Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Mekke’den seçimlere, Cumhuriyet’ten işçi sınıfına

Geçici istihdamla, güvencesizlikle, taşeronlarla, kayıt dışıyla, örgütsüzlükle atomize edilen işçi sınıfının yitirdiği “kimliğini yeniden kurması” için eski modellere değil yeni arayışlara, denemelere ihtiyaç var.

Yayın Tarihi: 31.10.2026 , 00:00

Bu hafta hakkında konuşabileceğimiz farklı konu başlıklarından hiçbirine kıyamadım doğrusu. Kıyamamak bir yana, gündem maddeleri zamanlama ve önem açısından birbirleriyle yarış halindeler…

Örneğin geçen hafta komisyondan geçen Mekke anlaşması… Anlaşmanın onaylanmasına, komisyonda olduğu gibi genel kurulda da itiraz edenler olacak. Ama anlaşılan, bu işe hayır diyecek olanların da Türkiye’nin tuhaf bir askeri ittifaka sokulmasını engelleyebileceklerine dair umutları yok. Olsa başka türlü davranırlardı.

Nasıl mı? Meclis aritmetiği belli olduğuna, yani “genişletilmiş” Cumhur ittifakı yeterli sayıya sahip olduğuna göre tek çare söz konusu çoğunluğun sıkı baskı altına alınmasıdır. Yoksa demokrasiyi bir kez daha oy vermeye indirgeyeceklerse, muhalif vekiller zahmet edip o gün TBMM’ye bile gitmesinler!

Savaşa giden yolu bloke etmek için, Mekke anlaşmasına evet demek katlanılmaz bir utanç nedeni haline getirilmelidir. Yirmi üç yıl önce ABD askerinin Türkiye üzerinden Irak’ı istilası reddedildiğinde olan buydu. Kamuoyunun utancı reddettiği her biçimle ve sokakta gösterilmişti. TBMM oylamaya geçecekken Ankara ayaktaydı… Amerikancılıkta eksiği olmayan düzen partilerinin birçok vekili söz konusu vebalden kişisel olarak da kurtulma yarışına girdiler ve tezkere yeter sayıya ulaşamadı. Bugün ABD emperyalizminin bölgesel birleşik taşeron ordusunu oluşturma fikri, halkın büyük çoğunluğunun lanetleyeceği bir açılımdır. Ortam Meclisin kuşatılması için uygundur.

Ama tersi yaşanıyor. Siyasi iktidar Mekke anlaşması çoktan yürürlüğe girmiş gibi davranırken düzen muhalefetinin gıkı çıkmıyor. İttifaka genel sekreter seçildi, kurumun organları çoktan çalıştırılmaya başlandı… Tamamı Türkiye açısından yok hükmünde olan bu adımlardan biri de İran’a giden ortak heyette Ankara’yı MİT Başkanının temsil etmesi oldu. Güya anlaşmaya karşı çıkan düzen partilerinden kimse çıkıp da sormadı! O sırada Erdoğan telefonda Trump’a Yemen ve Hürmüz krizlerine dair güvence veriyordu…

Bu tablo düzen muhalefetinin oylamayı kaybetmeyi kabul ettiğini göstermektedir. Bu tür kaybedişler, uzun süredir muhalefetin iktidarı “tamamlama” işlevini nasıl yerine getirdiğine örnek oluşturuyor.

***

“Erdoğan gitsinciler” bir kez daha dünyaya bakıp seçim kutlaması yapıyorlar. Bu kesimler sandık saplantılarına sınırların ötesinden destek bulduklarında bayram ederler. Syriza çoktan unutuldu belki; ama New York, Berlin derken geçtiğimiz günlerde Tel Aviv ve Brezilya’dan gelen haberlerle uzun bir listeye kavuşmuş olduk…

Kim istemez Netanyahu’nun tükenmesini, Bolsanaro’nun ABD’de bile barınamaz hale gelmesini! Ama konumuz bu değil...

