Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
iran_aa

Sermaye Bölücüdür | İran, Küba, İşçi Sınıfı, Epstein, Emekliler, Eşitsizlik

Bir dönemin kapanışı: Amerikan Barışı alev saçıyor

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 18.03.2026 , 08:09 "0 dakikalık okuma süresi"
ABD emperyalizminin çözülüşü, bir titanın can çekişmesini andırıyor. Sorun, Trump’ta ya da yeni strateji belgelerinin uygunsuzluğunda değil. Emperyalizmin birikmiş krizinin sonucu olan siyasal ve ideolojik çıkışsızlığının, dünyayı kan gölüne çevirmek zorunda olmasında.

ABD siyasetinin etkili kuruluşlarından Council of Foreign Relations’ın (CFR) 2025 için belirlediği en önemli 10 olay listesinde, birinci sırada “Trump ABD Dış Politikasını Altüst Ediyor” saptaması yer alıyor. Trump’ın Grönland, Panama Kanalı, Kanada açılımları, bir dizi uluslararası anlaşmadan çekilmesi, NATO’ya dayatmaları, Ukrayna konusunda Rusya’yı ödüllendirme girişimi, bitirdiğini söylediği savaşlar, Venezuela müdahalesi sıralanıyor ve sonunda tüm bunların Pax Americana (Amerikan Barışı) dönemini bitirdiğinin açık olduğu vurgulanıyor.

Yine aynı listede ayrı bir “önemli olay” olarak not edilmiş olan İran’a yönelik saldırı, “çözülmemiş bir sorun” olarak niteleniyor ve bu yazı hazırlanırken de İran başlığı, ABD dış politikasının kritik başlıklarından biri olarak fokurdamaya devam ediyordu. 

Finans ve yatırım çevrelerinin olası müdahaleyle ilgili “fırsatları” tartıştığı bir dünyada, İran-İsrail sorununun nasıl çözüleceğine dair kimsenin bir fikri yok. Dünya sisteminin değerleri yok, hukuku yok, bir ideolojik referans sistemi yok, güvenilen bir liderliği yok. Artık ABD dahil herkesin net olarak kabul ettiği bir gerçeklik var: Pax Americana dönemi bitti.

Yeni Amerikan Yüzyılı çare olmamıştı

Donald Trump’ın; 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi ve 2026 Ulusal Savunma Stratejisi belgeleriyle resmiyet kazanan, bu belgelerde “tarihi Trump katkısı/değişikliği” olarak nitelenen politik hamlesi, aslında onun kadar çıkışsız ve saldırgan olan ama ideolojik olarak makyajı güçlü “Neocon” açılımlarından bir kopuşu temsil ediyor.

Soğuk Savaş sonrası dönemin “liderlik ideolojisini” şekillendiren, 1990’larda yükselişe geçen ve 11 Eylül saldırılarından sonra ABD yönetiminde kurumsallaşan “Yeni Amerikan Yüzyılı” savunucuları, Afganistan ve Irak’ta “rejim değişikliği”, “demokrasi götürme”, “ulus inşası” pratiklerinin başarısız sonuçlarıyla gerçek bir hesaplaşmayı bir türlü yaşamadı. ABD yönetimleri, Libya müdahalesinde uslanmadı; Suriye yenilgisinde ve yeni odakların giderek belirginleştiği dönemde de durdurulamadı. Pax Americana, Yeni Amerikan Yüzyılı’nda dikiş tutturamadı; ancak saldırganlığı dizginlenemedi. 

1970’lerden itibaren devam eden ve on yıllarca uzatmaları oynanan emperyalist sistemin krizi, Soğuk Savaş sonrası yeni ortaya çıkan egemenlik alanlarına dönük saldırgan politikalarla derinleşti. 

ABD halkının ‘iç güvenlik’ direnişi

25 Mayıs 2020’de sahte 20 dolar ihbarı sonrası, polis tarafından şiddet uygulanarak hayatını yitiren Floyd’un ölümü, pandemi politikalarının yarattığı gerginliğin ortasında önce Minneapolis’te, ardından dünyanın başka kentlerinde ırkçılık karşıtı bir eylem dalgasının tetikleyicisi oldu. George Floyd’un “I can’t breathe” (“Nefes alamıyorum”) sözleri aylarca süren eylemlerin temel sloganıydı. 

