KHK yetmedi CBK olsun, yasasız hukuk olsun

06/04/2017 Perşembe
KHK yetmedi CBK olsun, yasasız hukuk olsun

Kanun hükmünde kararnameler (KHK), yetki kanununa dayanılarak çıkarılsalar da yasama organının sustuğu ya da susturulduğu zaman diliminin belgeleridir; “güçlü yürütme”ye hizmet ederler. Esnek bir yetki kanunu varsa ve Anayasa Mahkemesi de bu esnekliğe onay verdiyse, bakanlar kurulunun hazırladığı KHK’lerle devleti ve hukuku bir çırpıda alt üst etmek hiç de zor olmaz.

Hukuk güvenliği denilince, anayasal konumla birlikte ilk akla gelen “yasallık (kanunilik) ilkesi”dir. Yasama organına ait ve devredilemez olan bu yetki, belirlilikten genelliğe, öngörülebilirlikten güvene kadar birçok ilkeyi içinde barındırır; keyfi, takdiri ve sınırsız ölçüleri, çerçevesi belirsiz buyrukları ve uygulamaları önler.

AKP, 2002’den başlayarak çoğunluk gücüyle yasama organını istediği gibi çalıştırdığı, istediği yasaları çıkardığı halde neden parlamentoyu işlevsiz hale getirmek istiyor?

Bu soruyu 2011 KHK’leri için de sormuştuk. Bugün, bırakalım parlamentoyu,  parlamento içinden çıkan hükümete tahammül edemeyen; siyasi sorumluluğu olan başbakan ve bakanlardan oluşan hükümeti saf dışı bırakarak devleti bütünüyle tek kişiye teslim etmek isteyen bir AKP var.

2011’de 35 KHK’lik bir seri ile KHK fırtınası estirilmiş, devlet yapısı altüst edilmiş, Meclis askıya alınmıştı. 1980’lerden buyana etkisini sürdüren özelleştirmenin yanına kamu yönetimi ve hizmetlerinin ticarileştirilmesi de eklenmişti. Yeni rant alanları yaratılmış, AKP kadrolaştırması keskinleştirilmiş, denetim ve meslek kuruluşlarının yetkileri sınırlandırılmıştı.  Ve bunlar, bugün “terör örgütü” olarak tanımlanan cemaat ile birlikte yapılmıştı.

2016’da, bu sefer yetki kanununa da gereksinim duyulmadan, OHAL KHK’leri fırtınası başladı. 2011’de -önceki içtihatlarını yok sayarak- yetki kanunu esnekliğine onay veren Anayasa Mahkemesi (AYM), bugün de –yine önceki içtihatlarını yok sayarak- denetimsizlikle onay verdi bu fırtınaya.

AKP doymuyor; ne Meclis’i istediği gibi çalıştırması, ne yetki kanununa dayalı olağan KHK’ler, ne OHAL KHK’leri, ne AYM’nin ve yargının desteği, ne de sınırsız talan ve gericilik yetiyor AKP’ye ve liderine. Tabii doymayan sadece AKP değil, bütünüyle sermaye düzeni…

KHK’lerin yerine cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (CBK) getirilmesi öngörülüyor. 16 Nisan’da onay verilirse, KHK’li düzenden keyfi kullanıma açık CBK’li düzene geçilecek. Bu geçişin birçok anlamı var:

Artık KHK, bakanlar kurulu kararı, üçlü kararname gibi kurul imzalı hukuk belgeleri yerini tek imzalı CBK’lere bırakacak.

KHK’leri çıkarma yetkisi, olağan KHK’lerde yetki kanunuyla verilen süreyle sınırlı olduğu halde, CBK yetkisi süresiz.

KHK’ler, olağan dönemde yetki kanunu içeriğiyle sınırlı olduğu halde, CBK’lerin konusu geniş ve esnek. OHAL döneminde OHAL’in gerekli kıldığı konularla sınırlılık CBK için de geçerli ama AKP’nin bu sınırı tanımama yönünden sabıkası malum.

KHK’ler TBMM denetimine tabi iken OHAL CBK’leri dışındaki CBK’ler için TBMM denetimi öngörülmemiş.  

