Erhan Nalçacı
NATO Zirvesinin halkımıza tek yararı Trump’ın dışkısını da yanına alarak defolup gitmesi oldu
Yayın Tarihi: 10.07.2026 , 21:54 Güncelleme Tarihi: 11.07.2026 , 00:00
Başlıktaki konuya geleceğiz ama NATO Zirvesinin “yararını” tartışmadan önce şu 3.0 meselesine bakalım. NATO kendi tarihini Ankara Zirvesi öncesi dönemlendirdi, 1.0, 2.0 ve son dönemi 3.0 olarak. Sanki NATO teknolojik bir gelişme ve onun yeni modelleri piyasaya sürülüyor gibi.
Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Önsözünde çok ünlenmiş bir genellemesi vardır. Burada kendisine sadık kalarak hatırlamakta yarar var:
“Nasıl ki, bir kimse hakkında, kendisi için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm verilemezse, böyle bir altüst oluş dönemi hakkında da, bu dönemin kendi kendini değerlendirmesi göz önünde tutularak bir hükme varılamaz...”
NATO’nun kendisine ait bu sınıflandırmanın ideolojik bir araç olduğu, bir yanılsama ve güzelleme sunduğu ortada. Öte yandan Zirveden iki yıl önce bu köşede sunulan dönemlendirme denmesi ile NATO’ya ait dönemlendirmenin çakıştığı yerler var.
- Sosyalizme karşı emperyalizmin karşı-devrim örgütü olarak NATO (1949-1990) yani NATO 1.0
- Sovyetler Birliği’nde karşı devrim sonrası dünyanın emperyalist yeniden yapılandırılmasının aracı olarak NATO (1990-2011) yani NATO 2.0
- Emperyalist paylaşım savaşında Batı emperyalizminin topyekûn savaş örgütü olarak NATO (2011- …) Yani NATO 3.0
Zamansal olarak tek çakışmayan kısım NATO 3.0’ın NATO’cular tarafından çok yeni bir tarihte, hani nerdeyse Ankara zirvesiyle başlatılması. Oysa kendi sınıflandırmamızı Obama’nın 2011’de yaptığı konuşmaya, bundan sonra önceliğin Çin’i askeri olarak kuşatmak üzere Pasifik’e vereceklerini söylemesine dayandırmıştık. O günden bu yana adım adım Ukrayna savaşı da dâhil olmak üzere bu sürecin ilerletilmesine tanıklık ettik.
Öte yandan bu zirvede gerçekten çok fazla yol aldılar. Yiğit Günay soL Haber’deki yazısında Zirvenin sonuç bildirisini yorumlarken haklı olarak her kararın olduğu gibi resmileştirilmediğini ve sonuç bildirisine yansımadığını yazdı. Batılı tekellerin bu hizmetkârları ikiyüzlü, yalancı ve hilekârlardır. Ancak sürecin tümü ve satır araları değerlendirilerek sonuç hakkında bir fikir sahibi olabiliriz.
Sonuç bildirgesinde NATO’nun Ukrayna’yı araç olarak kullanarak Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşa bir yıl içinde 70 milyar Avro sağlaması gibi somut maddeler var.
Ancak gözden kaçan ve en masumu gibi anlaşılan bir maddenin arkasındaki niyetini anlamak zorundayız. Bu madde NATO’ya bağlı silahlı kuvvetlerin savaş yeteneklerinin nasıl artırılacağı ile ilgili. “Derinlikte hassas vuruş, bütünleşmiş hava savunma sistemleri…, birbiriyle uyumlu çalışabilen transatlantik muharebe bulutu…”
Bu maddenin siyasi önemi lafla anlatılamaz, insan sadece dehşete düşer.
Çünkü 1949’dan 2011’e kadar NATO topyekûn bir savaş örgütü değildi. Özellikle 2. Döneminde köşeye sıkıştırılan ülkeye karşı savaş açıldığında devletler katılırlarsa bir miktar kuvvetlerini NATO emrine veriyorlardı, onun dışında bağımsız davranıyorlardı.
Şimdi bu zirveden sonra ABD Genel Kurmayının yönettiği tek bir ordu oluşturuluyor. Tamamen birbiri ile bütünleşmiş, bağımsız karar yetkisi olmayan, büyük bir uluslararası savaşa dâhil olmak üzere ön hazırlıklarını yapan bir süreçten bahsediyoruz.
Bu şu anlama gelir: Egemenler Türkiye’nin siyasi bağımsızlığını bu zirve ile kendi çıkarları doğrultusunda elden çıkarmışlardır. Boğazlar ve Karadeniz egemenliği, istediği silah sistemlerine sahip olma, bütçenin ne kadarının askeri harcamalar için kullanılacağı, bağımsız askeri operasyon vb. bu zirveyle bitmiş oldu.
Apar topar S-400’leri ellerinden çıkarmaları bununla ilişkili.
Trump dünyanın gördüğü en ahlaksız adam. Bir ülkeyi resmi olarak ziyaret ederken o ülkenin komşusuna savaş açmak nasıl bir şeye denk geliyor?
İşte buna, ABD isterse komşu ülkenin köprülerini, demiryollarını ülkenizden verilen bir emirle bombalar, yüzlerce kız öğrencinin kasıtlı olarak öldürüldüğü saldırının bir numaralı suçlusunu baş konuk olarak ağırlarsınız.
Düzen medyası Zirve boyunca bu rezalete kılıf bulmak için İsrail’in ne kadar gelişmelerden rahatsız olduğunu yazıp durdu. Oysa bundan sonra Türkiye’nin İsrail ile savaşma olasılığı İran ile savaşa sürüklenme olasılığından bir milyon kere daha az.
Milliyetçi bir hava estirmek için Yunanistan ile bir rekabet körükleniyor. Buna hiç aldanmayın, ABD’li bir generalin emrinde Türkiye ve Yunanistan’dan emekçi çocukları birlikte savaşıp ABD, Alman ve Fransız şirketleri için ölecekler.
Zirvenin kazanımı olarak, zirve esnasında 50 milyar dolarlık silah alış verişi yapıldı ve Türkiye kökenli şirketlerin bundaki payı konuşuluyor.
Ama biz halkımızın kazanımlarını başlığa taşıdık. Silah üreticileri ve tüccarları kazanmış olabilir, bunun halkımıza faydası nedir? Ne emeklinin yaşam koşulları iyileşti, ne gençlere bir aşağılanmadan başka bir şey sunmayan çalışma koşulları. Ne de ülkenin bağımsızlığına ve egemenliğine bir katkı yaptı, aksine egemenlikten son kalanlar da tükendi gitti.
Belki Zirvenin bir yararı egemenler için halkımızın zararlı bir haşarat gibi görüldüğünün iyice ortaya çıkması oldu. Ne verdiği oyun kıymeti var, ne düşüncesinin. Sadece muhtemel protestocu olarak zararlı muamelesi gördüler. Protesto ederek ülkenin onuruna sahip çıkanların uğradığı muameleyi izlediniz zaten.
Trump’ın dışkısı rakip ülkeler DNA’sını incelemesinler diye toplanıp götürüldü. Bu da halkımızın tek kazanımı olarak kaldı, bu iğrenç adam ülkemizi kirletmemiş oldu.
Diğerleri ne yaptılar bilmiyoruz. Günü gelir arkalarından yollarız yaptıklarını.