Sapiens'in Günahları (II)

Harari'nin "Bilgi Ağacı mutasyonu" soyutlaması neredeyse ideacı bir tını taşıyor ve insan beyin evrimini çarpıtmaktan öteye gidemiyor. Oysa ki modern insanın beyninin evrimi çok uzun bir süreçte, çok sayıda gendeki farklı mutasyonların katkısıyla, ayrıca ciddi çevresel ve kültürel değişimlerle paralel olarak yaşandı. Dahası, Harari bu mutasyonu 70 ila 30 bin yıl öncesine tarihlendirirken, bilinçli ya da bilinçsiz, ırkçı iddialara malzeme sunacak bir yanlış yapıyor.
Ezgi Altınışık - bilimsoL
Perşembe, 25 Ağustos 2016 11:00

İnsanın biyokültürel evrimi uzun yıllardır bilim insanları tarafından incelenen, her daim ilgi çeken bir konu olmuştur. "Sapiens" kitabının yazarı Harari de benzer bir merakla yola çıkarak yazdığı kitabında, insanın hem biyolojik hem de kültürel bir varlık olduğunu gözardı etmeme iddiasında. Ancak kitapta biyolojik ve kültürel bağların birbirinden kopuk anlatıldığı ve birçok noktanın atlandığı dikkatli gözlerden kaçmıyor. Örneğin kitabın önemli bir bölümünü oluşturan "Bilişsel Devrim"in anlamı, beynin evrimi iyi anlaşılmadığında havada kalıyor. Veya Neandertallerin yok oluşu, yazarın kendisinin de kısaca bahsettiği diğer tüm etkiler önemsizmişçesine Homo sapiens’in yıkıcılığına kesin olarak bağlanıyor. Yazı dizisinin bu ikinci bölümünde, özellikle insan evriminin çok yönlü incelenmesi gerekliliğine vurgu yapacağız. 

İLGİLİ HABER

Kitabın ilk bölümünde, insanın ortaya çıkışı ve diğer türlerle ilişkisi kitabın diğer bölümlerine göre hızlı ancak derli toplu incelenmiş. Ancak burada ufak tarihlendirme hatalarını düzeltmekte yarar var. Bugün -ve kitabının ilk baskısının yapıldığı 2011 yılında- modern insanın ilk kez yaklaşık 200 bin yıl önce Afrika’da tarih sahnesine çıktığı biliniyor. Ek olarak, Homo sapiens’in diğer insan türlerinden ayrıldığı dönemler artık genetik çalışmalarla belirlenebiliyor. Yazarın da kitapta atıf yaptığı, 2010 yılında Neandertal taslak genomunun yayınlandığı çalışmada, Neandertal-Homo sapiens ayrışmasının yaklaşık 300-400 bin yıl önce gerçekleştiği hesaplanıyor. Daha sonraları yapılan genetik çalışmalar, Neandertallerle ayrışmamızın yaklaşık 480 bin yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor; bu da fosil kaydıyla uyumlu bir tahmin. 

Afrika'da evrilen Homo sapiens’in, son 100 bin yıl içinde birden fazla Afrika’dan çıkış denemesi yaptığını biliyoruz. Bunlardan 100 bin yıl önce gerçekleşen ilk deneme, Arabistan Yarımadası civarında sekteye uğruyor ve ileriye gidemiyor. Bu yıl yapılan bir çalışmada, bu çıkışla birlikte modern insanların muhtemelen Levant bölgesinde ilk kez Neandertallerle karşılaşıp çiftleştiği gösterilmişti. Bugün Afrikalı olmayan toplumların bildiğimiz kadarıyla tamamı Neandertallerden bir parça taşıyor.

BÜTÜNLÜKLÜ BİR İNSAN TARİHİ ALGISI

Harari’nin daha ilk bölümde belirttiği “önemsiz bir varlık olarak insan” vurgusu aslında bilim tarihinde de önemli bir yere oturuyor. İnsan-merkezci yaklaşımların bilim dünyasından uzaklaştırılması bilim tarihinde ortak bir örüntü. Mesela insan-merkezci yaklaşım, bilimde “Dünya merkezli Güneş Sistemi” ve “insan-merkezli canlılık tarihi” fikirlerinin temellerindendi. Orta Çağ kültürünün önemli parametreleri olan bu yaklaşımların bugün tamamen yanlışlandığını biliyoruz. Aynı şekilde, burjuva düşün dünyasının ürünü olan “ben-merkezli toplum yapısının" da daha bütünlükçü sosyal teorilerle zamanla aşılacağı tahmin edilebilir. Ancak Harari, insan-merkezcilikten uzaklaşma çabasını, insan bilincini ve yarattığı kültür dinamiklerini dışlamak için kullandığında anlamsız bir tablo doğuyor.

İlk kısımda görece hızlı ancak etkili ve bütüncül yaklaşımla insan tarihi özetleniyor. Ancak ilerleyen bölümlerde bu yaklaşımdan bir kopuş olduğunu görüyoruz. Bunu somutlamak üzere, kitapta bilincin evriminden bahsedilirken beynin biyolojik ve kültürel evriminin bağlamından nasıl koparıldığını ve yazarın bilim-dışı denilebilecek bir pozisyona nasıl savrulduğunu inceleyeceğiz. 