Anayasa değişikliği kanununun 8. maddesiyle yeniden yazılan 104. maddede; “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda CBK çıkarılamaz. CBK ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda CBK hükümsüz hale gelir” şeklindeki tümceler de hem kendi içinde çelişkilerle dolu hem Anayasa değişikliklerindeki diğer maddelerle çelişkili hem de CBK’leri sınırlıyor gibi gözükmesine karşın aslında önünü açıyor.

Teknik ayrıntıya fazla girmeden üç başlık verirsek;

(i)CBK’lere açıktan yasa gücü verilen durumlar söz konusu. Örneğin Anayasa’nın, 108. maddesinde yer alan Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işleri “kanunla” düzenlenirken CBK ile düzenlenecek; 118. maddesinde yer alan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri “kanunla” düzenlenirken CBK ile düzenlenecek; 123. maddesinde yer alan kamu tüzelkişiliği, “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak” kurulurken “kanunla” veya “CBK ile kurulabilecek”, CBK için kanunun açık yetkisi aranmayacak; OHAL CBK’leri de kanun hükmünde… Örnekleri artırabiliriz.

(ii)Anayasa değişikliğine göre (m.104), “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle (m. 12-40) dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler (m. 66-74) OHAL dışında CBK ile düzenlemezken (mevcut durumda da sıkıyönetim ve olağanüstü haller dışında, KHK ile düzenlenemiyor, ancak yasayla düzenlenebiliyor), üçüncü bölüm için CBK yasağı yok. Üçüncü bölümde (m. 41-65) ağırlıklı olarak emekçileri ilgilendiren “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” düzenleniyor. Ailenin korunması ve çocuk hakları, eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi, kıyılardan yararlanma, toprak mülkiyeti, tarım hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması, kamulaştırma, devletleştirme ve özelleştirme, çalışma ve sözleşme özgürlüğü, çalışma hakkı ve ödevi, çalışma şartları ve dinlenme hakkı, sendika kurma hakkı, toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı, grev ve lokavt hakkı, ücrette adaletin sağlanması, sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması, konut hakkı, gençliğin korunması, sporun geliştirilmesi, sosyal güvenlik hakkı, sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları, tarih kültür ve tabiat varlıklarının korunması, sanatın ve sanatçının korunması, devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları konuları cumhurbaşkanına teslim (!) edilecek.

(iii)Yine Anayasa değişikliğine göre (m.148 ve 150), CBK’lerin anayasal denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak. Ama hangi CBK’lerin denetleneceği ya da tüm CBK’lerin denetlenip denetlenmeyeceği belli değil. İdari düzenleme niteliğinde olup idari yargının denetlemesi gereken CBK’lerle AYM’nin denetleyeceği CBK’leri kim ayıracak? Denetim çelişkisini ve uyuşmazlığını kim çözecek? Tüm CBK’ler AYM’ye gidecekse, idari yargı yolu imal edilerek CBK denetimi zorlaşacak mı? Bir de cumhurbaşkanına, yani yürütme kişisine Anayasa Mahkemesine iptal davası açma hakkı veriliyor.

Yukarıdaki belirsiz ve karmaşık durum bir yana, çoğunluk esasına göre,  partili ve de parti başkanı olabilecek cumhurbaşkanının güdümündeki yasama organının mevcut yasaları değiştirmesi, yürürlükten kaldırması ya da CBK’ye yetki veren yasalar çıkarması durumunda, mevzuat içinde CBK’lerin ağırlığı artacak, “yasasız” döneme geçilecek.

Bu tabloya bir de, “Anayasada kanunla düzenleme açıkça öngörülmüş olsa bile, yasak alanlar dışında KHK ile düzenleme olanaklıdır” şeklindeki eski kararına göndermeyle CBK’ler için AYM desteği eklenirse, düşünün hukukun halini. AYM bu, sorgusundan sual edilmez; kendi içtihadını istediği zaman tanır, istediği zaman tanımaz.

Özetin özeti şöyle: KHK yetmedi CBK olsun, yasasız hukuk olsun, hukuk CBK olsun, parti başkanı kural koyucu olsun; Sermayenin ve gericiliğin düzeni keyfini sürsün.    

“Hayır”ın içeriği çok dolu ama “getirilecek olana hayır”, “mevcut yozlaşmaya ve düzene hayır”ı beslemezse ne değişecek? Onun için “yetmez ama hayır.”