Sermaye için emekliler fazlalık
Ortaklaşa
Sermaye sınıfı, çalışma hayatı sona eren ve ileri yaşa gelmiş nüfus olan emeklileri ekonomi üzerinde yük olarak görür. Çünkü çalışırken yıllarca sömürdükleri emeklilerin yıllarca prim ödedikleri sosyal güvenlik sisteminden aylık alarak hayatlarını idame ettirmelerini “kaynak israfı” olarak değerlendirir. Patronlar, sosyal güvenlik sisteminde birikmiş olan kaynakların ve Hazine’den aktarılan fonların da emekliler yerine makro ölçekte sermaye sınıfına yönlendirilmesini isterler.
Bunun için AKP iktidarı öncesinde atılmaya başlanan adımlar, AKP hükümetleri tarafından daha de ileriye taşındı. Son 27 yıllık süreçte sosyal güvenlik sisteminin belli işlevleri tasfiye edilmekte, emeklilere aylık bağlama oranı (ABO) düşürülmekte ve sistem piyasalaştırılmaktadır.
Ayrıca emeklileri, ekonomi üzerinde yük olarak gören sermayedarlar ve sözcüsü AKP hükümeti, emekçi kesimlerin önemli bir unsuru olan emeklileri “atıl nüfus” olarak değerlendirip toplumdan bölüyor. Her fırsatta ve her aracı kullanarak, aktif sigortalı çalışanlar ile emeklileri karşı karşıya getiren bir propaganda yapıyorlar.
İlk adım 'mezarlıkta emeklilik'
8 Eylül 1999 tarihinden önce, emekli olma koşulları, kadınlar için 20 yıl, erkekler için 25 yıl sigortalılık süresi ve 5 bin sigorta primi ödenmesinden oluşuyordu. 1999 yılında Marmara Depremi’nin daha enkazı kalkmadan çıkarılan yasayla emeklilik yaşı kademeli olarak kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a çıkarıldı. Bu da yetmedi, 2008 yılında 5510 sayılı Kanun ile kadınlarda ve erkeklerde emeklilik yaşı kademeli olarak 65’e çıkarıldı. Güvencesizliğin ve esnek çalışmanın hızla arttığı ülkemizde, bu koşulları sağlamak ve emekli olmak artık bir hayal oldu. Sefalet düzeyindeki aylıklara mahkûm edilmiş olmalarına rağmen emekli olmak da bir ayrıcalık haline geldi! Geçtiğimiz yıllarda bir seçim manevrasıyla çıkarılan EYT düzenlemesi ise 1999’da çıkarılan yasa öncesi sisteme dahil olmuş çalışanların eski şartlarda emekli olmalarını sağladı. Ancak bu düzenleme, sosyal güvenlik sisteminde çalışanlar açısından hak kayıplarını gidermek amacını taşımıyordu. Üstelik EYT düzenlemesi bir lütuf gibi sunularak emekli aylıkları üzerindeki baskıyı artırmak için AKP hükümeti tarafından araç olarak dahi kullanıldı.
Emekli aylıkları adım adım düşürüldü
Sosyal güvenlik sisteminde piyasalaşmayı hedefleyen reformlarla emekli aylıkları hem mutlak hem de göreli olarak düşürülüyor.
Sigortalı çalışanların emekli olma koşulları zorlaştırılırken ve çalışanlar sistemde daha uzun yıllar prim ödemek zorunda kalırken emekli aylıkları da hızla azalıyor. Bunun temel nedeni, önce 1999 yılında yapılan düzenleme (uygulama tarihi 2000) ve sonra 2008 yılında yapılan diğer düzenlemeyle prim gününe göre aylık bağlama oranlarının düşürülmesi oldu. Söz konusu düzenlemelerle primler hesaplanırken emeklilerin çalışma dönemleri üçe bölünüyor, düzenlemeler sonrası dönemlerde çalışılan sürelerde prim daha düşük bir oranla çarpılıyor. Bu durum emekli aylıklarını ciddi oranda düşürüyor. Örneğin; 9000 gün çalışan bir işçinin 2000 yılı öncesinde aylık bağlama oranı yüzde 76 iken, 2008 sonrası işe giren bir kişi için bu oran yüzde 50’ye kadar düşürüldü. 7200 ve 5040 prim gününe göre emekli olanlar içinse bu oran sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 28’e indirildi.

AKP ve patronların 'Nüfus yaşlanıyor' bahesi
Türkiye’de emekli/yaşlı aylığı alan kişi sayısı TÜİK’in 2024 yılı rakamlarına göre 12 milyon 935 bin. Bu 2024 yılındaki yaklaşık 85,7 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 15,1’ine tekabül ediyor...
Oysa patronlara çalışacak yani sömürülecek insan lazım. Çalışmayan insanın yaşaması düzen için bir israf. Çözüm ölene kadar çalışmak zorunda bırakmak. Emekliliği fiilen ortadan kaldırmak. Bu amaçla emeklilik yaşı her yeni düzenlemede artırılıyor. Çözüm çocuk işçiliğini yaygınlaştırmak. Genç çalışan nüfusta yaşanan oransal azalma 14-15 yaşından başlayarak çocukların eğitim adı altında MESEM’ler aracılığıyla çalıştırılmasının koşulları yaratılarak telafi edilmeye çalışılıyor. Erdoğan boşuna çok çocuk doğurun demiyor. Patronların sömürecek genç nüfusa ihtiyacı var.

Emekli aylıkları hak değil sadaka
Gündelik hayatın içerisinde yoksulluk ve yoksunluk çektiğini gözlemlediğimiz, en zor koşullarda yaşamaya çalışanlarda ağırlık emekliler ve yaşlılardan oluşuyor. Emekli aylık tutarları, açlık ve yoksulluk sınırının hayli altında.
Türk-İş’in 2026 Şubat ayı için açıkladığı yoksulluk ve açlık sınırı tutarları şöyle:
Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 32.365 TL. Gıdayla birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) ise 105.425 TL. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 41.900 TL.
Bu rakamların yanında en son yürürlüğe konan yasal düzenlemeyle artırılmış hali ile bile en düşük emekli aylığı ancak 20 bin TL. Yani bekâr bir çalışanın yaşama maliyetinin yarısına denk düşen bir aylık söz konusu. Bu nedenle TÜİK verilerine göre, çoğunu emeklilerin oluşturduğu her 4 yaşlıdan biri yoksulluk ve yoksunluk çekiyor. Ama durum verilere yansıyandan daha kötü. Birçok emekli ve yaşlı yalnız başına geçinemediği için çocuklarının yanında ikamet ediyor ve onlara çocuk bakımı ve aile işlerinde yardım ediyor. Yaşlı nüfusun neredeyse yüzde 70’i çocuklarının ya da akrabalarının aileleri yanında yaşıyor.
Ortaklaşa dergisinin 6'ncı sayısında, sermayenin bölücülüğünü ele alıyoruz. Eşitlik, işçi sınıfı mücadelesi, emekliler... Savaşlar, saldırılar, ablukalar... İran, Küba, Türkiye...