Aydemir Güler
İktidarın dayanağı olarak muhalefet
Yayın Tarihi: 09.10.2026 , 21:16 Güncelleme Tarihi: 10.10.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Meclis açılır açılmaz fon soygunu gündeme gelecekti. Geldi de. Ailelerle birlikte 2 milyon kişi organize bir hırsızlığa maruz kalmıştı. Suçluların aranacağı yerler de belliydi. Zaten fazla aramaya gerek olmadığı, listeye ulaşmanın devlet açısından herhangi bir zorluğu olmadığı da biliniyordu. Lafı uzatmayalım, düzen ağır bir sarsıntı geçiriyor. Bu çıplak gözle görülüyor.
6 Ekim günkü TBMM oturumunda CHP, İYİ Parti, DEM Parti, Yeni Yol Partisi ve YENİ Parti Cumhur İttifakını sıkıştıracaklardı. Sanılır ki, muhalefet iktidarın alternatifidir... Bu partiler ayrı ayrı araştırma komisyonu kurulması önergeleri verdiler. Herhalde birleştirilecek ve oylanacaktı.
Nafile denemezdi, çünkü diğer tarafta hem AKP’nin kendi içinde yaşadığı dağılma kontrol edilemez hale gelmişti, hem de MHP’nin, ortağının topluca sağlam duramadığı bir başlıkta kurtarıcı rolünü üstlenmesi zor olabilirdi. Zaten AKP sözcüsü de bütün sorumluların hukuk önünde hesap vereceklerini konuşmasında söyledi. Başkası olsa bir dilek veya iddia olarak anlayabileceğimiz bu sözleri, iktidar partisinin grup başkanvekili dile getirmişse, “ilan etti” demek daha doğru olur. Yani soygun Reis’in hükmüne ve adaletine kalmayacak, hukukun önüne gelecekti.
Ama sonra TBMM oturumu devam edemedi. Çünkü salonda karar yeter sayısı yoktu!
Fotoğraf bir acayipti: AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin partisine ayrılan bölümde en önde tek başına oturuyor ve muhalefet vekillerini toplantıya katılmadıkları için suçluyordu… İktidar salonu boşaltmıştı. Diğer sıralarda yine birileri vardı da, ama Zengin’in arkası bomboştu…
Bu nasıl samimiyetsizlik, demeyin. Mesele keşke bu aktardığımdan ibaret olsaydı!
Karar yeter sayısı, TBMM’de çoğunluk anlamına gelmiyor. Bir karar almak için oylama mı yapılacak? Oturumda milletvekillerinin dörtte birinin hazır bulunması gerekiyor. Yani 151 kişinin o gün Meclise gelip, oturum sırasında genel kurul salonunda oturması yetiyor.
Fon soygunu konusunda önerge veren partilerin toplam vekil sayısı ise 238. Buna AKP, MHP ve Hüda-Par dışında kalan diğerlerini de eklersek 266’ya ulaşıyoruz. Bu küsuratın ne kadarının “muhalif” olduğu karışık olabilir, ama konumuz açısından önemi yok. Oturumun sonunda oylama yapılmasını isteyeceği açık olan partilerin sandalye sayısı, 151’in üstünde zaten.
Ama sandalye sahiplerini ara ki bulasın! Üç beş değil, yüzden fazla sandalyenin sahibi bulunamıyor…
İlerleyen günlerde önergeciler toplanıp gelse de, fayda etmedi. İktidar “çoğunluğunu konuşturdu.” Araştırma komisyonu kurulması TBMM tarafından reddedilmiş oldu.
Meclis’in soygunla ilgili bir çalışma yapmasını engelleyen siyasi iktidar yüzsüz olabilir. Ama 6 Ekimde, sadece muhalefetin işinin başında olmadığını göstermiş olmadı. Karşınızda memleketin en yakıcı sorununda bile yüzden fazla fire veren bir muhalefet varken, en haksız konuda, kendi içinde en çelişik durumdaki bir iktidar için bile yekpare tutum almak zor olmaz.
Böyle muhalefet varsa iktidar partilerinin dağılacakları varsa, dağılmazlar!
Olan budur. Ve Zengin’i boş sıraların en öndekinde tek başına oturur gösteren fotoğraf iktidar kadar muhalefetin de “kalitesini” göstermektedir.
Yıllardır aynı siyasi iktidarın sürüp gitmesinde belirleyici olan faktör gerçekten kendi gücü müdür? Yoksa muhalefet bu iktidarın en önemli dayanaklarından biri midir?
Soruya ne yanıt verdiğim belli. Türkiye AKP, MHP ve Hüda-Par’ın toplumsal kaynaklarından gelen kadroların yönetebileceği bir ülke değildir. Düzen muhalefeti iktidarın alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Düzenin çarkları, hepsinin bir araya gelmesinin sonucunda dönebiliyor. O çarkların toptan kırılması gerekiyor.
***
Fransa’da alanları dolduran öğrenciler önce öğretmenlerini, sonra sendikalı işçi sınıfını, ailelerini çektiler yanlarına. Yanlarına ve sola... Kuraldır, sola çeken bütün sokaklarda şarkılar söylenir. Denk geldiğim bir tanesi de, annesi Adapazarlı, bizim Batıya göç verdiklerimizden Charles Aznavour’un şarkısıydı: Emmenez-Moi, yani “Alın götürün beni”…
Alın götürün beni
Dünyanın öteki ucuna
Harikalar ülkesine götürün beni
Sefalet daha mı az acıtır güneşli havalarda…
Mücadeleyle aydınlansın gençliğin geleceği…