Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Cumhuriyetçilerin programı hangi ilkelere ve ittifaka dayanmalı?

Emekçi sınıfların siyasi özneleri emekçilerin sömürüsü devam edeceği bu programı peşinen kabul etmeyeceklerdir. Ancak ittifak yapacak sermaye sınıfına dair devrimci öznelerin varlığında böyle bir program söz konusu olabilir.

Yayın Tarihi: 12.06.2026 , 20:53 Güncelleme Tarihi: 13.06.2026 , 00:00

Antik çağlardan bu yana Cumhuriyetlerin devrimlerle kurulduğu ve karşı-devrimlerle yıkıldığı önemli bir tarihsel genelleme olarak karşımızda duruyor.

Yakın tarihimizdeki çok kritik ve cumhuriyetçilerin birliğini anlamlandıran saptama ise 1923’te kurulan Cumhuriyet’in sermaye sınıfı siyaseti tarafından yıkıldığına dayanıyor.

Eğer cumhuriyetinizi bir karşı-devrimci sürece karşı kaybettiyseniz, tekrar kazanmak için ne yapacağınızı bilmek çok kritik hale gelir. Cumhuriyet’i bir devrimle tekrar kazandığınızda nasıl bir yaşam kurulacak? Ekonomik ilişkiler neye yaslanacak? Uluslararası ilişkiler yeniden nasıl inşa edilecek?

Bu sorulara verilen yanıtlar aynı zamanda hangi toplumsal kesimlerin ittifak ilişkisi içinde olacağını da belirler.

Geçen hafta sonu Ankara’da toplanan Cumhuriyetçiler Kurultayı güncel siyasete Cumhuriyetçilerin nasıl müdahale edeceğini tartıştı. Ayrıca Kurultay bir yıla yakın bir süredir yüzlerce uzman ve alandan emekçinin katılımıyla hazırlanan bir emekçi cumhuriyetinde yaşamın nasıl olacağına dair Kurtuluş Programını ele aldı. 

Genel olarak kabul gören ve Kurultay delegelerinin ilettiği geri bildirimlerle zenginleşen 150 sayfaya ulaşan programı burada ele almak mümkün değil, ancak ana hatlarını vurgulayabiliriz.

Eğer Cumhuriyet’i yıkan esas olgu sermaye sınıfının açgözlü yağması ile ülkenin bütün zenginliklerini, sanayi, maden, liman, yollar, akarsular, hastaneler demeden kendi mülkü haline getirmesiyse ve sermaye diktatörlüğü rejimi sınır tanımayan bir sömürü üzerine inşa edildiyse o zaman Cumhuriyetin bütün bu yağmalanmış zenginliklerin toplumsallaştırılmasıyla kurulabileceği ortaya çıkar. 

Program bu toplumsallaşmanın çok önemli iki ayağını tanımlıyor: İlki, kırsal kesimde kooperatifleşme, ikincisi ise sermaye sınıfının gücünü aldığı üretim araçlarının ve bankaların devletleştirilmesi.

Program diğer bütün hedeflerini böyle bir kamulaştırma üzerine kuruyor. Ancak böylesine bir toplumsallaştırmadan sonra tekrar sömürü nesnesi değil, yurttaş haline gelebiliriz, planlı bir ekonomi mümkün olur ve planlama halkın siyasi iradesinin yansıması haline gelir, tarım emekçileri ilaç, gübre, tohum tekellerinin elinde ezilmekten kurtulur, tarımsal alanların ranta kurban edilmesi sonlanır, emekçi kesimler sendikalar başta olmak üzere kitle örgütlerine kavuşabilir ve her seviyede yönetime katılabilir, kadınların toplumsal eşitliği sağlanabilir, ülkenin emperyalizme bağımlılığı ortadan kaldırılabilir.

