Erhan Nalçacı
Emekçiler, yapay zekâ ve ütopyalarımız
Yayın Tarihi: 31.07.2026 , 22:26 Güncelleme Tarihi: 01.08.2026 , 00:00
İki hafta önce bu köşede çıkan yazıda günümüz kapitalizminin geldiği aşamada üretici güçleri geliştiremeyeceği bir noktaya ulaştığını ve bunun dünya çapında bir altüst oluş döneminin kapısını araladığını söylemiştik.
Kısa sürede bu konuda çok sayıda önemli veri birikince konuyu tekrar somut gelişmelerin ışığında ele almak zorunlu oldu.
Yapay zekâ uygulamalarının nasıl işsizliğe yol açarak ilerlediğini ele almıştık. Güney Koreli Hyundai otomobil tekelinin 2021’de Boston Dynamics’in çoğunluk hisselerini satın aldığı ve uzun süreli bir robot teknolojisi kullanımına yöneldiği biliniyor. İlk elden Hyundai’nin 25 bin insansı robotu fabrikalarında kullanmak üzere ısmarladığı söyleniyor.
Bunun üzerine Kore Metal İşçileri Sendikası bu yıl toplu sözleşme sürecinde çeşitli özlük hakkı başlıklarının arasında mücadelenin merkezine Hyundai yönetiminin işçi sendikası ile anlaşmaya varmadan otomasyon ve insansı robot teknolojilerinin üretim sürecine dâhil edemeyeceği maddesini koydu. Geçtiğimiz ay sendikanın çağrısı ile çeşitli metal sektöründeki fabrikalarda çalışan 85 bin işçi ortak grev ve mitinglerde bir araya geldi. Aşağıdaki fotoğraf bu tarihsel öneme sahip mitinglerden bir anı belgeliyor.
Hyundai’deki mücadele sürecinin bizler için sadece uluslararası bir olay olmadığını Kocaeli’nde bu tekele ait büyük bir otomobil fabrikası olduğunu hatırlatalım.
Bundan iki sene önce de Hollywood’da Amerika Senaristler Birliği ve Sinema Oyuncuları Birliği’nin 170 bin kişiyi kapsayan yapay zekâ uygulamalarına karşı grevi hakkında yazmıştık.
Ancak ABD’de sular durulmuyor ve ABD teknoloji tekeli META’ya işten çıkarılacak 8 bin kişiyi belirlerlerken klavye performansı gibi verileri takip ederek sıralama yapan yapay zekâ kullanımı nedeniyle işçiler tarafından dava açıldığı bildiriliyor.
Yine konuyu kavramamıza yardımcı olacak çok önemli bir veri açığa çıktı. Hindistan’da tekstil fabrikalarında çalışan işçilere kafa kamerası takmışlar ve böylece üretim sürecindeki tüm hareketlerini kaydetmişler. Patronlar tarafından bu verilerin teknoloji firmalarına satıldığı, bu şekilde ileride bu verilerin insansı robotların yapımında kullanılacağı söyleniyor. İşin acıklı olan yanı ileride sokağa atılacak işçilerin istekleri dışında yapay zekâyı eğitiyor olmaları.
Üretici güçlerin tanımının aletlerle birlikte insanın gelişimi olduğunu belirtmiştik daha önce. Sermayenin elindeki yapay zekâ uygulamalarının emekçilerin refahını artırmak yerine giderek daha çok işsizliğe yol açmasının yanı sıra zekâ düzeyine de olumsuz etkisi olduğunu araştırmalar ortaya koyuyor. Son yapılan araştırmalar ödevlerinde yapay zekâ kullanan ve kullanmayanlar arasında beyin elektriksel dalgalarına yansıyan bir fark olduğunu göstermiş. Yapay zekâ ile üretilen metinlerin bir sığlık ve aynılık içerirken aslında onu kendi yeteneği ile hazırlaması gerekenler de bilişsel bir gerilemeye neden olduğu anlaşılıyor. İsviçre’de yapılan bir araştırma ise 17-25 yaş grubu katılımcıların 46 yaş üstüne göre eleştirel düşünce puanlarının %45 kadar düştük olduğunu saptamış.
Emekçilerin sendikaları aracıyla sermayenin yapay zekâ uygulamalarına karşı mücadelesi bütün dünya emekçileri için çok önemli, bu süreç konu üzerinde düşünmemizi sağlayacak ve deneyim biriktirmemize neden olacak.
Ancak sorun sermayeyle pazarlık ederek çözülecek bir konu değil. İçinde bulunduğumuz derin insani krizi aşabilmesi için emekçi sınıfların üretim araçları ile birlikte yapay zekâ uygulamalarını da toplumsallaştırması gerekiyor.
Sermaye kaçınılmaz iç rekabeti içinde insansı robotları ve yapay zekâ uygulamalarını geliştirirken bilgiyi de tekeline alıyor. İnternet kullanımının %60 kadarının bugün yapay zekâ tarafından gerçekleştirildiğini ve ancak %40 kadarının insan faaliyeti olduğu bildiriliyor.
Bu bilgi tekeli doğal olarak kendi düşmanlarını izliyor. Ayrıca bilgiyi ve algıyı da çarpıtıyor. İsrail’in ABD’li bir şirketle yaptığı anlaşma sonucunda arama motorlarının kolaylıkla kullanabileceği şekilde çok sayıda site ürettiği ve bu siteler aracılığıyla Gazze ve Lübnan’daki katliamların katliamı yapanların gözüyle yorumlanmasını sağladığı anlaşılıyor.
Oysa ne sosyalizmden ne ütopyalarımızdan vazgeçtik, aksine yaşanan bu derin krizin bizi bu noktaya hızla yaklaştırdığını fark ediyoruz. Marx ve Engels 175 yıl kadar önce Alman İdeolojisi’nde şöyle yazmışlardı:
… komünist toplumda, yani kimsenin sınırlanmış bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin arzu ettiği bir dalda işin üstesinden gelebileceği toplumda, toplum genel üretimi düzenler. Böylece, bugün başka bir şey yarın başka bir şey yapmak, hiçbir zaman avcı, balıkçı, çoban ya da eleştirmen olmak durumunda kalmadan, akla estikçe, sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam sığır yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra da eleştiri yazmak mümkün olur...
Şimdi bunca yılın getirdiği deneyimle bu dâhice ama naif öngörüyü çok daha fazla geliştirebilecek durumdayız.
Muhafazakâr ve teknoloji düşmanı olmayacağız ama insanlığın siyasi iradeyi makinelere bırakmasına izin vermeyeceğiz. Her bireyin kendi kapasitesini sanatta, bilimde, sporda alabildiğine çok yönlü olarak geliştirmesinden de vazgeçmeyeceğiz.
İnsanlığın çok kritik bir dönemecine giriyoruz. Bu bize örgütlenmenin yanı sıra her türlü basmakalıp ve yüzeysel düşünceyi terk edip derinliğine düşünmek için cesaret vermeli.