Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
iran_aa

Sermaye Bölücüdür | İran, Küba, İşçi Sınıfı, Epstein, Emekliler, Eşitsizlik

Emperyalist saldırganlıkta yeni eşik: Hedef İran

Fotoğraf: AA

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 18.03.2026 , 08:10 "0 dakikalık okuma süresi"
ABD ve İsrail, Şubat ayının son günü İran’a yeni bir saldırı başlattı. İran askeri olduğu kadar siyasi açıdan da etkili saldırılarla yanıt verdi. İran emperyalist yayılmacılığa karşı koyarken, bölgenin değişik noktalarından da tepkiler yükseliyor.

Suriye’de emperyalizmin HTŞ eliyle iktidar değişikliği yapmasının üzerinden bir yılı biraz aşkın bir süre geçtikten sonra bu kez İran’da iktidarı değiştirmek için kapsamlı bir saldırı başlatıldı. ABD ve İsrail, nükleer çalışmalara ilişkin müzakerelerin sürdüğü ve görüşmelerde belli bir yol alındığının açıklandığı bir sırada İran’da birçok kente eşzamanlı saldırdı. İran’ın Ortadoğu’da ABD üslerine ve İsrail’e yönelik karşı saldırılarla yanıt verdiği sürecin bölgesel bir savaşı tetikleme riski giderek büyüyor. 

Öte yandan Avrupa’dan Asya’ya uzanan siyasi fay hatlarının ve emperyalist rekabette oynayan dengelerin büyük bir sarsıntıya yol açma ihtimali de yükseliyor. ABD emperyalizminin bölgedeki hegemonyasını Hindistan’a uzanan geniş bir sömürü bölgesi üzerinden güçlendirme tasavvurunun en azından kısa vadede hesap dışı pek çok dinamiğe çarpması olası görünüyor. Sadece bölgede değil, ABD başta olmak üzere emperyalist merkezlerde öngörülenlerden daha güçlü halk tepkilerinin ortaya çıkması olası. 

İran gündeminde Batı hizalandı 'Avrasya' etkisiz

ABD ve İsrail’in İran saldırısı uluslararası ilişkilerin en temel kurallarını dahi hiçe sayan bir haydutluk örneği olsa da diplomatik tepkiler çok sınırlı kaldı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yıllar önce Kaddafi’nin linç edildiği görüntüleri izlediğinde kahkahalarını tutamayan Hillary Clinton’a benzer biçimde, İran lideri Hamaney’in öldürülmesini “İran halkı için yeni bir umut doğdu” sözleriyle selamladı. İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ilk tepkisi İran’ın kendini savunmaya yönelik karşı saldırılarını kınamak oldu. Ardından İngiltere, Almanya ve Fransa ortak bir açıklamayla İran’ın saldırılarını “pervasız” bulduklarını belirterek “İran’ın füze ve İHA fırlatma kapasitesini kaynağında yok etmeye yönelik gerekli ve orantılı savunma tedbirlerinin desteklenmesi dahil adımlar atılacağı”nı vurguladılar.

Fakat, İran’ın direnci artınca ve bölgesel dinamikler buna bağlı olarak karmaşıklaşınca İspanya’nın ABD’ye üslerini kullandırmama kararında olduğu gibi, Avrupalı müttefiklerin ABD’ye saha ve operasyon desteğinde zaman zaman kararsızlaştıkları da görüldü. Kanada Başbakanı Mark Carney saldırılara Kanada’nın tam desteğini açıkladı. Özetle, Batılı emperyalistler birbirinin tavuğuna kışt demedi ve nihayetinde ABD’nin arkasında hizalandı.

Bu pek şaşırtıcı değil, ancak Rusya ve Çin’in tepkilerindeki “itidal” bu iki ülkeden ABD emperyalizminin yayılmacılığına karşı daha sert bir duruş bekleyen çoğu kişi için şaşırtıcı oldu. İki ülke de, İran’da önemli ekonomik-stratejik çıkarları olmasına rağmen, aylardır geliyorum diyen saldırıyı gayet sıradan kınama açıklamalarıyla karşıladı. Bunun dışında çözüm zemini olarak, İran geriliminin başından beri sürecin etkisiz biçimde parçası olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na işaret ettiler. Rusya ve Çin’in İran gündemindeki bu pozisyonu, emperyalist sistem içerisinde bu ülkelerin ABD’yi ve müttefiklerinin hegemonyasını asıl olarak ekonomik açıdan sınırlamaya çalışabildiklerini ve BRICS’in emperyalist rekabette tutarlı ve siyasi bir ittifak oluşturamayacağını bir kez daha ortaya koydu. 