Konu, sömürü düzeninin bütün faturasını tek bir kişiye çıkartmanın tuzak olması. Uyarıda bulunanlara yönelik linç kampanyası yapan liberaller ise tuzağa düşmüş değiller; tuzağı kuran onlar!

Bunlara kalırsa Sırbistan’da “öğrenci listesinin” beş benzemezden oluşmasının bir zaaf olduğunu söylemek suç. Tersine bu çok seslilik, demokratiklik, kapsayıcılık… Faşist Siyonistlerin diğer Siyonistlerce dengelenmesini yeterli bulmamak ve sorunun bitmesinden uzak olduğumuzu dile getirmek kibir… Brezilya’da bugün geri dönen solun geçmiş iktidar dönemlerinin her defasında sağın gelişinin önünü açtığını hatırlatmak, alay konusu edilmeniz için yeterli…

Oysa ABD’nin ve İsrail’in son dönem süpürme harekâtlarını, ancak, bir insanın sahip olabileceği en berbat özellikleri kişiliklerinde bir araya getirmiş kriminal siyasetçiler taşıyabilirdi. Trump, Netanyahu ve başkaları egemen güçler adına işlerini tamamladıklarında gönderilecekler; onların yerini alanlar ise süpürme harekâtının keyfini sürecek. Burada kutlanacak bir bayram yok…

Nerede sola doğru bir güç kayması yaşansa, yapılması gereken, bu gelişmenin köklü bir çözüme nasıl evrileceğine bakmaktır. Yoksa ne yapacağını bilmez haldeki bir toplumsal hareketi, bakmışsınız uluslararası tekeller domine eder olmuş…

İsrail’de Netanyahu’nun son saati çaldı mı, göreceğiz. Ama seçim sonucu Siyonizmi akladı, soykırımcı olmayan bir Siyonizmin var olabileceği “teyit” edildi!

Dünyada ve bizde köklü çözümü aramaktan vazgeçip ehvenişere fit olursanız boğulursunuz.

***

Köklü çözüm ise işçi sınıfından geçer. Örneğin Avrupa’da kitle hareketinin genel grev uğrağına dayanması, tekellerin dümeni kontrollerine almalarını zorlaştıracaktır. On yıllardır emekçi hareketini boğan ve sermayeye dikensiz gül bahçesi sunan geri sendikal yapılar sarsılacaksa, bu sınıf mücadelesinin yükseldiği bir ortamda gerçekleşebilecektir.

Bizdeki temel sıkıntı da budur. Toplumsal sorunların benzersiz ağırlığına karşı bir emekçi hareketi boy atmıyor. Sendikalar 90’ların başlarından bu yana sınıf hareketine değil önderlik etmek, mücadelenin yeşereceği ortam olmaktan bile uzaklaştılar. Neoliberalizmde sendika, mücadele örgütü değil, uzlaşma paydaşıdır. Ama neoliberalizm sınıfların uzlaşması değil, sermayenin sınırsız tahakkümüdür! Sonuçta genel olarak sendikal yapılar, birkaç özgün örnek dışında boşa düşmüştür.

On yıllardır ısrarla yeni bir emekçi yükselişinde siyasal önderliğin rolünün daha baskın, örgütlenme formunun daha esnek ve enerjik olması gerektiğini söylüyor ve bu doğrultuda denemeler yapıyorduk. Geçici istihdamla, güvencesizlikle, taşeronlarla, kayıt dışıyla, örgütsüzlükle atomize edilen işçi sınıfının yitirdiği “kimliğini yeniden kurması” için eski modellere değil yeni arayışlara, denemelere ihtiyaç var. Son aylarda Patronların Ensesindeyiz hareketinin peş peşe kazanımları bir iklim değişikliğinin müjdecisi olabilir.

29 Ekim vesilesiyle öne çıkan “Cumhuriyeti nasıl kazanacağız” sorusunun yanıtı da buradan geçecek. Cumhuriyetçiliğin toplumsal yaygınlığı ölçüsünde politik güce ulaşmadığı güncel tabloyu değiştirmenin en sağlıklı yolu, yeni bir işçi sınıfı hareketidir.

Yazarın Son Yazıları