Güneşköy

16/05/2014 Cuma
Güneşköy

Yeni cinayetler işleyeceklerini biliyorduk. Önlemek için az mücadele vermedik. İnsan yaşamını sermayenin iştahına yem edemezsiniz dedik. Özelleştiremezsiniz, taşeronlaştıramazsınız dedik. Yargı yollarını denedik. Sokaklara çıktık. Sesimizi herkese duyurmaya çalıştık. Coplandık, gazlandık.

Dünyamızı karartanlar yas ilan etmişler. Eksik olsunlar.

Madencilik riskli meslekmiş. Yapı işçiliği de öyle, tersane işçiliği de, kimya sanayi de… Çalışmak zorundaysanız ölüm yanınızda demek ki… Kader diyorlar. Yeni cinayetlere sessiz kalmayacağımız bilinsin. Sesimiz daha gür çıkmalı. Saflarımızda herkese yer var.

Bugün Güneşköy Kooperatifini yazacağım. Şimdi sırası mı demeyin. Yazacağım konu, yaşadığımız gerçeğin bir başka açıdan görünümü aslında. Sermaye birikim süreci ve yaşam güdüsünün insan aklına ve doğaya aykırılığından söz edeceğim.

Önce şu bilgileri vermeliyim: Ankara Büyükşehir Belediyesinin 2012 yılı faaliyet raporunda, toptancı haline yasal yollardan 1 milyon 200 bin ton meyve ve sebze girdiği, 1 milyon 315 bin ton da kaçak yakalandığı belirtiliyor. Kayıtlara alınabilen 2 milyon 500 bin ton meyve sebzenin büyük bölümü, yaklaşık 500 km. tek yön olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yörelerinden taşındı. Uzmanlar, sırf taşıma için atmosfere en az 150 bin ton karbondioksit salındığını belirtiyor. Aynı yıl Ankaralıya meyve, sebze için 100 milyonlarca lira petrol faturası ödetildi. Bu arada ne tüketeceğimize uluslararası tekellerin ofislerinde karar verilip AVM’lerinde sunulduğunun da vurgulanması gerekiyor. Her şey standartlaştırılıyor. Yerel ürünler, tatlar neredeyse kalmadı.

TÜİK verilerine göre Ankara’nın köy nüfusu 2000-2012 yılları arasında 254 bin 2007-2012 arasında ise 112 bin kişi azaldı. Büyükşehirlere göçtüler. Ankara’nın köylerinde 2012 yılında 87 bin kişi kalmıştı. Ankara’nın merkez nüfusu ise yukarıdaki sırayla 362 bin ve 298 bin arttı. Ankara’nın merkezinde 2012 yılında 4 milyon 300 bin kişi yaşıyordu. Oysa 2000 yılında 3 milyonun biraz üzerindeydi. Ankara’nın besin gereksinmesi artarken yakın çevresindeki köyler ve tarımsal üretim ortamı yok ediliyor.

Güneşköy’den söz edecektim. ODTÜ’den bir avuç bilim insanı 2001 yılında Ankara’ya 60 km uzakta Hasanoğlan/Hisarköy yakınında bir kooperatif kurdu. Bilgilerini, emeklerini ve paralarını ortaya koydular. Amaçları doğaya tarım ilacı sıkmadan, yabancı tohum tekellerine bağımlı olmadan üretim yapılabileceğini çok daha az petrol kullanılarak tüketiciye ulaştırılabileceğini ve köylünün toprağında doyabileceğini kanıtlayabilmekti. Onlara doğayla barışık tarımsal üretimin nasıl yapılacağını öğrettiler. Farkındalık yaratabilmek için tohum takas şenlikleri düzenlediler. Kurdukları dağıtım ağlarıyla ürünlerini tüketicinin evlerine ulaştırdılar. Ayrıca Ankara’nın iki Pazar yerinde stantlar kurup köylünün ürününü satabilmesine katkı verdiler.

Sonuçta ne oldu biliyor musunuz? Köyün topraklarının bir bölümü, üzerine viyadük yapılmak üzere Ankara-Sivas hızlı treni için acele kamulaştırıldı. Köy toprakları parçalandı, kooperatif de bundan payını aldı. Böylelikle örnek olabilecek bir girişime darbe vuruldu. Bu arada köylüye de kooperatife de yol göründü. Göçmekten, topraklarını terk etmekten başka çareleri kalmadı.

AOÇ de benzer amaçlarla kurulmuştu. Toplumsal duyarlılığın güçlü olduğu yıllarda amacına uygun kullanılmasa da el atmalar bir ölçüde önlenebilmişti. AKP İktidarı toplumsal direnci öylesine kırdı ki orada neler olduğunu artık kimse umursamıyor bile. Toprakları otoyollarla dilim dilim parçalandı. Üzerinde yeni yapılar yükseliyor. Tayyip Erdoğan vurguncuların yanında olduğunu kanıtlamak istercesine devasa bir saray yaptırıyor. Bugün gizleniyor ama ABD büyükelçiliği için de bir yapı düşünüldüğü dillendiriliyor.

Enerji politikaları toplumun değil küresel sermayenin çıkarı doğrultusunda planlanıyor ve yürütülüyor. Kentlerde zehir soluyoruz. Sularımız ağır metallerle dolu. Ormanlarımız maden arayıcılarına sunuluyor. Hepimizi katlediyorlar. Madende ölenlere rahmet diliyorlarmış. Olmaz olsunlar.