İşçi Sınıfı Mücadelesinde Öncelikli Hedef Ne Olmalı?

27/02/2007 Salı
İşçi Sınıfı Mücadelesinde Öncelikli Hedef Ne Olmalı?

19. yüzyılın son çeyreğinden bu yana bakıldığında, bir sınıfın diğer bir sınıf üzerinde bu denli tahakküm kurduğu bir başka dönemi görmek sanırım mümkün değildir. Marx ve Engels ile şekillenen bilimsel sosyalizmin kapitalist sistem ve işçi sınıfı üzerine çözümlemeleri, tarihin yeniden şekillenmesinde son derece önemli bir rol oynamıştır. Yeniden şekillenmeden kastedilen elbetteki emekçilerin işçi sınıfı bilinci içerisinde egemen sınıfa karşı mücadeleye girişmeleri ve sınıflar arası güç ilişkileri içerisinde sermayeyi tavizler vermeye zorlamasıdır. Bilimsel sosyalizmin bu yeniden şekillenmede payı çok büyüktür çünkü emekçilere bir sınıf olduklarını ve sınıf bilinci içerisinde hareket ettikleri taktirde iktidarı elde edebileceklerinin farkına varmalarını sağlamıştır.

İşçi sınıfı mücadeleleri ve sosyalizm tehdidi altında burjuva iktidarları, gerek üretim sürecinde gerekse diğer toplumsal ilişkilerde emeğin de söz hakkını kabullenmek zorunda kalmışlardır. Böylece toplu pazarlık hakkından sosyal güvenlik hakkına, siyasal katılımdan eğitimin, sağlığın bir hak olarak düzenlenmesine kadar birçok alanda tavizler vermişlerdir. Sovyet Devrimi ile birlikte daha da artan bu tavizler, kapitalizmin içsel çelişkileri sayesinde ortaya çıkan krizleri aşma çabaları ile de bir araya gelmiş ve özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında "sosyal devlet" olarak da tanımlanan politikalarla yaygınlaşmış ve kurumsal hale gelmiştir.

Burjuvazinin işçi sınıfını ve sosyalizmi etkisizleştirme politikası olarak verdiği tavizler, merkez kapitalist ülkelerde işçi sınıfı hareketinin Marksizmin kendisine atfettiği devrimci rolden uzaklaşıp revizyonist bir çizgiye girmesiyle birlikte önemli ölçüde başarı kazanmıştır. Bu bağlamda, işyerinde sendikaların, siyasette ise sosyal demokrat partilerin işçi sınıfı adına iktidarı elde edecekleri yönündeki beklentiler, sosyal devlet politikalarının uygulandığı süreçte yaşam bulduğu izlenimi yaratmıştır.

Oysa 1970'lerle birlikte kapitalizmin tekrar krize girip, bir taraftan üretim süreçlerini esnekleştirip diğer taraftan da sosyal devleti ortadan kaldırdığı süreçte işçi sınıfı hareketinin, benimsediği revizyonist çizgi içerisinde, kapitalizme bağımlı bir konuma geldiği açığa çıkmıştır. Bu bağımlılık içerisinde de işçi sınıfının temsilcisi olduğunu iddia eden sendika ve (sosyal demokrat ve liberal sol) partilerin kapitalist sistemdeki dönüşüme karşı koyma gücü artık kalmamıştır. Böylece, bu sendika ve partiler, varlıklarını sürdürebilmek adına her alanda işçi sınıfının söz hakkını ortadan kaldırıp, burjuva sınıf diktatörlüğünü giderek belirginleştiren uygulamaları kabullenmiş ve bu uygulamaları meşrulaştırma yoluna gitmişlerdir.

Bugün, sendikaların ve söz konusu partilerin "sosyal diyalog", "sermayenin sosyal sorumluluğu", "sivil toplum" gibi sözde demokratik söylemler ile bu söylemlere kaynaklık eden AB, Dünya Bankası gibi kurumlara dört elle sarılmalarının nedeni de bu "acizlik" ve "her şeye rağmen varlıklarını sürdürebilme" gayretleridir. İşçi sınıfı hareketinin bu "sözde" temsilcilerinin kendilerini kısa bir süre daha var edebilme gayreti yüzünden, işçi sınıfının kazanılmış haklarını ortadan kaldıran ve sermayenin giderek güçlenmesini sağlayan politikalar herhangi bir ciddi engelle karşılaşmadan yaşama geçirilebilmektedir.

Kapitalist sistemin geneli için geçerli olan bu süreç, Türkiye'de de benzer bir gelişme göstermektedir. Bu bağlamda, kapitalist sistemin yeni liberal dönüşüm sürecinde öngörülen Yapısal Uyum Programları (YUP) Türkiye'de de uygulanmaktadır ve bu uygulamalar karşısında yukarıda sözü edilen sendika ve partiler, kapitalist dünyadaki benzerleri ile aynı tavır içerisindedir. Bu nedenle de sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, çalışma standartları gibi yaşamın hemen tüm alanlarında emekçilerin haklarına yönelen saldırılara ya diyalog içerisine girerek ya da seyirci kalarak ortak olmaktadırlar.

Sözün özü: İşçi sınıfı, özlemini duyduğu özgür ve demokratik bir dünyaya ulaşma yolunda sermaye sınıfı ile girişeceği mücadeleden önce kendinden gibi gözüküp sermayeye hizmet eden yapılardan arınmayı hedefleyen bir mücadeleyi önüne koymalıdır.