Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Hangi Kürtlerin özgürlüğü?

Bir diğer uzlaşma başlığı Türkiye ve Kürt burjuvazisinin ABD başta olmak üzere Batı emperyalizmi doğrultusunda birlikte davranma kararlılığıdır.

Yayın Tarihi: 14.08.2026 , 21:07 Güncelleme Tarihi: 15.08.2026 , 00:00

Çerçeve Yasa Meclis’ten büyük bir uzlaşı ile geçti. Barışa açılan bir pencere olduğu çok şüpheli olan Yasa sürecin sadece bir parçasıydı ve daha çok tartışılacak nereye varacağı.

Bu yüzden bir parantez açıp esastan bir tartışma yürütelim.

Toplumsal analizde insanlığın geliştirdiği en önemli yaklaşımın sınıfsal analiz ve onun üzerinde yükselen siyaset teorisi olduğunu biliyoruz. Bu nedenle olaya yaklaşmak için bu yöntemi kullanacağız.

Sonuçta Kürtlerin özgürlüğü denen olgu 20. yüzyılda coğrafyamızda kurulan ulus devletlerin içinde azınlık olarak kalmaları ve kendi ulus devletlerini arama çabasıyla ilişkilendirilir.

Ancak özgürlük de sınıflara göredir.

Kürt burjuvazisi ve toprak ağaları için özgürlük tanımı ile Kürt emekçi sınıflarının tanımı farklı olacaktır. Kürt burjuvazisi ve ağaları özgürlüğün yanına eşitliği yazmazlar bayraklarına, çünkü onların özgürlüğü sömürme özgürlüğünü de içerir.

Kürt emekçi sınıfları; topraksız ve küçük toprak sahibi köylüyü, yarıcıları, yerel veya çoğunlukla göçmen tarım işçilerini, kentlerde inşaat ve tekstil sektörlerinde çalışanlar başta olmak üzere işçileri, sağlık, eğitim gibi alanlardaki emekçileri içeriyor. Genellikle çok daha düşük ücretlere çalışan, çocuklarının eğitim sorunları olan, büyük bir yoksulluk yaşayan Türkiye işçi sınıfının önemli bir bölmesinden bahsediyoruz.

Bu sınıf için özgürlüğün yanına eşitliği yerleştirmek et ve tırnak gibidir. Eşitlik olmadan özgürlük de olmaz. Eşitlik ise ancak mülkiyette eşitlikle sağlanabilir. Aksi takdirde bir sınıfın özgürlüğü diğerinin sömürülerek yaşaması demektir.

Ve kısa bir süre önce Meclis’ten geçen yasa bir şeyi gizlemektedir, Türkiye emekçi sınıflarına karşı olan bir şeyi.

AKP yargısı siyasi bir araçtır ve bir meşruiyeti bulunmuyor. Ergenekon ve Balyoz’dan içeri atılan subaylar, Selahattin Demirtaş, Ekrem İmamoğlu, CHP’li Belediye başkanları, paylaşımdan uzaklaştırılan tarikat şeyhleri… 
Emekçi sınıflar iktidara geldiklerinde yargı süreçlerini eskileri tarihsel olarak, yeni olanları kendi mahkemelerinde tekrar ele alacaklar.

Sorun dediğimiz gibi, Yasa’nın neyi gizlediğidir.

Gizlenen Türkiye egemen sınıfları ve başlıca Türkiye ve Kürt burjuvazisi arasındaki uzlaşmadır.

Nerede uzlaşma?

Öncelikle AKP’nin diğer düzen partilerinin de desteği ile derin bir sömürü düzeni kurduğunu unutmayalım. Özelleştirmeler işçi sınıfının örgütlülüğüne büyük bir darbe indirdi. Uluslararası sermaye yatırımları için yüksek sömürü oranlı bir cennet yaratıldı. Bugün etnik kimliğinden bağımsız olarak Türkiye emekçi sınıfları tüm patronlar tarafından aşağılanarak bir kölelik düzeninde çalıştırılıyorlar.