Emperyalizmin bölge tasavvuru ve İran’ın düşüşüne heveslenenler

Trump yönetiminin yeni Ortadoğu tasarımı, bölgeden Hindistan’a uzanan bir “sömürü ovası” yaratmaktı. Bu, özellikle bir tür zafer olarak adlandırılabilecek Suriye operasyonundan sonra iyice netleşti. İsrail’le birlikte bölgenin Amerikancı ülkelerinin de kolayca parçası olacağı ve Çin’in ekonomik etkisini sınırlandıracak geniş bir üretim bölgesi ve ticaret aksı hedefi, İran’ın kolayca düşeceği ve bölgenin tüm dinamiklerinin bir şekilde genişleyen sömürü olanaklarına bağlanacağı varsayımına dayanıyordu. Bu tasarımın su alıp almadığını söylemek için çok erken. Ancak emperyalist yayılmacılığın sorunsuz bir şekilde ilerleyeceği varsayımı, İran’a yönelik saldırının üzerinden birkaç gün geçmeden boşa düştü.  

İran’a diz çöktürülmesi ya da ABD emperyalizmine angaje bir şekilde dönüşümü sadece mevcut rejimin Ortadoğu’daki etkisinin kırılması ve bölge tasavvurunun önündeki önemli engellerden birinin ayıklanması anlamına gelmiyor. Bölge tasavvurundan bağımsız olarak İran’ın kendisi, askeri sınai kapasitenin de gösterdiği üzere, zengin enerji kaynaklarının yanında görece gelişkin sanayi üretim altyapısı ve pazar potansiyeli nedeniyle de emperyalistlerin iştahını kabartıyor. 

Türkiye sermayesinin İran konusunda emperyalizme hizalanma motivasyonunun yüksekliği de hem üretim altyapısının yenilenmesinden hem ucuz üretim olanakları sunmasından hem de pazar fırsatlarıyla olası bir yeniden yapılanmanın yarattığı iştahtan kaynaklanıyor. Bu nedenle AKP iktidarının “mutedil” açıklamaları bir yana, düşmüş bir İran’a yönelik en yüksek yatırım iştahı taşıyacakların içinde Almanya, Fransa başta olmak üzere Avrupa sermayesiyle birlikte Türkiye sermaye sınıfının da yer aldığı söylenebilir.

İran’a saldırılardan sonra Avrupa ve Amerika’da yapılan “kutlama” gösterilerinde ABD, İsrail ve Şah döneminin İran bayrağı beraber dalgalanıyor.

AKP: Titreklik ile temkinlilik arasında

Bir süredir dış politikada sert pazarlıkçı tutumdan ABD ile daha uyumlu bir çizgiye geçmiş olan AKP hükümeti, bu nedenle İran’a saldırıların başlamasından sonra hızla bir açıklama yapamadı. Dışişleri Bakanlığı’ndan ilk açıklama yaklaşık sekiz saat sonra gelirken Cumhurbaşkanı Erdoğan saldırıları kınayan bir konuşmayı iftarda yaptı. Ancak bu açıklamaların son derece düşük profilli ve ABD’yi doğrudan karşıya almayan bir tonda olması dikkat çekiyordu. Dahası bu açıklamalarda, İran’ın bölgedeki ABD üslerini bombalaması da kınanıyordu. Benzer bir çizginin CHP kanadından gelen tepkilere de sindiği görüldü.

İktidarı ve ana muhalefetiyle düzen siyaseti, son dönemde ABD ile hizalanmanın yarattığı sınırlayıcı etkiyle, İran gündeminde titreklik ve temkinlilik arasında salınıyordu. Ancak Suriye’de olduğu gibi İran’da da, emperyalist operasyonun başarıya ulaşması durumunda ortaya çıkacak fırsatlara odaklanmış olan sermaye sınıfının çıkarları doğrultusundaki bir dış politika hattı her zaman belirleyici. AKP hükümetinin, “İslam coğrafyası”nda İran gündemi ile yine arabulucu rolüne bürünmek istemesi ve emperyalizmin düzlediği alanda ve onun çizdiği sınırlar içerisinde daha kararlı bir pozisyon üretmesi mümkün. Hatta zamanla Ortadoğu’da emperyalizmin çıkarları adına dengeleyici bir bölgesel/İslami aktör haline gelebilir. Bu noktada Erdoğan yeniden “pazarlık marjı” kazanmaya ve Ursula von der Leyen ile telefon konuşmasında sinyalini verdiği üzere yeni bir göçmen/mülteci dalgasını yönetmeye istekli davranarak yeni kozlar elde etme peşine düşebilir. Ayrıca AKP’nin, içeride “laiklik” tartışmasını köpürterek, tabanını İran gündeminde ABD-İsrail ile karşı karşıya gelmeyecek bir pozisyon için çoktan konsolide etmeye başladığı anlaşılıyor.

İktidar yanlısı kesimlerde ise geniş bir yelpazeye yayılan görüşler netleşiyor. İbrahim Karagül gibi isimler İran’a saldırının net olarak karşısında yer alırken; açık biçimde emperyalizm destekçiliği yapan ve Türkiye’yi de savaşın içinde görme hevesini ortaya koyan isimler var. 

Katar’da bulunan ABD’ye ait devasa erken uyarı radar kompleksi İran tarafından tam isabetle vuruldu. Bu stratejik tesis, ABD’nin füze savunma sistemlerinin hedefleme verilerini sağlayan temel merkezlerden biriydi.

Savaşın zemini çok geniş 

İran’a yönelik saldırı Ortadoğu’dan Asya’ya uzanan geniş bir bölgede etkili oluyor. Hatırlanacağı gibi, saldırıdan yalnızca iki gün önce Afganistan ile Pakistan arasında bir başka savaş başlamıştı. Pakistan, aralarında on yıllardır gerilim bulunan ve bu gerilimin zaman zaman sıcak çatışmaya kadar vardığı Hindistan’ın Afganistan’ı desteklediği ve kışkırttığını iddia ediyor. 

Bu yeni savaşı değerlendirirken meselenin yalnızca bu iki ülkeden ibaret olmadığını görmek zor değil. Ortadoğu’daki gerilimler Asya’daki başka gerilimlerle birleşerek savaş rüzgârlarını geniş bir bölgede estiriyor. 

İsrail’in uzun süredir sürdürdüğü girişimler, Hindistan’la önemli anlaşmalar yapmalarını sağladı. İsrail’e giden Hindistan Başkanı Narendra Modi, Knesset’teki konuşması dahil, siyonistlerin bir devlet başkanından söylemesini isteyebileceği pek çok şeyi söyledi; İsrail’e tam destek verdi. Bunun ardından Netanyahu; İsrail, Hindistan, Kıbrıs ve Yunanistan’ın yanında adını vermediği Arap ülkelerini içeren bir “Altıgen İttifak” kurmaktan söz etti. Bu ittifak hem İran’ın adlandırmasıyla Direniş Ekseni’ne hem de Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye’nin oluşturduğu sözde Sünni eksenine karşı geliştirilmeliydi. 

Gerçekte ise adı geçen ülkelerin birbirleriyle olan bağlantıları bu tür eksenlerin netleşmesine olanak vermiyor. Netanyahu da bu gerçeğin farkında elbette ama emperyalist saldırganlık gemi azıya almışken bu tür manipülasyonlarla alan açma çabasında. 

İran’a yönelik saldırılar karşısında Şii nüfus başta olmak üzere bölge ülkelerinde emperyalizm karşıtı gösteriler, tepkiler büyüyor. Hiç kuşkusuz söz konusu tepkilerde bölgedeki ABD askeri varlığının, Körfez ülkeleri gibi işbirlikçi yönetimlere duyulan öfkenin payı da yüksek. İran’dan gelen görüntüler insani ve siyasi tepkiler için yeterliyken savaşın İran dışına yayılması, ekonomi ve ticaretin sekteye uğraması, tepkileri büyütmeye devam edecek. Bu anlamda İran’ın karşı saldırılarının askeri hedefleri vurmanın ötesinde bir toplumsal-siyasi desteği de gözettiği anlaşılıyor. Keza ABD başta olmak üzere emperyalist merkezlerin sergilediği sakilliğin de ek katkısıyla Batı ülkelerinde de tepkilerin açığa çıkması olası görünüyor. 

Venezuela ve Küba’dan İran’a, insanlık bir kez daha emperyalist saldırganlıkla sınanıyor. Kapitalizm halkların varlığını hiçe sayarak yeni sömürü alanları ve mekanizmalarını hayata geçirmek için büyük bir atağa kalkmış durumda. Öte yandan işlerinin sandıkları kadar kolay olmadığını görüyorlar. Emekçi halklar bu planlara direniyor. Emperyalistler hiç beklemedikleri bir anda ve beklemedikleri bir şekilde planlarının suya düştüğünü görecekler.

iran_aa
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 6'ncı sayısında, sermayenin bölücülüğünü ele alıyoruz. Eşitlik, işçi sınıfı mücadelesi, emekliler... Savaşlar, saldırılar, ablukalar... İran, Küba, Türkiye...