Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Bir dönüm noktası: Cumhuriyetçiler Kurultayı-2026

Geçen seneki Kurultay farklı kökenden gelen Cumhuriyetçilerin birlikte tartışabileceğine, birbirlerini anlayabileceklerine dair bir umut yaratmıştı, şimdi ise ortak siyasi hedefler konuşulacak.

Yayın Tarihi: 05.06.2026 , 21:32 Güncelleme Tarihi: 06.06.2026 , 00:00

Uzun hazırlıklardan, sayısız görüşmeden ve yüzlerce kişinin katıldığı program yazımlarından sonra Cumhuriyetçiler Kurultayı-2026 bu Pazar toplanıyor.

Kurultayın neden tarih yazımında ileride bir dönüm noktası olarak anılmaya aday olduğunu çok kısaca ele alalım bu hafta.

1923 Cumhuriyet Devriminin burjuva devrimi niteliğinde olduğunu biliyoruz. 1923 Hanedan’a, emperyalist bağımlılığa ve yobazlığa karşı tarihsel bir sıçrama noktasıydı. Şimdi ördüğümüz mücadele bu yüz sene önce yükselmiş tarihsel zemine basıyor.

1923 Devrimi burjuva devrimlerinin genel olarak dünyada geriye çekildiği bir evreye denk geldi, öte yandan çok şanslı bir dönemdi ve 1917 işçi sınıfı devriminin sağladığı desteği arkasına alarak çağının eğilimlerini aştı.

Devrimin yaratıcısı ve sahibi Kemalist kadrolar hemen hemen hiç çubuğu işçi sınıfı devrimine bükmeyi denemediler. İktisadi bağımsızlık, “çağdaş uygarlık düzeyini” yakalamak, feodal ilişkileri tasfiye etmek için milli burjuvaziyi yaratmak ve desteklemek niyetindeydiler.

Sovyetler Birliği yönetici kadroları da Türkiye’de bir işçi sınıfı devrimini amaçlamadılar, Sovyetlere dost bir ülke arayışındaydılar daha çok.

Bu koşullarda bu ülkenin komünistleri, sosyalistleri, devrimcileri çok zor bir durumda kaldı. Devletin doğal olarak kurucusu ve sahibi olan Kemalistler ile emekçi sınıflar için siyaset yapmak isteyenler arasında onlarca yıl boyunca baskılarla giden bir gerilim eksik olmadı.

Kemalistlerin hesaplayamadığı nokta emekçi sınıfların temsilcilerini baskılarken burjuvazinin Cumhuriyeti yıkacak kadar gericileşebileceğiydi.

1990’da Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle Kemalist kadrolar emperyalizmin bütün dünyayı dönüştürerek sermaye karşısında ulusal egemenlikleri tanımayan operasyonuna karşı refleks olarak örgütlendiler. Devleti de kapsayan örgütlenmenin boyutlarını tam olarak bilemiyoruz ama dışarıya yansıyan şuydu: “ABD ve AB ulus devletleri yok etmeye çalışıyor, buna karşı bir direnç örmeliyiz.”

Refleks siyasi olarak doğruydu, ancak yılların verdiği devletli alışkanlıklar bu işin halkı örgütleyerek devrimci bir şekilde yapılabileceği fikrinden onları uzak tuttu.

Cumhuriyet mitinglerinden hemen sonra başlayan Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlarda emperyalizmin ve Türkiye burjuvazisinin olağanüstü gericileşen yüzüyle karşılaştılar.

2010 Referandumu sonrası devletten de büyük ölçüde tasfiye edildiler ve yerlerini sermayenin büyük yağma operasyonunu yöneten tarikat tezgâhından geçmiş gerici kadrolara bıraktılar.

Bütün süreçler kendi zıtlarıyla var olurlar ve belki 2010 bugün Cumhuriyetçiler Kurultayı-2026’ya giden yolun başlangıcı oldu.

