Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

'Gönüllüler Koalisyonu' Türkiye’yi nereye sürüklüyor?

Bölgedeki bütün halklara karşı tekellerin, şirketlerin açtığı bir paylaşım savaşı ile karşı karşıyayız. Bu sürece asla kanmayacağız ve teslim olmayacağız.

Yayın Tarihi: 24.07.2026 , 22:29 Güncelleme Tarihi: 25.07.2026 , 00:01

NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesinin Türkiye’nin bir emperyalist savaşa sürüklenme olasılığını iyice arttırdığını yazmıştık

Öte yandan süreci bütün boyutları ile anlamak için Gönüllüler Koalisyonu denilen oluşumu da kavramamız gerekiyor. Zaten NATO zirvesinden hemen sonra 13 Temmuz’da Türkiye’nin de katılımıyla Gönüllüler Koalisyonu Paris’te toplandı. 

Fikri takip açısından okuyucular bir sene önce bu köşede çıkan yazıya bakabilir. Ama en iyisi baştan almak.
Gönüllüler Koalisyonu Trump’ın iddialı bir şekilde Ukrayna savaşını sonlandırmak için girişimde bulunduğu ve aslında bu girişimin Ukrayna zenginliklerine diğer batılı emperyalistleri devre dışı bırakarak el koymayı denediği 2025’te yola çıktı. Başını İngiltere ve Fransa’nın çektiği girişimin önce Avrupa’daki emperyalist devletlerin Ukrayna Savaşında kendilerine vaat eden payları almak için kurulduğu düşünüldü.

Ancak bugün Gönüllüler Koalisyonu’nun Batının hegemonyasını kaybetmemek ve eski emperyalist düzenin işleyişini korumak için son şansı olarak gördüğü anlaşılan paylaşım savaşının başlıca dişlilerinden biri olduğu anlaşıldı ya da hızla buraya evrildi.

2 Mart 2025’te 16 üye ile yola çıkan ve tamamen Ukrayna Savaşına odaklanan Gönüllüler Koalisyonu NATO’ya kısıtlarını aşma imkânı sundu. Bunun için bugün 36 devlete çıkan üyelerine bakmak zorundayız. 

Bir Rusya savaşına hazırlanırken mümkün olan en büyük gücü bir araya getirmeye çalışan Koalisyonda ABD hariç bütün NATO üyeleri yer alıyor. ABD’nin olmaması bugün sorun değil, çünkü NATO’nun kendisi de toplantılarda temsil ediliyor.

Örneğin, NATO üyesi olmayan devletleri kapsıyor: Öncelikle Ukrayna’yı. Ukrayna bütün kararların ortağı durumunda. Bunun dışında eski SSCB Cumhuriyetlerinden Moldova’yı içeriyor. Yine NATO üyesi olmayan Avusturya ve İrlanda’yı kapsıyor. Ama başka bir nokta var. Türkçe olarak aradığınız zaman bir türlü bütün üyeleri göremiyorsunuz. Yabancı dilde arattığınızda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de toplantılara katıldığı anlaşılıyor.

Hani Türkiye NATO’dan çıkarsa Kıbrıs Rum kesimini NATO’ya alırlardı? Böylece bir hileyle Türkiye ve Kıbrıs Rum sermaye sınıfı aynı savaş cephesinde yerlerini almış oluyorlar.

Ancak resmen NATO üyesi olmayan başka devletler de var: Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya. Rusya’nın Batı cephesinde imha edilmesinin Pasifik savaşı ile ilgili olduğunu yıllardır söylüyoruz.

Gönüllüler Koalisyonu’nun başka bir avantajı daha var. Avrupa Birliği üyesi olmayan devletleri de bir araya getiriyor. Örneğin, Türkiye, Kanada ve İngiltere.

Bu tablo bütünü ve Batı emperyalizminin nasıl bir cephe ördüğünü anlamamıza yardımcı oluyor.

Bir de resmi olarak bildirdikleri amaçlarına bakalım. Yalnız önce bu halk düşmanı koalisyonun hiçbir niyetini açıkça belirtmediği, ikiyüzlü ve hilekâr olduğunu aklımızda tutmamız gerekiyor.

