Sıra yeniden ormanlara, sulara, toprakların yağmalanmasına ve işçilere geldi...

14/03/2018 Çarşamba
Sıra yeniden ormanlara, sulara, toprakların yağmalanmasına ve işçilere geldi...

Meclis sitesine yine bir torba yasa tasarısı asıldı. Başta, Devlet Su İşleri Örgüt Yasası ile Orman Yasası olmak üzere çok sayıda yasada değişiklik öngörülüyor.

Bütün değişikliklerin bir yazıda incelenebilmesi olanaksız. Önem sırası gözetmeden birkaçına değinmekle yetinmeliyim.

Başlıkta olmayan bir değişiklikle başlayalım. 4915 sayılı Kara Avcılığı Yasasıyla kurulmuş bir döner sermaye işletmesi var. Gelirleri daha çok avlanma ücretleri, katılım payları gibi avcılardan aldığı paralardan oluşuyor. Yasaya göre, döner sermaye işletmesinde toplanan paranın hepsi, av hayvanlarının yararına kullanılmak zorunda.

Bu zorunluluğu kaldırıyorlar. Maddenin gerekçesinde yalnızca şunlar yazıyor; “döner sermaye gelirlerinin daha verimli bir şekilde kullanılabilmesi amaçlanmaktadır.”

Nasıl da sır gibi açıklamışlar!

Kadastro komisyonlarından Ziraat Odası temsilcisi çıkarılıyor.

Bu çok daha önemli bir değişiklik önerisi: Odalar yavaş yavaş işlevsizleştiriliyor.

Orman Yasasının 10’uncu maddesinde orman kadastro komisyonlarının kuruluşu düzenlenir: bir başkan ve dört üyeden oluşur. 

Orman Genel Müdürlüğü; biri başkan olmak üzere iki orman mühendisi ile bir ziraat mühendisi seçer. Komisyonun dördüncü üyesini o yerdeki ziraat odası beşinci üyesini de belediye encümeni, komisyonun kurulduğu yerde belediye yoksa, köy muhtarlığı seçer.

Ziraat odası temsilcisini, kadastro komisyonundan çıkarıyorlar.

Maddenin gerekçesine iki neden yazmışlar, birincisi: “komisyonun oluşumunu kolaylaştırmak” ikincisi; “komisyonda zaten bir ziraat mühendisi var”.

Biri çıkarılacaksa neden ziraat odasının bildireceği ve o yörede yaşayan mühendis çıkarılıyor?

Orman ürünü işleyen fabrikaların kurulma sürecinde Bakanlıktan izin almak zorunluluğu kaldırılıyor.

Yürürlükteki yasal düzenlemelere göre orman ürünlerini işlemek üzere fabrika kurmak isteyenlerin Bakanlıktan izin alması gerekiyor. Kaçak orman ürünü işlenmesini önlemek amacıyla getirilmiş olan bu kuralı da kaldırıyorlar.

Gereksiz bir formaliteyi kaldırdıklarını söyleseler de maddenin gerekçesi biraz mide bulandırıyor. Aynen şöyle; “Bakan onayı ile fabrika kurulması gereksiz bürokrasiye sebep olmakta, ülke ormanlarının korunması ve verimli bir şekilde işletilmesi açısından orman ürünü işleyen her çeşit fabrikaların açılmasındaki engellerin kaldırılması gerektiğinden…fabrikaların kurulmasının izne tabi olduğu hususu madde metninden çıkarılmaktadır.”

Ormanlara daha çok yerleşecekler

Bir başka önemli değişiklik daha öngörülüyor; “arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına, bu alanların kullanılmasına, tarihi eserlerin restorasyonu ve korunması için gerekli tesislere, ağaç kullanılan ocakların açılmasına ve yeraltında depolama alanı kurulmasına … OGM’nce 29 yıla kadar bedeli alınarak izin verilebilir.” 

Bu maddeden, orman içi alanlara yeni yerleşim hazırlıklarının yapıldığını anlıyoruz.

Dikili ağaçları da satıyorlar

Orman Yasasının yürürlükteki 30’uncu maddesinde; “devlet ormanlarından elde edilen ürünler açık artırma ile satılır” denilmektedir.

Tasarının 13’üncü maddesiyle bu maddede değişiklik öngörülüyor. Şöyle; “dikili ağaç da dahil orman ürünlerinin…”

Gerekçedeki şu sözler aman unutulmasın: “Madde ile dikili ağacın da orman ürünü olduğuna vurgu yapılmaktadır.”

Tasarıda “gelecek yıllara sari” satış yapılabileceğinin öngörüldüğü bir düzenlemeye de yer verilmiş. Bu sözlerin; 3 yıl boyunca, 4 yıl boyunca ... gibi anlamı var.

Dikili ağaçları neden satmayı düşündüklerini iki ayrı gerekçeyle açıklıyorlar. Birincisi; kesim, sürütme, istifleme, taşıma, depolama işlerinin getirdiği yüksek maliyetlerden kurtulmak. İkincisi; orman ürünleri kullanan işletmelerin ileriye yönelik programlar yapabilmelerini kolaylaştırmak.

Tasarının 15’inci maddesinden, bu uygulamaya gelecek yıllarda ağırlık verileceği ve olabildiğince yaygınlaştırılmasının hedeflediği anlaşılıyor.

Orman işçilerinin payına da 7/24 çalışma düşüyor

Orman Yasasının 72’nci maddesinde, Devlet demiryolları ile telgraf memurlarının orman yangınlarını bildiren telgrafları derhal çekmek zorunda oldukları yazar. 1956 yılının gerçekleri böyleydi. Onlarca yıldır uygulama olanağı kalmasa da yasada duruyordu. 

Şimdi daha çağdaş yöntemler uyguluyorlar. Maddeyi de bu çağdaş yönteme uyarladılar.

Şöyle: Orman içlerinde yangın gözetleme kuleleri, lojmanlar, sosyal tesisler var. Yerleşim yerlerinden uzaklarda olduğu için uzun yolculuklar sonucunda ulaşılabiliyor. Yangın gözetleme ekiplerini oralara götürüyorlar, mesai bittiğinde kimse geri dönemiyor ya da dönmek istemiyor. Çünkü birkaç saat sonra geri gelmek zorundalar.

Üstelik, mesai bitince herkes evine gitse görevli kalmayacak. Vardiya yöntemini uygulamak da istemiyorlar. Gerekçede 15 bin işçi almamız gerekir, onu yapamayız yazıyor.

Sorunlar çok; İş Yasasının 63’üncü maddesine göre haftalık çalışma 45 saati aşamıyor. Fazla çalışma ücretiyle halledilebilecek bir konu da değil. Üstelik işçiler haklarını arıyor.

Ne yapsınlar?

Tasarının 17’nci maddesiyle Orman Yasasının 72’nci maddesine şöyle bir kural eklemeyi düşünmüşler; “mesai saatleri dışında kulelerde, sosyal tesislerde, lojmanlarda geçen süreler İş Yasasının 63’üncü maddesinde düzenlenen çalışma süresinden sayılmaz.”

İş Yasasından bağışık tutmaları yetmiyor. Onların özel durumlarının dikkate alınması ve az çok bir tutar belirlenmesi gerekiyor. Onu da yönetmeliğe bırakmışlar; “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşü alınarak Orman Genel Müdürlüğünce hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.”

Oysa, Yönetmeliklerle kural konamayacağını onlar da biliyor.

Çok üzerimize geliyorlar. Ne yapacağız?

Bilmem… Oturup konuşalım.