Ocak 2026’daysa Trump’ın yetkisini yoğunlaştırdığı ICE güçleri, bu olayın rövanşı için göreve gitmişçesine Minneapolis’te iki yerel sakini öldürdü ve halkın hızla örgütlenmesine yol veren bir tepkiyi üzerine çekti. Alex Pretti ve Renee Good’un öldürülmesi sonrası yükselen tepkiler, “ICE Out” (ICE defol) sloganlı eylemlere ve genel grev çağrılarına yol verdi. Minnesota sakinleri, mahalleler düzeyinde örgütlenerek kendi iletişim ağlarını ve yaratıcı eylem biçimlerini geliştirdiler. Sonunda ICE ajanlarının kullandığı mekanlar ve otelleri hedef alan eylemler sonuç verdi ve ICE görevlileri şehirden çekildi. 

Kısa süreli bu yerel direniş deneyimi büyük dersler bıraktı ve tüm direnişler gibi büyük bir umut kaynağı oldu. Minnesota bir örnek olacak mı? Yoksa öylece unutulacak mı? Bunu ABD halkının örgütlülüğü geliştirme becerileri belirleyecek.

"ICE ile kendimi güvende hissetmiyorum, Minnesota'dan defolun!"
 

Trump kopuşu çare olabilir mi?

ABD emperyalizminin Soğuk Savaş sonrası döneminin yeni muhafazakâr tezlerinin yıldızları, savaş ve barbarlık pratikleri içinde, özellikle 2006 sonrası değersizleşirken, Amerikan sağı da yenilginin muhasebesini “yanlış politikalar” tartışmasına hapsetti. Trump’ın “tarihi kopuşu” da bu tutsaklıktan çıkma çabasıdır. İhtirası, cüreti, coşkusu var; ama koşullar bir türlü izin vermiyor.

Bugün gelinen noktada Trump ekibinin yerden yere vurduğu yanlış politikaların yerine ne konuyor? “Rejim devirmeden”, “ulus inşa etmeden...” Ama “güç yoluyla barış.” Genellikle güç göstermek için de “sınırlı saldırılar.” Venezuela, İran gibi örnekler “sonsuz savaşlara son veriyoruz” diyen ABD yönetiminin nasıl da “çözümsüz ve tekrarlayan savaşlar” dönemini başlattığının canlı kanıtları.

Tarihin sonu, ideolojilerin sonu derken...

Soğuk Savaş döneminin inandırıcılık konusunda sosyalist sistemin baskısı altında olan, ideolojik uzlaşmaları kabullenmek zorunda kalan, elbette boş bir antikomünist propagandadan hiç vazgeçemeyen ama akademi ve aydın camiasını yedeklemeyi ihmal etme şansı olmayan ideoloji üretim merkezleri, son katkılarını “Yeni Amerikan Yüzyılı” çerçevesinde akıttılar. Yenildiler.

Geride ne kaldı? Savaşlar, yıkım, sınıflar arası uçurumlar, dizginlenemez ırkçılık ve bağnazlık, düşmanlıklar ve manipülasyonlar... Batı değerlerini yücelten “tarihi” Münih konuşmasındaki en yaratıcı bölüm, “Allahsız komünist devrimler” ve “Beethoven, Beatles vs.” den ibaret olan ABD Dışişleri Bakanı “küçük” Rubio. Batı değerleri bugün, kendi siyasi hesaplaşmalarında sadece bir şantaj konusu olarak değer taşıyan bir pedofil sapkınlıktan ibaret; ya da, yolsuzluklarından affedilmeyi bekleyen ama vaat edilmiş topraklar için katliamlar yapan Netanyahu gibi bir yobazın temsil ettiklerinden. 
Daha da kötü yenilecekler. Titan can çekişmeye devam ediyor; vahşice çevreye alevler saçıyor.