Öncelikle geçen sene eğer Rusya ve Ukrayna arasında bir barış anlaşması sağlanmış olsaydı Ukrayna’ya bir askeri güç yerleştirmeyi planlıyorlardı. Bu Ukrayna’nın zenginliklerine el koymayı amaçlayan bir işgalden başka anlama gelmiyordu. Ayrıca ilk fırsatta tekrar Rusya’ya karşı bir savaşı kışkırtmanın yolu döşeniyordu.

Ancak bunu şimdilik yapamadılar. Bir kere bir anlaşma olmadı ve Batı emperyalizmi kışkırttığı savaşı tırmandırarak sürdürmek konusunda fikir birliğine vardı. İkincisi, Rusya böyle bir uygulamayı kabul etmeyeceğini bildirerek tehdit etti. Üçüncüsü de, yeterince asker bulamadılar, muhtemel ulaşabildikleri 25 bin kişilik uluslararası birliğin işgal ve Rusya ile savaşmak için bir zayıflık olduğunu fark ettiler. Bu aşamada Türkiye’nin asker sayısı tekrar onlara çok cazip gözükmeye başladı.

Bu esnada Paris’te İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde Gönüllüler Koalisyonunun bir karargâhından bahsedilir oldu. 

13 Temmuz 2026 Paris Zirvesinde çekilen fotoğrafa göz atabilirsiniz.

Gönüllüler Koalisyonu’nun 13 Temmuz 2026 Paris Zirvesinde çekilen protokol fotoğraf. Ortada Zelenski’nin iki yanında Starmer ve Macron izleniyor. En solda Hakan Fidan ve en sağda NATO Genel Sekreteri Zirvede yerlerini almışlar.  

Zirvede alınan kararlar açıkçası Ankara’daki NATO Zirvesinin devamı ve tamamlayıcısı niteliğinde. Tüm kararları buraya almak sıkıcı olacak ancak meraklı okuyucu şu linkten yayınlanan üç bildiriye ulaşabilir

Tüm bildiriler Ukrayna’da Batı emperyalizmi tarafından bir vekâlet savaşı sürdürüldüğünü ve Rusya’yı etkisiz hale getirmek için bütün güçlerini birleştirerek savaşı derinleştirme niyetlerini ortaya koyuyor. Balistik füzelere karşı ortak bir program geliştirilmesi, Ukrayna ile birlikte silah üretimi, Rusya’ya daha fazla ekonomik yaptırım uygulanması, Rafale savaş uçaklarının ve mühimmatının Ukrayna’ya Fransa tarafından temin edilmesi vb.

Ayrıca bir türlü başaramadıkları Ukrayna’da kullanmak üzere çok uluslu bir askeri gücü karada, denizde ve havada garanti ettikleri metinlere yansıyor.

Şimdi böylesine kritik ve kötü niyetli bir siyasi ortamda Gönüllüler Koalisyonu’nun İstanbul Boğazı’nda kuracağı karargâha tekrar bakabiliriz. Yukarıda bahsedilen Çok Uluslu Askeri Gücün Fransız ve İngiliz generallerinin Beykoz’da konuşlanacak üssün yerini geçen Mart ayında ziyaret ettiği haberlere yansımıştı.

Ve Fidan Paris zirvesinden döndükten sonra Türkiye’nin Karadeniz’de deniz unsurlarına liderlik etmeyi kabul ettiğini söyledi. Bunu olası bir barış anlaşması bağlamında söylemesine rağmen Batı emperyalizminin hiç orada durmak istemediğini bu yazıdan anlamış olmalıyız.

Durum vahim anlaşılan. Rus basınında Türkiye’nin Karadeniz’i kontrol etmek istediğine dair suçlamaların bunun üzerine çıktığı anlaşılıyor.

Bu arada ABD Büyükelçisi Barrack’ında son günlerde vurguladığı ve emperyalizme ruhunu satmış çeşitli uzmanların yinelediği “Karadeniz, Akdeniz, Hazar Denizi ve Kafkasya’nın iç içe geçmiş çok katmanlı bir sistem olduğu” lafı bir ürküntü yaratmalı. Giderek derinleşen İran Savaşı da buraya oturuyor çünkü.

Bölgedeki bütün halklara karşı tekellerin, şirketlerin açtığı bir paylaşım savaşı ile karşı karşıyayız. Bu sürece asla kanmayacağız ve teslim olmayacağız.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları