Erhan Nalçacı
Ukrayna meselesinin geldiği durum NATO Zirvesinin halkımız için neden tehdit olduğunu açıklıyor
Yayın Tarihi: 03.07.2026 , 21:29 Güncelleme Tarihi: 04.07.2026 , 00:00
NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesinin halkımızı kendisine ait olmayan bir savaşa sürükleme potansiyeli taşıdığı bu köşede ve soL Haber’de sıklıkla yazıldı. Bu acı gerçeğin birçok boyutu bulunuyor, ancak bu kez aynı şeyleri tekrarlamadan neden böyle bir konuma sürüklendiğimizi Ukrayna olgusu üzerinden ele alalım.
Önce bu köşeyi ilk kez okuyacakların Rus yanlılığı ile suçlamaması için bir önem alalım. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ni sonlandıran ve Sovyet halkına ait bütün iktisadi yapılara çökerek bugünün Rus tekelci sermayesi haline gelenler dünyanın geldiği noktadan sorumlular. Çünkü emperyalizmi esas tehdit eden unsur rakiplerinin füze ve diğer askeri teknolojileri değil, sosyalizmin kendisi ve her ülkede iktidarı isteyen emekçi kitlelerdi. Eğer emperyalizm için bu tehdit bir süreliğine geri çekilmeseydi, kendi içlerinde bir emperyalist paylaşım savaşına cesaret edemezlerdi bugün.
Ve muhtemelen Rus yağmacıları emperyalizmin şeytani bir kötülüğü nasıl özlerinde taşıdığını öngöremediler veya onca deneyime rağmen el koydukları servetin büyüklüğü gözlerini kamaştırmıştı.
Ukrayna olgusunu ele almadan önce NATO’nun genişlemesine bakalım. NATO 1949’da 12 devlet tarafından kurulduğunda bir karşı-devrim örgütüydü. Nazilere karşı mücadelenin öncülüğünü yapan partizanların başta Fransa ve İtalya olmak üzere Avrupa’da iktidara gelmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Ancak ABD ve İngiliz Ordusunun işgal ettiği her yer Avrupa’da bir karşı devrim coğrafyasına döndü.
NATO sonrasında karşı devrim coğrafyasını sürekli olarak genişletti.
Aşağıdaki tabloya bakabiliriz şimdi.
Tablo: NATO'nun yıllar içinde genişlemesi*
Önce Türkiye ve Yunanistan’ı kapsıyor NATO. Sonra ABD ve İngiltere’nin işgali altında sosyalizme karşı bir barikata dönüşen Batı Almanya’yı. 1982’de İspanya’yı yutuyor karanlık.
Sovyetler Birliği’nde karşı-devrim sonrası NATO sosyalizm coğrafyasına yayılmaya başlıyor. Oysa çözülme esnasında ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki görüşmelerde NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği sözü verilmişti.
1990’da Demokratik Almanya Cumhuriyeti Federal Almanya ile birleşiyor ve NATO ülkesi haline geliyor. 1999’da karşı-devrimin en şiddetli yaşandığı üç eski sosyalist ülke NATO’ya dâhil oluyor: Polonya, Macaristan ve Çekya.
2004’te NATO zirvesi İstanbul’da toplandığında bir kez daha doğuya doğru ilerleme kararı alınıyor, Balkanlarda ve Orta Avrupa’daki eski sosyalist ülkelerin yanı sıra Baltık’ta eski Sovyet Cumhuriyetlerini de NATO’ya alıyorlar.
2020’ye kadar eski sosyalist devletleri kapsayarak yayılıyor NATO.
Kapsamak çok basit kalıyor fiil olarak. Kapsamak şunları içeriyor: Sanayisi, tarımı ve bankaları batılı sermayenin güdümüne giriyor. Hangi siyasetin ülkeyi yöneteceği ve hangi yasaların çıkacağı konusunda Batı emperyalizmi belirleyici olmaya başlıyor. Batının fonları ile kadroların satın alınması ile Batı yanlısı sivil toplum kuruluşlarından gerici çetelerin oluşuma kadar karşı devrimci bir yığınak yapılıyor. Ayrıca ülke Batı emperyalizminin daha fazla doğuya doğru genişlemesinin askeri üssü haline geliyor.