30 BİN YIL ÖNCE BEYNİ DEĞİŞTİREN MUTASYONLAR?

“Bilişsel Devrim, 70 ila 30 bin yıl önce ortaya çıkan yeni düşünce ve iletişim biçimleri anlamına gelir. Sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte, en çok kabul gören teoriye göre genetik mutasyonlar Sapiens’in beyin iç yapısını değiştirerek, daha önce mümkün olmayan şekillerde düşünmelerini ve tamamen yeni dillerle iletişim kurabilmelerini sağladı. Bilgi Ağacı mutasyonu adını verebileceğimiz bu mutasyon, neden Neandertal yerine Sapiens’in DNAsında gerçekleşti? Bilebildiğimiz kadarıyla bunun sebebi tamamen tesadüf, önemli olansa Bilgi Ağacı mutasyonunun sebeplerinden ziyade sonuçlarını anlamak.”
Yukarıda alıntılanan paragraf, aşağıda ortaya koyacağımız bir dizi önemli bir hatayı barındırıyor. 

Birincisi, beyin ve bilişsel kapasite gibi karmaşık özelliklerin türler arasında evriminin tek bir mutasyona dayanmadığını her biyolog ve antropolog bilir. İnsanda beynin evriminin de tek bir mutasyonla olmadığını, birçok faktörün bir araya gelmesiyle bugünlere geldiğini biliyoruz. 2 milyon yıldır bu sürecin hız kazandığını, hem fosil kaydında beyin hacmindeki değişimlerden, hem de alet kültüründeki değişimlerden görebiliyoruz. 

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar, beynin evriminde birçok genin etkileşiminin rol oynadığını gösterdi. Bu genlerde meydana gelen bazı değişimlerin (mutasyonların) insan soyunda doğal seçilimle yaygınlaşması, beyin gelişiminin milyonlarca yıl içinde değişmesini sağladı. Beynin maruz kaldığı sosyal ortamların değişimi de bu evrim sürecini şekilllendirdi.

Bir örnek, 2011 yılında farkedilen SRGAP2 geni mutasyonları. Yapılan çalışmalar, SRGAP2 geninin insan soyunda birden fazla kez ikilendiğini, ortaya çıkan kopya genin faaliyetinin de sinir hücrelerinin yapısını etkilediğini gösterdi. Spesifik olarak, kopyalanan genin aktivitesinin sinir hücrelerinin dallanmalarını arttırdığı görüldü. Bu yolla da aralarındaki iletişimin daha etkin hale gelmiş olabileceği düşünülüyor. Ayrıca insanda bulunan kopyanın toplum içinde çeşitlilik göstermemesi, SRGAP2’nin bugünkü insan beyninin işleyişinde önemli bir payı olduğuna işaret ediyor. Demek ki her sağlıklı insanda iki kopya gerekli. 

Bugüne kadar insan beyninin evrimi ile ilgili başka genler de bulundu. Bunların ortak özellikleri insan soyunda belirgin mutasyonlar geçirmiş olmaları ve bu mutasyonların beyin gelişimini etkiliyor olması. Bunlar arasında dil yetisiyle ilişkili FOXP2 genini veya beyin hacminin ve kıvrımlarının artmasına yol açtığı düşünülen ARHGAP11B genini sayabiliriz. Ancak daha keşfedilmemiş onlarca başka gende mutasyonlar olduğunu tahmin edebiliriz.

Burada önemli bir nokta, FOXP2, ARHGAP11B ve SRGAP2 genlerinde keşfedilen değişimlerin Neandertal genomunda da bulunması. Bu da doğal, çünkü Neandertal beyni mutlaka modern insan beynini benziyordu; büyüktü, alet yapmaya, hatta sembolik davranışa yatkındı, vs. Dolayısıyla beyin evrimiyle ilgili değişimlerin çoğu 70 ila 30 bin yıl önce değil, en az 400 bin yıl önce, Neandertal ve modern insanın ortak atalarında yaşanmıştı.

Harari'nin tarihlendirmesinde bir sıkıntı daha var. 70 bin yıl önce bugün yaşayan insan topluluklarının (Güney Afrika'da San popülasyonunun, diğer günümüz Afrikalılarının, Avrasyalıların) ataları birbirlerinden ayrışmışlardı bile. Dolayısıyla Harari'nin varsaydığı 70 bin yıllık mutasyonlar ancak belli bir topluluğa ait olabilir, tüm insanlığa değil. Böyle mutasyonlar bilinmiyor; bunları yalnızca ırkçılar varsayıyor.

GERÇEKTEN TESADÜF MÜ?

Bir diğer sorun ise "tesadüfi mutasyon" konusu. 