Ancak tarihsel birlikteliğe giden yola yeni taşlar da eklendi. 

Örneğin, Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nden yetişen gençler özellikle Doğan Avcıoğlu’nun Yön’ü üzerinden solu keşfettiler, bir sentez oluşturdular. Bu şekilde arayış içindeki birçok gençlik dergi çevresi ve platformları oluştu.

Halka ait tüm üretim mal ve nesnelerine çöken sermaye sınıfının varacağı son nokta Cumhuriyet’in sandığına nihai çiviyi çakan bir burjuva diktatörlük rejimi inşa etmesi oldu. 

Cumhuriyetçiler Kurultayı’ndan hemen önce yaşanan olay ise bir kez daha Kemalist kökenli cumhuriyetçileri bir arayışa itmiş olmalı. Geçen hafta soldaki köşesinde Aydemir Güler CHP’nin oynadığı rolü çok iyi bir şekilde özetledi

CHP tabi ki Cumhuriyeti kuran devrimci partiydi. Ancak zaman geçtikçe ve burjuvazi palazlanıp gericileştikçe CHP düzen içi rollere çekildi, gereksinimlere göre şekil değiştirdi.

Mutlak butlan olayı CHP dışından bir operasyonla başa gelen ve yıllarca CHP’ye başkanlık yapan

Kılıçdaroğlu’nun şüpheye yere bırakmayacak şekilde sermayenin bir kesimi tarafından araçsallaştırıldığı herkese gösterdi.

Ancak böyle bir aparat haline geldiği için salt Kılıçdaroğlu’nu suçlamanın anlamı bulunmuyor, CHP’de yaratılan vasat, emperyalizme ve piyasaya karşı olmayan, laikliğin ilgasını bir yan mesele olan gören ortam aparatçıklar yaratmaya çok uygundu.

Kısa bir süre önce Özgür Özer’in yürüttükleri mücadelenin Avrupa ve NATO güvenliğine hizmet edeceğini söylemesi vasatın neye benzediğini çok iyi tanımlıyor.

CHP’nin Cumhuriyet yıkılırken verdiği en büyük zarar son 25 yılda yaşananların normal bir siyaset olduğuna halkı ikna etmeye çalışmasıydı. Türkiye’nin gördüğü en büyük yağma gerçekleştirilecek, Ergenekon kumpası kurulacak, kendi başkanları bir operasyonla değiştirilecek, kozmik odaya girilecek vb., yani hiçbir şey normal olmayacak ama CHP normal bir siyaset güdecek.

Sözümüz tabi ki CHP’ye oy veren, umut besleyenlere değil, muhakkak cumhuriyetçilerin önemli bir kısmını oluşturuyorlar.

Ancak bütün bu yaşananlar cumhuriyetçi bir cephenin örülmesini kolaylaştırıyor.

Başka bir deyiş ile devrim sınıf değiştiriyor, burjuvaziden emekçi halkımıza kayıyor.

Kurultay delegeleri halkımıza ve ülkemize karşı iki sorumluluk ve iki devrim dönemi arasında duygudaşlık kurmak üzere Birinci Meclis’e çiçek bırakacaklar.

Geçen seneki Kurultay farklı kökenden gelen Cumhuriyetçilerin birlikte tartışabileceğine, birbirlerini anlayabileceklerine dair bir umut yaratmıştı, şimdi ise ortak siyasi hedefler konuşulacak.

Devrimci bir iyimserliğin Kurultaya hâkim olmasını diliyoruz. Bu iyimserliğe göre:

Emekçi halkımız ilkeli bir şekilde örgütlenebilir.

Halkın örgütlüğüne dayanan Cumhuriyetçilerin siyasi iradesi sorunların üzerinden gelir.

Bu iradenin gösterildiği ve emperyalizmi bir kez daha yenmiş bir Türkiye dünyada yalnız kalmaz.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları