Ankara parsel parsel satılıyor

27/01/2016 Çarşamba
Ankara parsel parsel satılıyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi, mülkiyetinde bir karış toprak bırakmamak için çok çaba gösteriyor.

Şubat’ın 4’ünde yeni ihaleler var. Ankara’nın Gölbaşı, Çankaya, Yenimahalle ve Etimesgut İlçelerinde 12 parsel satılacak. Tahmin edilen bedellerinin toplamı 55 milyon 150 bin lira ediyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2015 yılının Ekim ve Kasım aylarında, ODTÜ Ormanını çevreleyip Eymir gölüne doğru uzanan alanda ne kadar taşınmazı varsa satışa çıkarmıştı. Bu satışlardan da 772 milyon 375 bin lira bekleniyordu.

Taşınmaz satışları 2014 yılında da bütün hızıyla sürmüştü. Yalnızca Şubat/Mart 2014 aylarında yapılan ihalelerden Çankaya, Çayyolu, Yenimahalle ve Etimesgut’da 170 milyon lira gelir bekleniyordu.

Son yıllarda ihale kuralları arasına şöyle bir kural koymaya başladılar; “öncelikli olarak toptan; toptan teklif gelmemesi halinde ayrı ayrı satışı.” Bu kuralın sonuçlarını şöyle açıklayalım: diyelim ki 10 parselin satılması için ihale yapılacak. İdare, her parsel için tahmini bir bedel belirlemek zorunda. İlanlara, topluca teklif gelmezse tek tek satılır kuralı konularak bütün parselleri tek bir kişinin almasının yasal yolu açılıyor. Böylelikle göreli olarak küçük sermaye gruplarının önü kesiliyor.

Ankara Ulus semti de yağmanın gözde alanlarından biri olarak dikkati çekiyor. AKP kadroları, tarihi yok etmek için ellerinden geleni esirgemiyor. Başka ne yapabilirler ki? Yandaşlarının para kazanma gereksinmesini karşılamak zorundalar. Hırsız polis oyunu oynanıyor neredeyse: İmar planları değiştiriliyor; acele kamulaştırma kararları alınıyor; kentsel dönüşüm kapsamına alınıyor; yargı, iptal ya da yürütmeyi durdurdukça boşa çıkaracak yeni kararlar alınıyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, 1993 yılında Çankaya Belediyesine bir protokolle devrettiği Ahlatlıbel tesislerini, Çankaya Belediyesinin protokole aykırı işler yaptığı gibi gerekçeler öne sürerek geri almaya uğraşıyor. Gerekçelerine baktığınızda hepsinin uyduruk olduğunu görüyorsunuz.

Çankaya Belediyesi oraya çok güzel baktı. Ahlatlıbel tesisleri, 180 dönümü orman olan 245 dönüm büyüklüğünde bir alan. Üzerinde; “lütfen çimlere basın” yazılı tabelalar görüyorsunuz. Çim saha; çocuklar için güvenli oyun alanları; basketbol, voleybol, golf sahaları, tenis kortu; koşu, yürüyüş parkurları, bisiklet yolları; temiz havada ucuz ve güvenilir yiyecek olanakları… 

Melih Gökçek, işte buraya göz dikti. Ne yapacağını bilemiyoruz.

Aslında Mehil Gökçek’in hukukla pek işi yok. Eskişehir yolu üzerinde CEPA alışveriş merkezinin hemen arkasındaki otopark alanına Ocak ayında alınan “tadilat” ruhsatıyla 20 katlı süper lüks bir “rezidans” yapılıyor. Bitmek üzere. Bu hukuksuzluğu nedense Çankaya Belediyesi bile bir türlü görmüyor.

İ. Melih Gökçek, OTDÜ yerleşke alanına da iştahla bakıyor. Arkasında AKP olmasa, istediği kadar baksın, baş edilir. Asıl tehlike, AKP kadrolarının bir bütün olarak ODTÜ sevgisi konusunda Gökçek’ten geri kalmaması. Şu günlerde yerleşkenin çok büyük olduğunu dile getirmeye başlamaları, hiç de hayra alamet değil.

Dikmen Vadisinin özelleştirilmesi süreci çoktan bitirildi. Şimdi orada gökdelenler yükseliyor. 2013 yılında İpek Üniversitesine devredilen 64 dönüm toprak üzerinde bir üniversite kuruluyor. Üniversite yetkilileri, 37 milyon liraya satın aldıklarını söylüyorlar. Rayiç bedelini akredite bir değerlendirme kuruluşu belirlemiş. İhalesiz verildiği anlaşılıyor.

Dışkapı’daki tarihsel değer taşıyan su süzgecinin olduğu alan da Turgut Özal Üniversitesine devredilmişti. Üniversite, bilim öğretmek için, tarihi yapıyı yıktı.

Belediye, sattığı topraklardan bugüne değin milyarlarca lira kazandı. Sevinmeyelim: kazandığı her kuruşun bedelini saatlerce trafikte beklemekle; ulaşım sorunlarıyla boğuşmakla; zehir solumakla ödüyoruz. Trafik sorununu çözmek adına kentin ortasına hançer gibi otoyollar döşendi. Sorun çözmek bir yana yeni sorunlara yol açıyor. 

Belediyenin kazandığı paraların hiçbiri bizlere “hizmet” olarak dönmüyor. Bu alışverişte asıl kazananlar yandaş şirketler.

Söz konusu, kapitalizmin kâr gereksinmesini karşılamak olunca; bilim, şehircilik ilkeleri, teferruat kalıyor. Bilimsel hiçbir ilke/kural gözetilmeksizin, parklar; yeşil alanlar ve tarımsal topraklar, yüksek yoğunluklu konut, ticaret alanlarına ve yollara dönüştürülerek ticarileştiriliyor ve satılıyor.

İmar planlarının değiştirilmesi hiç zor değil. AKP, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde mutlak çoğunluğa sahip ve muhalefeti oluşturan üyelerin nasıl önlenebileceği konusunda pek fikirlerinin olmadığı anlaşılıyor. Belki de, bu konuda isteksiz davranıyorlardır. 

Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ocak-15 Ekim/ 2015 arasında 1155 Meclis kararı aldı. Bunların birkaçı dışındakilerin hepsinde imar planlarında değişiklik öngörülüyor. Bunların kamuoyu ile paylaşılmasıyla ola ki yağmanın hızı yavaşlatılabilir.

Belediyelerin, şehircilik ilkelerini bir yana bırakarak toprak satmaları, ne yazık ki yürürlükteki yasalara aykırı değil. Kentin ve kentlinin çıkarları, kapitalizmin kâr refleksine/iştahına yenik düşüyor.

Şu temenniyle yetinmek zorunda kalıyoruz: “İhalelerde mutlaka yolsuzluk yapılıyordur; hiç olmazsa onlar önlense” İhalelerde yasaların öngördüğü ritüele uygun davranılmasıyla ne yazık ki yolsuzluklar önlenemiyor. Denetim, siyasetin egemenliği altında yürütüldüğü için, güvenilir raporlar üretilemiyor. Ama yine de, kimsenin başına bir şey gelmese bile, kıyısından köşesinden çuvala sığamayanların ortalığa döküldüğü örneklerle karşılaşabiliyoruz. Dikmen Vadisi 3. Etap Konutlarında böyle bir durum var. Daha önce yazmıştım. Melih Gökçek, Bülent Arınç arasındaki gerilim nedeniyle yeniden güncel oldu, gerekirse başka yazıda yine değinirim.

Denetimin güvenilir raporlar üretemediği konusu yıllardır Sayıştay Raporları çerçevesinde tartışılıp duruyor. Sayıştay Yasasında yapılan değişikliklerle raporlarının çok sıkı eleklerden geçirilmesi sağlandı. Yine de rahatsızlar. Sayıştay denetimini yakında bütünüyle özelleştirirler. Bugün Resmi Gazetede yayımlanan 6661 sayılı yasa ile ilk adımı attılar.

Yasada Askerlik ve Bazı Yasalarda değişiklik yapılması öngörülüyor. Bu yasanın dördüncü maddesini değiştirdiler. Maddenin yeni biçimine göre, Sayıştay, kamu payının %50’den az olduğu şirketleri denetlemeyecek. Bağımsız denetim kuruluşlarının denetim raporlarına bakmakla yetinecek.