Güngören, AkP-AsP ve AB: Avrupalılaştırılıyoruz YURDAKUL ER

01/08/2008 Cuma
Güngören, AkP-AsP ve AB: Avrupalılaştırılıyoruz YURDAKUL ER

Şimdilik herkesin istediği oldu. Yönetenlerden söz ediyoruz. Satılık Türk medyası, güncel vurgularında hiç haksız değildir: Batı, AKP'nin kapatılmadığı bu Türkiye'nin gerçekten de bir kaosun eşiğinden döndüğüne inanıyor. İnanmasalar, medyalarını her türden kriz-kaos manşetleriyle süslerler miydi?

Durum pek bir kaotik, demek ki.

İyi de, bunu, devrimciler zaten uzun bir süredir "devrimci durum" diye kavramlaştırmamış mıydı?
Öyledir. Oralardayız.

Aslında başka türlü de bakabiliriz, ama sonuçta hep aynı kapıya çıkarız: Türkiye, büyük ve daha önce yaşanmamış boyutlarda bir iç savaşın üzerine doğru itiliyor. Türkiye'nin "Avrupalılaştırılması" tam da böyle olacak. Sonuçları hakkında erken bir fikir sahibi olmak isteyenler, eski Yugoslavya topraklarında bugün olup bitenlere bir göz atabilir Türkiye'den kaç adet Miloşeviç veya Karaciç çıkarılacağı konusunda bazı tahminlerde de bulunabilir. Türkiye, o şimdilik "muhayyel" ama eşiğinde olduğumuz kesin büyük iç savaş sonrasında, tasfiye edildikten sonra yani, içinden binlerce Miloşeviç ve Karaciç çıkarabilecek kadar zengin bir tarihe sahip.

İyi mi?

Peki, başka nasıl intikam alıp paralize edebilirler ki?

"Demokratik Batı medyası"nın Nazi propaganda makinelerini hiç aratmayacak bir hırsla damgaladığı, ama haklarındaki iddiaların ezici bölümü yalan olan Miloşeviç ve Karaciç gibi siyasal kişiliklerin daniskasının ve belki bin katının Türk siyasetinden çıkarılacağı kesindir. AB'cilerin gözü aydın. Sıradalar. AB'ciliklerine rağmen hesap verecekler yani tam tersini beklerken üstelik...

Bu, ne demek?

Bu, "yanlış anlaşılmasın", demek. Devrimci politikacılardan söz etmiyoruz burjuvazinin kendi kadrolarından söz ediyoruz. AkP-AsP koalisyonunun bir istisna oluşturmadığı açık. Türk siyasetinde açık işbirlikçiliğe, daha doğrusu eli silahlı itirafçılığa geçiş yapmayan herkes, böyle bir "Avrupalılaştırma" savaşından sonra ya potansiyel Miloşeviç'tir ya da Karaciç. Hatta ölenlerden bile hesap soracaklar. Herhalde Türkiye denilen siyasal coğrafyada ısrarlı olmuş herkesi, bu korkunç "faşist" kalabalığın tamamını, "kemalist toprak" diye etiketlerler.

Hayatımızı kusturacaklar.

Hepimize.

Türkiye'yi bağırta bağırta bitiriyorlar.

Eğer Türkiyeci sosyalistler sürece müdahale edemezse, bu alanda hiçbir kurtuluş umudu yoktur.
"Türk siyasetinden, Yugoslavya'dakileri kat kat geride bırakacak yoğunlukta Miloşeviç ve Radovan Karaciç'ler çıkarılacağı kesindir" dedik. Kimse kendisini güvenlikte saymasın. Türkiyeli ve Türkiyeci olmanın büyük suç olacağı bir zamana doğru itiliyoruz. Bunun işaretleri ortada.
Yurtseverliği ve yurtsever sosyalistleri faşizm ve milliyetçilikle karalamaya çalışanların, birer ucuz uşak olduğunu geçerken bir kez daha yinelemiş olalım.

Gerçekten de "felaketin eşiğindeyiz". Belki de artık felaketin içindeyiz.

Fakat bu süreci böyle değerlendirmek, karamsarlığı teşvik olarak yorumlanmasın.

Sonuçta, Türkiye, kendi içinden ve mevcut aydın malzemesinden, işçi sınıfıyla birlikte bir çare çıkarabilecek durumdadır.

Ama bir şeyi gerçekten ciddiye almak zorundayız: Batı, özellikle de Avrupa, daha doğrusu "Almanya Avrupası" -hadi kısaca AB diyelim-, Ankara'daki karar öncesinde hop oturup hop kalktı. Haberlerde ilk sıraya bu AKP davası oturtuldu. En üst düzeyde isimler -devlet başkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları vs- AKP'nin arkasında olduklarını ilan ettiler. Kimse sözünü sakınmadı. Demokratik AB, bir bütün olarak AKP'nin arkasındaydı ve böylece iktidardaki büyük koalisyonu da desteklemiş oluyordu.

İki büyük ortak AkP-AsP'nin, CHP, MHP, DTP gibi yardakçılarıyla birlikte oluşturduğu büyük koalisyonun şimdilik tek sorunu var gibi gözüküyor: Gerçi "şeytan azapta gerek", ama yine de bu koalisyon, Türkiye'nin acılı emekçi halkını bu istikrar batağında daha ne kadar oyalayabileceğini bilmiyor.

Büyük krizin ne zaman patlak vereceğini de bilmiyor. Huzursuz.

Dolayısıyla AKP'nin kapatılmasıyla ilgili dava sürecinin son üç gününde, emperyalist merkezlerdeki samimi telaş, bu belirsizliğin sinyallerinin bayağı yayılmış olduğunu gösteriyor.

Baştan beni "parçacıklar siyaseti" deyip duruyorduk. Emperyalizm, dünyayı, bu arada özellikle de Türkiye'yi parça parça ederek yönetebileceğine inanıyor. O halde "11 Eylül 2001" türünden tek bir büyük "Reichstag Yangını" değil, sürekli yinelenen, değişik form ve ölçülerdeki "Reichstag Yangınları" ile, binbir türlü provokasyonla, bu amacına ulaşabilir: Parça başı büyücek devalüasyonlardan vazgeçip merkez bankası üzerinden her gün döviz ayarlaması yapmak gibi bir şey... Halkı hamura çevirdiklerine inandıkları için, saklanmıyorlar bile. Şu korkunç Güngören katliamı örneğin, o kadar açık bir "Reichstag Yangıncığı" ki...

Her gün bir yeni kanlı provokasyonla Türkiye'yi uçuruma iteceklerini, yani Avrupalılaştıracaklarını düşünüyorlar.

Kendilerinden pek eminler.

Ama, malum, 1917'de kuzeyimizde ve 1919-1923 döneminde de bizde, bu tür hesaplar yapmışlardı o zamanlar da kendilerinden çok emindiler...