Üzerinde uzlaşılan bu sömürü düzenidir.

Üstelik bu uzlaşma sadece Türkiye’de değil, sınır ötesinde farklı ulusların emekçilerinin de sömürülmesi niyetine dayanmaktadır.

Bir diğer uzlaşma başlığı Türkiye ve Kürt burjuvazisinin ABD başta olmak üzere Batı emperyalizmi doğrultusunda birlikte davranma kararlılığıdır.

Bunun barış değil, başlamak üzere olduğu belli olan uzun, kanlı ve yıkıcı bir savaşın başlangıç fişeği olduğunun farkındayız.

Bölgede İran, Yemen, Lübnan Hizbullah’ı, Irak’taki Şii unsurlara karşı bir savaşı içerme olasılığı artıyor. Rusya’ya karşı Batı emperyalizminin başlattığı savaşa dâhil olmayı içeriyor.

İran ve Rusya emekçi sınıflardan yana olduğu için değil, bu savaş dünyadaki tüm emekçi halklara karşı açıldığı için Türkiye’deki emekçi sınıfların birlikte davranmasını gerektiriyor.

Uzlaşma bununla da sınırlı değil, Türkiye sermayesi ve Kürt sermayesinin İsrail ile örtülü işbirliğini de kapsıyor. Kimi kandırıyorsunuz, Gazze ve Lübnan’da katliam yapanlar, ABD olmadan buna cesaret edebilirler miydi? 

Son olarak, bu uzlaşma Türkiye’de yaşanan karşı devrimi derinleştirmeyi içermiyor mu? Halkın yönetime uzanmasının ve irade göstermesinin önlenmesine dayalı bir burjuva diktatörlüğü rejiminde yaşamıyor muyuz?

Laiklik çoktan ayaklar altına alınmadı mı?

Türkiye yayılmacı bir devlete dönüşmedi mi?

Emekçilerin sonsuz sömürüsü ve patronların sonsuz özgürlüğü yaratılmadı mı?

Cumhuriyet’in bu anlamda yıkılması üzerine inşa edilen bir uzlaşma.

Doğal olarak bu uzlaşma Meclisteki partilerin, AKP, MHP, CHP, Yeni Parti, bunların peşine takılan sol kökenli bazı partilerin büyük bir uzlaşmasıyla perçinlendi.

İyi Parti’nin ret oyları bir şeyi değiştirmiyor, bir seçim yatırımından başka bir anlamı yok. Milliyetçilik üzerinden yapılan bu yatırım büyük uzlaşmanın hiçbir başlığına karşı değil çünkü. Hepsi gibi ABD’ci, yayılmacı ve piyasa yanlısı.

Daha önce yazmıştık, Türkiye’deki düzen partileri kuruluşlarındaki orijinal kökleri kaybettiler ve hepsi tekelci sermayenin araçlarına dönüştüler diye.

Bu koşullarda etnik kökeninden bağımsız olarak bütün emekçilerin bir devrimci program altında birleşmeleri için sağlam bir zemin doğuyor.

Bu programda toplumsal eşitliğin garantisinin üretim araç ve nesnelerinin kamulaştırılması ve merkezi planlamayla yönetilmesi olduğu yazılıyor. Yayılmacılık lanetleniyor ve dünyadaki tüm emekçi halklarla dayanışma ilan ediliyor. İşsizliğin ve yoksulluğun kalmadığı toplumda insanların her yerel birimden başlayarak yönetime katılması öngörülüyor. Toplumsal aşağılanmayı sonlandırıyor, her bireyin çok yönlü gelişimi arzulanıyor. Anadilde eğitim almayı bir bölücülük maddesi olmaktan çıkarıyor.

Hatta zaman içinde ulusal sınırları önemsizleştiren dünya halkları ile eşitlik temelinde kaynaşmayı öngörüyor.
Bu bir emekçi cumhuriyetidir işte.

Ülkemizin tüm emekçilerini bu mücadeleye çağırıyoruz.

Yazarın Son Yazıları