Daha doğuda ise Belarus ve Rusya kalıyor. Bu ülkelerde sermaye sınıfı eski büyük devlet reflekslerini de canlı tutarak Batı emperyalizmine eklenmek konusunda gönülsüz davranıyor. Benzer şekilde Batı emperyalizmi ile ilişkilenmeyen ve dünyanın yeniden paylaşılarak tanımlanmasını isteyen kapitalist ülkelerle birlikte davranma eğilimi geliştiriyorlar.
Eski Sovyet Cumhuriyetlerinden ikisi olan Ukrayna ve Gürcistan kendileri paylaşımın konusu olmakla birlikte Rusya’nın askeri olarak kuşatılmasında kritik bir yere sahipler. 2008’de iki ülke de NATO’ya dâhil olmaları teklifi alıyor. Buna karşılık Rusya iki ülkenin NATO’ya katılmasını güvenliği için kırmızı çizgi olarak kabul ediyor.
2014’de Ukrayna’da Batıya mesafeli yaklaşan yönetime karşı ABD Elçiliğinin, Soros Vakfının, CIA ve NATO’nun dâhil olduğu bir darbe gerçekleşiyor.
Bu tarihten sonra sürekli bir kışkırtma yaşanıyor. Rus nüfusun ağırlıkta olduğu Doğu Ukrayna’ya saldırıların düzenlenmesi gibi. 2020’den sonra Ukrayna’nın NATO’ya alınması çok güncel hale geliyor ve Rusya Ukrayna’ya karşı askeri harekâta başlıyor 2022’de.
Batı emperyalizmi Rusya’yı yıpratmak, ekonomik olarak diz çöktürmek, Pasifik Savaşına Rusya’yı katılamayacak hale getirmek ve tabi ki Ukrayna’nın zenginliklerine çökmek için bir vekâlet savaşını yürütüyor.
İnsani bedeli çok ağır, toplam bir milyon insana yakın kayıp olduğu söyleniyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bin kilometrelik bir cephede emekçi çocuklarını birbirine kırdırıyorlar.
Trump seçildikten sonra Rusya’ya bazı tavizler vererek savaşı çözme taktiği izledi bir süre. Avrupa devletlerinin engeliyle karşılaşıldı, şimdi ise bütün Batı emperyalizmi Rusya’ya karşı bir savaş için birleşmiş durumda. Varsa bir pürüz 7-8 Temmuz’da bunu halledecekler. Türkiye’nin sürece nasıl katılacağı da kararlaştırılacak.
Çok şey var sürecin buraya doğru gittiğine dair, bilgiye boğmak yerine birkaç tanesini sıralayalım:
Zirveye katılacak olan Zelenski çok yeni Belarusya’yı tehdit etti, sınırdaki askeri varlığınızı çekin, yoksa halletmesini biliriz diye.
Batı emperyalizminin desteği ile Ukrayna artık Rusya’nın iç bölgelerini vuruyor, kentler, petrol rafinerileri, askeri havaalanları. Almanya ile 1500 km menzilli ortak füze üretme anlaşması imzaladılar. Ayrıca geçen Nisan ayında Almanya’da askeri törenle karşılanan Zelenski Almanya ile stratejik ortaklık belgesine imza koydu.
Macaristan’daki siyasi değişim ve Macaristan vetosunun kalkması ile Avrupa Birliği Ukrayna’ya 90 milyar avroluk yardım yapmaya başladı. En az yarısı askeri malzemeyi içeriyor.
Litvanya’nın ardından yeni NATO’ya alınan Finlandiya da ülkesine nükleer silah yerleştirme yasağını kaldırdı.
Bütün bunlara karşı Rusya Sovyetler Birliği değil artık, şimdiden taktik nükleer silah kullanalım diyenler var devletin içinde.
Kapitalizm gerçekten böylesine akıl dışı ve yamyamlığa açık bir düzen, hiç şakası olmaz bu sürecin.
Bütün dünyada bu akılsızlığa ve gaddarlığa son verecek emekçi halkın iradesinin yükselmesi için çabalıyoruz.