 

Trump kopuşu ve ideolojik kriz

ABD’nin tartışmalı başkanı Trump, kimi tartışmalarda haksız biçimlerde eleştiriliyor; çoğu zaman anlaşılmıyor. Aslında strateji dokümanları ve kabinesinde görev yapan ekibin profili dikkatle incelendiğinde bir kopuşu temsil ettiği görülüyor. ABD’nin Soğuk Savaş sonrası boş ve başarısız olmuş emperyal hayallerin bir eleştirisi üzerine yükselen bir ekip var; aslında doğrudan Afganistan ve Irak savaşlarının ceremesini çekmiş ve bugün ABD’nin bu hale gelmesinden o dönemki yanlış politikaları (ve yöneticileri) sorumlu gören bir ekip ve yapıdan bahsediyoruz.
Bu haliyle, Neocon politikaları yerden yere vuran Trump ve ekibinin bir değişimi temsil ettiği kabul görüyor ABD siyasetinde. Transatlantik ilişkilerine farklı yaklaşım, Hint-Pasifik coğrafyasında ve Ortadoğu’da müttefiklere sorumluluk yükleyen tercihler, Rusya ile ilişkilerin farklı bir yere konması ve asıl rakip olarak Çin’in hedeflenmesi... Monroe Doktrini’ne dönüşe Trump eki, -kendi deyimiyle Donroe Doktrini... Bunlar da strateji belgelerinde netleştirilen farklılıklar. Trump’ın eski yönetimlerin ideolojik makyaj arayışını “sahte” bulması, dürüstlük olarak görülürken, ABD çıkarlarını net ve açıkça öne koyması da bununla tutarlı sayılıyor.

Buradaki dürüstlük ve tutarlılığı, kötülük ve açık sahtekârlık; barış retoriğini de çıplak saldırganlık şeklinde kolayca değiştirebiliyoruz. Ama bunlar yalnızca Trump kişiliğiyle ilgili değil. Emperyalist kriz ve ABD liderliğinin çözülüşü, kötülüğü, açık sahtekârlığı ve zorbaca saldırganlığı çağırıyor.

İdeolojiler bitmiyor, çelişki biriktiriyor

ABD siyasetinin sıkıştığı bir diğer başlık, uluslararası alanda ideolojik hegemonya çökerken, içeride de büyük bir kamplaşma siyasetinin devreye girmesi oldu. Dünyada benzer örnekleri olan “illiberal popülizm”, Trump figüründe ihtiyaç duyduğu faşizan aşıyı buldu. MAGA’nın stratejik çerçevesini belirleyen danışman isimlerden, influencer görevi üstlenen sosyal medya figürlerine büyük bir “sağ dalga” ABD siyasetinde şaşırtıcı hızla yer tutar hale geldi. Ancak bu da birikmiş başka çelişkileri beraberinde getiriyor. 

Özellikle İsrail ve bölge politikaları ekseninde yaşanan Amerikan sağı içi kamplaşma ve bunalım, ABD yönetiminin yakın dönem başağrılarından olmaya devam edecek. The Economist’in “Farklı inanç fikirleri Cumhuriyetçileri İsrail konusunda bölüyor” başlığıyla yeniden gündeme getirdiği tehlike, aslında Kirk suikastiyle müdahale edilmeye çalışılan Amerikan sağının giderek derinleşen krizine işaret ediyor.

Lobilerin gündelik çıkarlar için fırsatçılık yapma dışında bir ortak çözüm üretemediği İran konusundaki gözü dönmüş saldırganlığın, Epstein şantaj dosyalarıyla sınırları ve stratejik belgelerin gerekliliklerini zorladığı; Lindsey Graham Ortadoğu turu yaparken, Tucker Carlson gibi isimlerin de büyükelçi röportajı için havaalanı turladığı... bir “çatışma sahası” içinde dönüyor ABD siyaseti. 

“Can çekişen Titan çevreye alevler saçıyor” metaforunun yetmediği yer de burası. ABD sistem liderliğinde kriz yaşayıp saldırganlaşırken, içini yönetme konusunda devreye soktuğu araçlar içini yakıyor. Ve bu iç kriz de, Pax Americana çökerken, ülkeyi yönetmenin temel dayanağı olarak şekillenmiş olan MAGA’nın paradoksunu oluşturuyor. Amerikan Barışı yoksa, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” da yok çünkü.

 
iran_aa
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 6'ncı sayısında, sermayenin bölücülüğünü ele alıyoruz. Eşitlik, işçi sınıfı mücadelesi, emekliler... Savaşlar, saldırılar, ablukalar... İran, Küba, Türkiye...