Erhan Nalçacı
Umudu nereden üretelim, nereye yönlendirelim?
Yayın Tarihi: 07.08.2026 , 23:51 Güncelleme Tarihi: 08.08.2026 , 00:01
İnsanlığın ve ülkenin geleceğinden umutsuzluk kötü bir salgın.
21. yüzyılın ilk çeyreğini de kaplayan gericilik çağında umudu nereden üreteceğiz?
Batı emperyalizminin kazanımları, karşısındaki işçi sınıfı devletleri olmasa da, Hitler’in 2. Dünya Savaşı başındaki ilerlemesine benziyor. Suriye düşüyor, Gazze’de, Lübnan’da katliama devletler sessiz kalıyorlar, hatta Batı emperyalizminin işbirlikçiliğinde yürüyor vahşet. İran’a barış anlaşmalarının ortasında saldırılıyor, Küba halkı inanılmaz bir şekilde yok edilmek isteniyor, Venezuela Başkanı haydutça bir operasyonla kaçırılıyor, geride kalan yetkililerin sefil ABD ajanları olduğu ortaya çıkıyor. ABD NATO zirvesinde gördüğümüz gibi büyük bir müttefik gücü bir araya getirip savaş hazırlığı yaptırabiliyor.
Çeyrek asırdır sermaye sınıfı tarafından Türkiye’nin idaresinin teslim edildiği AKP iktidarı düzen içinde de olsa iktidarı vermemek için yargı, itirafçı, medya ve sosyal medya robotları ile operasyon düzenliyor ve toplum öylece seyrediyor.
Umudu kesmek için çok neden var gibi gözüküyor. Oysa umut derindedir, sessizce yükselip gelendedir.
Bir kere dünya kapitalizminin yapısal krizinin farkında olmamız gerekiyor. Herkesin ağzı açık ayran delisi gibi ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz kararlarına endekslendiği bir dünya büyük bir kriz içinde demektir. Bu dünyada sermaye birikiminin sanayiye, bilim ve teknolojiye değil, önünde sonunda patlayacak paradan para kazanmanın asalakça ve hileli yollarına aktarıldığını gösteriyor.
Yapısal krizin başlıca nedeni sermayenin cansız bileşeninin, yani makinelerin canlı emeğe yani emekçilere oranının giderek artması ve bunun sonucu olarak kâr oranlarının düşmesi olarak saptanıyor. Son haftalarda sıklıkla bahsettiğimiz1 otomasyon ve yapay zekâ uygulamaları bu eğilimi uç noktasına taşıyor ve kapitalizmin hiçbir şekilde sürdürülemeyeceğini bize gösteriyor.
Kapitalizmin bu aşılamaz sorunu savaşla aşmaya çalışması bir ölçüde de bu gerçekten kaynaklanıyor.
Büyük bir savaşa hazırlandığını gizlemeyen Batı emperyalizmi yüz sene sonra gerçekten “tek dişi kalmış canavara” benziyor. ABD’nin topyekûn bir savaşı sürdürecek gelirinin olmadığını, gelirlerinin ise büyük bölümünün borç faizlerine gittiğini işledik daha önce. ABD’nin çaresizlik içinde sürüklendiği savaş bir çöküş anlamına da geliyor.
Seksen yıl kadar önce ABD, Japonya’ya karşı Pasifik’te dört yıl boyunca savaşmıştı. Şimdi bir ABD’nin durumuna bakın, İran ile bir hafta savaşıyor, sonra hali kalmadığı için rakibine sarılıyor. Füze stoklarının ancak bir hafta dayandığı anlaşılıyor. Uçak gemilerini nereye saklayacağını bilemiyor, dünyaya yayılmış üslerini de.
Batı emperyalizmi için sorun olan sadece ekonomik yetersizlik ve çöküş öncesine benzeyen durum değil. İdeolojik olarak da emekçi çocuklarını cepheye sürmekte güçlük çekiyor. Asker deposu olan köylülük sonlandı artık, kentli emekçiler zar zor yetiştirdikleri bir iki çocuğu asla savaşa göndermek istemiyorlar.
Bu yüzden Türkiye’ye bakıyorlar, ağızları sulanıyor olası asker sayısını duyunca. Ama Türkiyeli emekçilerin çocukları da onlarınki kadar değerli, işin aslı ortaya çıkınca ve Türkiye’nin başından büyük bir savaşa girdiği anlaşılınca bu şimdiye kadar görülmemiş bir toplumsal huzursuzluğa neden olacak.
Türkiye kapitalizmi gelişti tabii ki ama 70 yıla yayılan emperyalist bağımlılığın biriktirdiği sorunlarla boğuşuyor ve bunlar kapitalizmin yapısal krizini Türkiye’nin üstüne eşitsiz bir şekilde yığıyor.
Türkiye’nin cari açığı, yüksek enflasyonu ve faiz oranı, dış borcu ve bunu döndürebilmek için sürekli uluslararası mali sermaye akışına bağımlılığı emekçi sınıfları eziyor. Düzenin dayanağı “orta sınıfları” eritiyor, emekçileri nefes alamaz hale getiriyor.
Çok büyük bir siyasi krizin içinde ayrıca Türkiye.
Normalde düzen özünde birbirinden farkı olmayan siyasetlerin yönetim nöbetini almasıyla bir elastikiyet kazanır ve krizlere karşı dayanıklı hale gelir. İmamoğlu’nun, CHP’nin ve Yeni Parti’nin özünde AKP’nin programından çok farklı bir programa sahip olmamasına rağmen sermayeye dev bir mülk devrini yönetmek için tasarlanan AKP hiçbir şekilde düzen nöbetini devretmek istemiyor. Karşı taraf asandık kurulsun"dan başka bir şey üretemediği için çaresizlik artıyor. Ama arayış ve öfke de artıyor, birikiyor.
Cumhuriyet’in bir karşı devrimle yıkılmış olması düzen dışı ufku olan laik, yurtsever ve kamucu bir ittifaka yol açıyor.
Bütün bunlara başka birçok başlık eklenebilir, kapitalizm genel olarak ancak başta Batı emperyalizmi, onun unsuru olarak Türkiye büyük bir “eskisi gibi yönetememe” krizine doğru gidiyor.
Bu kaçınılmaz yönelim insanlığa evrenin bu minik noktasında büyük bir şans tanıyor.
Emekçi halkımız ne yaptığını bilen bir özne ve program etrafında örgütlenmeli hızla. Bu hazırlığa davet ediyoruz herkesi.
Umudu nasıl test edeceğiz?
Etkili bir şekilde örgütlenen insan sayısına bakacağız.
Çağın gereğini yerine getiren ve köşesine çekilip ölümü beklemek yerine dövüşmeyi tercih eden insanların sayısı artacak.
Ve umutlu olan insanlar birebir örgütlenecekler. Her dakikalarını rahatsız ama umutsuzlara anlatmakla geçirecekler.
İnternet aracılığıyla örgütlenmenin olmayacağını bilecekler. Elon Musk gibi kapitalizmin bütün çürümüşlüğünü temsil edenlerin elindeki teknoloji ile örgütlenmenin ve devrimciliğin ciddi sınırları var.
Bizim geliştirdiğimiz teknoloji ise yenilmezdir, biriciktir, anlatmak, anlatmak, anlatmak, işyerinde, mahallede, metroda, okulda…
Neden umutlu olmamız gerektiğini, düzenin gözüktüğünün aksine ne kadar çürük olduğunu, örgütlü bir halkın yenilmez bir güç haline gelebileceğini…
- 1
https://haber.sol.org.tr/yazarlar/erhan-nalcaci/dunyanin-icinde-bulundugu-altust-olus-donemi-nereye-varacak-411815