Evrim, her fen bilimcinin bildiği gibi, sadece mutasyonlarla değil, doğal seçilim, genetik sürüklenme gibi birçok faktörle yürüyen bir mekanizma. Mutasyonlar, yani DNA değişimleri tesadüfen gerçekleşir. Mutasyonlar bir popülasyon içinde tesadüfen yayılabilir (genetik sürüklenmeyle). Ama bir mutasyonun popülasyon içinde yayılması tesadüf olmayabilir de. Mutasyon, spesifik biyolojik ve fiziksel koşullarda canlının hayatta kalma ve üreme başarısını artırıyorsa, popülasyon içinde nesilden nesle öngörülebilir şekilde yayılabilir (pozitif doğal seçilimle).

İnsan evriminde de bu koşullardan başlıca beşi, birbirini tetikleyerek beyinin evrimini de hızlandırdı: bipedalizm (iki ayaklılık), el-göz koordinasyonu, alet üretme, iletişim becerileri, yeni beslenme pratikleri, örneğin avlanma ve kök toplama. Bu beşli, insan beyninin hem fizyolojik hem de kültürel gelişiminde rol oynayan, aynı zamanda son 2 milyon yılda hacmi logaritmik şekilde artan beynin evrim hızını açıklayabilecek etmenler. Bu tip özelliklerin, çevre koşullarının istikrarsız olduğu savan ortamında yararlı olduğu düşünülüyor.

İnsan soyunun 6-7 milyon yıldır süren evriminde binlerce gende toplam yüz binlerce mutasyon ortaya çıktı. Bu mutasyonlar arasında, atalarımızın yaşadığı ortamlarda yaşama ve üreme başarısını artıranlar doğal seçilimle yayıldı; yeni beyin gelişimi örüntüleri, yeni bilişsel yetenekler ve davranışlar evrildi. Örneğin öğrenme yeteneğinde gelişmenin daha gelişkin alet teknolojilerinin kültürel evrimine izin verdiği, bunun da daha zengin beslenme imkanları yarattığı biliniyor. Bu yeni davranışların yarattığı yeni ortamlarda, yine yeni faydalı mutasyonlar seçiliyordu. Yani bir mutasyonun yayılıp yayılmaması, tesadüfi etmenler kadar, çevresel koşullarla da alakalı.

Harari'nin modern insana mahsus (Neandertalde ortaya çıkmayan) "Bilgi Ağacı mutasyonu" iddiasına dönelim. 

Yazarın söylediği gibi, modern insanda Neandertalde bulunmayan, beyin gelişimiyle ilgili bir dizi mutasyon gerçekleşmiş olabilir - bu kesin olmasa da, ciddi bir olasılık. Ama birincisi, bunlar 70 bin değil, tüm insanlığın ortak atalarında, yani en az 200 bin yıl önce ortaya çıkmış olmalı. Çünkü insan popülasyonlarının bilişsel yeteneklerinin benzer olduğu, gruplar arasında bugüne kadar genetik temelli davranışsal farklar olmadığı, olası farkların da çevresel olduğu düşünülüyor.

İkincisi, bu mutasyonların modern insanın atalarında yayılmış olması tesadüf olmayabilir. Bu, modern insanın atalarıyla Neandertallerin ortam farklarıyla ilgili olabilir. Örneğin modern insanın atalarının Avrasya'da değil Afrika'daki (belki daha çetin, belki daha rahat) yaşam koşullarıyla ya da görece yüksek nüfuslu gruplar halinde yaşamalarıyla ilgili olabilir. Tesadüf olup olmadığını bugün kesin olarak söyleyemiyoruz; ama Harari'nin bilimsellikten uzak bir kestirmecilik sergilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

AŞIRI İNDİRGEMECİLİK  

Vurgulanması gereken bir nokta daha var. Evet, Harari’nin de bahsettiği gibi soyutlama, onun deyimiyle "hayal kurma", kültür oluşumunda önemli bir basamaktı, ancak herşey değildi! Yukarıda saydığımız etmenler olmadan, örneğin alet kullanımını hesaba katmadan ya da sosyal zekanın, öğrenme-öğretme yetisinin ve grup davranışının gelişimini hesaba katmadan modern insanın bilişsel evrimini anlayamayız.
Yazarın, kitabın ilk bölümünde bütünlüklü bir anlatım benimseyip kitabın kalanında bu yaklaşımdan vazgeçerek aşırı indirgemeci bir yaklaşım geliştirmesi şüphe uyandırıyor. Beynin ve bilincin evrimi o kadar karmaşık bir süreç ki, bunu “Bilgi Ağacı Mutasyonu” gibi tekil bir yapıya indirgemek, insan evriminde büyük değişim geçiren çok sayıda davranış arasında hayal kurmayı ve dedikodu yapmayı öne çıkarmak, böylece süreci bütünlükten koparmak, ilerleyen bölümlerdeki iddialarını desteklemek amacıyla seçilmiş bir yol izlenimi uyandırıyor. 

İLGİLİ HABER

Kaynak: Yuval Noah Harari, 2016, "Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens, İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi", Kolektif Kitap
https://www.facebook.com/BilimsoL/
https://twitter.com/Bilim_soL