, Yeniden Refah’ı geçiyorum. Bunların konuyla ilgisi iktidarla aynı yere düşmemekten ibaret olmalı…
Mekke’ci Meclis ittifakı, AKP ve MHP dışında HüdaPar, DSP ve CHP’yi kapsıyor. Bu blokun katılım firesi aslında çok. Tam 104 kişi evet oyu verebilecekken oylamada bulunmamış! Bunlardan HüdaPar’ın dört temsilcisi hiç katılmamış.
Ama tüm bunların politik tavrını araştırmakla uğraşmayalım boşuna… Mekkecilerin TBMM mevcudunun altıda birinden fazla fire vermesine fazla siyasi anlam da yüklemeyelim. Bunlar hep muhalefet sıralarını gözlerler. Kaç kişi lazımsa o kadar adam yollarlar! Meclis’e bundan daha fazla değer vermezler.
Baktıklarında başta sayılanların halini görmüş olmalılar.
Oylamaya TİP üçte iki, İyi Parti ve EMEP yüzde elli, Yeni Parti üçte bir oranında katılmamış! DEM’in fire oranı yüzde 60’ı geçiyor; küçük kardeşi Demokratik Bölgeler Partisi’nin iki vekilini de katarsak tam yüzde 62…
Kılıçdaroğlu’nun zamanında konuya getirdiği “açıklama” adı geçen Mekke-karşıtları için de geçerli mi, acaba? Mealen, sayılara işaret edip “katılsak da sonucu değiştiremiyoruz” demişti!
Kesin olan ise şu: Bir kere, geniş kamuoyunun vekillerin oturuma katılıp katılmadığı bilgisine erişemeyeceğini bildikleri için gayet rahatlar! Genellikle haberden akılda kalan, oylamanın ne yönde sonuç verdiğinden ibarettir; gerisi “önemsiz detaydır.” Zaten sorulduğunda o sırada başka mücadeleler verdiğini söyleyip üste çıkanlara rastlanabilmektedir!
Elbette topu birleşip oturuma katılsalar bile sonucun değişmeyeceği doğrudur. Ancak sonuç oylamayla değil, çok daha önceden belli olduğu için doğrudur bu!
Mekke Anlaşmasının sözde karşıtları Amerikancı/İsrailci Sünni ittifakına karşı sadece ağızlarını harekete geçirmiş, parmaklarını da ancak yukarıdaki oranlarda oynatmışlardır. Bu durumda söylenen sözlerin samimiyetine isteyen inanabilir…
Bana sorarsanız, Dervişoğlu’nun ağzından çıkana değil, kimin koluna girdiğine bakılması yerinde olur. İyi Parti başından beri majestelerinin muhalefet partisidir. AKP’nin yükseliş yıllarında sağdan MHP soldan CHP yürüttüler bu misyonu. Sonra sağda bir görev değişimine gidildi. Nedenleri ayrı; ama özetin özeti, zayıflayan AKP iktidarı dolaylı desteklerle işleri idare edemez olmuştu.
Benzer şekilde CHP’nin de Cumhur ittifakının genişletilmesi yoluyla safa alınışına tanık olduk. Burada da bir görev değişimi söz konusu. Mekke oylaması sırasında Özgür Özel, AKP’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreter adayı Feridun Sinirlioğlu için kardeş sosyal-demokrat partilere mektup yazmakla meşguldü. Unutkanlar ülkesinde Feridun beyin kim olduğunu hatırlatmak gerekebilir.
13 Mart 2014’te Dışişleri bakanı ve şimdinin emekli siyasetçisi Davutoğlu, MİT başkanı ve şimdinin Dışişleri Bakanı Fidan, Genelkurmay ikinci başkanı ve şimdinin Milli Savunma Bakanı Güler ile beraber ses bandı yayınlanan kişidir, Feridun Sinirlioğlu. O zamanki sıfatı Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı idi.
Ses bandından anlaşıldığı kadarıyla, gündem TSK’nın Suriye’ye operasyon düzenlemesidir. Toplantıda Fidan’ın “Şimdi bakın komutanım, ben öbür tarafa dört tane adam gönderirim, sekiz tane boş alana füze de attırırım. Problem değil o. Gerekçe üretilir.” dediği duyuluyordu. Yetkililer toplantıyı yalanlamadılar. Ama “kayıt tahrif edilmişti” ve bu “bir casusluk faaliyeti” idi. Gündem ise savaş çıkarmak değil, Suriye’deki Türk toprağını, Süleyman Şah Türbesini IŞİD’den korumaktı.
İşin aslını bilemeyiz. Ne de Özel’in bilip bilmediğini… Ancak Yeni Parti liderinin güncel iddiası “rejime karşı savaş” verdiğidir. Bu bir savaşsa, milletvekili ordunun üçte biri kaçak; komutan olarak kendisi ise karşı taraf lehine kulis yapmakta!
Süleyman Şah’tan kaldığı ve cenazesini barındırdığı varsayılan toprak 2015 Şubatında bir operasyonla Türkiye sınırına birkaç yüz metre mesafede “güvenli bir yere” taşındı. O sıra artık başbakanlığa yükselmiş olan Davutoğlu da “Eşme Ruhu” deyimini icat etti. Kast ettiği, TSK’nın Süleyman Şah Türbesine ulaşabilmek için PYD’ye bağlı silahlı güç olan YPG’nin iznine, yani işbirliğine ihtiyaç duymuş olmasıydı.
Bunu TSK şiddetle yalanladı. Ama “Eşme Ruhu” kavramını Öcalan da benimsedi ve aynı yılın 21 Mart’ında Diyarbakır Newroz mitingine yolladığı mesajında kullandı:
“...Ayrıyeten hem bölgemiz için hem de uluslararası dünya için büyük anlamı olan Kobani direnişini ve zaferini selamlıyorum. Bu temelde gelişen 'Eşme ruhunu' halklarımız arasında yeni tarihin sembolü olarak selamlıyorum.”
DEM Parti’nin bugün ve HADEP’in 2015’te benimsediği “çözüm” konsepti aynıdır. PYD’nin feshedilmiş olması konumuzla ilgili değil, ancak adı geçen yapının, o tarihte TSK’ya da yararlandırdığı otoritesini ve askeri yeteneğini büyük ölçüde ABD’ye borçlu olduğu kesindir. Yani Mekke Anlaşmasının asıl mimarından söz ediyoruz. Hal böyle olunca Amerikancı Sünni ittifakına karşı mücadele vermenin kimi siyasi partiler için kolay olmadığını anlamalıyız.
Gerçekten, bunlar Meclise gidip oy verse ne olur, vermese ne olur!
Meclis’in hali budur. Türkiye çocuklarını Yemen çöllerine göndermeyecekse iş başa, yani halka düştü demektir… Doğrusu da bu zaten.