Halkın dini duygularını suiistimal ederek bu yağma düzenini koruyanlar yenildiği için din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması mümkün olur, çevre korunabilir, iklim değişikliğine karşı kamu olanakları ile önlem alınabilir. Sağlığın bayrağına piyasanın kiri bulaşmaz ve halkın sağlığını korumak ve geliştirmek yazılabilir, eğitim böyle bir toplumun gereksindiği yeni insanı, yani çok yönlü, bilimi ve tekniği bütünleştirmiş, aydın ve ülkesine karşı sorumlu, devrimini koruma konusunda bilinçli insanları yetiştirebilir. Tekellerin elindeki yapay zekânın yabancılaştırıcı etkisi kırılabilir ve tüm teknolojik yenilikler halkın refahı ve mutluluğu için kullanılabilir. Bilim, sanat ve spor kolektif bir gelişmenin, ilerlemenin araçlarına dönüşebilir.

Buraya kadar tamam, ancak program yazımında bir alternatif daha vardı:

Sermayenin el koyduğu zenginlikleri vergilendirmek ve buradan elde edilen gelirle emekçilerin daha çok pay alacağı bir sosyal devleti inşa etmek.

Bu programın mülk değişimini içermediği için daha kolay uygulanabilir bir hedef olduğunu düşünenler olacaktır. Emekçiler sömürülmeye devam edecekler ama yaşam seviyeleri bir miktar yükselecek. Ayrıca belki bazı idari, demokratik reformlar yapılabilecek.

Bu programın altına girecek devrimci özneler söz konusu olsaydı, cumhuriyetçilerin birliği için ittifak ilişkisi burada oluşturulabilirdi. 

Ancak böyle özneler yok. Bu nedenle bu ikinci programı uygulamak ilkinden çok daha güç, hatta imkânsız gözüküyor.

Emekçi sınıfların siyasi özneleri emekçilerin sömürüsü devam edeceği bu programı peşinen kabul etmeyeceklerdir. Ancak ittifak yapacak sermaye sınıfına dair devrimci öznelerin varlığında böyle bir program söz konusu olabilir.

Bugün büyük veya tekelci sermayenin kendi açgözlü çıkarları doğrultusunda laikliği ortadan kaldırdığı, emperyalizmle işbirliğini derinleştirdiği ve emekçi sınıfların örgütlülüğünü ve yönetime katılımını önemsiz hale getirdiği biliniyor.

Peki, büyük sermaye dışında orta ve küçük sermayeye dair siyasi oluşumlar var mı diye bakmamız gerekiyor.

Bir kere geçen yüzyılın başlarındaki çeşitli ülkelerde devrimci mücadeleye katkı veren köylü/çiftçi partilerinden günümüzde bahsetmek mümkün değil.

Yine Türkiye’de çok partili siyasete 1950’lilerde geçilmesiyle küçük ve orta burjuvazinin farklı siyasi parti ve programlarından bahsetmek mümkündü. Ancak bugün bunu da görmüyoruz. Büyük sermaye taşeron şirketler, bayilikler ve banka kredileri aracılığıyla sermayenin bütün kesimlerini kendine bağımlı hale getiriyor ve gericileştiriyor.

Düzene bağlı bütün siyasi partiler dolayısı ile gerektiğinde büyük sermaye için işlev gören İsviçre çakısının aletlerine dönüyorlar. Bırakın devrimci bir duruşu, programlarında özünde bir farklılık gözükmüyor.

Örneğin, kamulaştırmanın k’sına bile programında yer vermeyen CHP’nin esas rolünün kitlelerin devrimci bir kalkışmaya kaymasını engellemek olduğu anlaşılıyor. Ne laik ne emekten yana ne de emperyalizme karşı duruşu olan CHP kendisine yapılan saldırılar karşısında bile yükselen sokaklardaki kitle eylemlerini zayıflatmayı ve dikkat dağıtmayı tercih ediyor.

Her seçim döneminde CHP veya DEM’den milletvekili çıkarmak için sıraya giren sol partilerin de bir emekçi cumhuriyeti için devrimci tavır alabileceği çok şüpheli gözüküyor.

Dolayısı ile iş Cumhuriyeti ayağa dikerken Kurtuluş Programını benimseyen devrimci bir ittifakı örmeye dayanıyor.

Ne yapmak istediklerini net bir şekilde bilenler devrimlerine de Cumhuriyet’e de emekçi halkı örgütleyerek ulaşacaklar. 

Devrimci bir cumhuriyetçi kimliği inşa etmek günümüzün temel meselesi olarak duruyor.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları