Bilim ve sosyalizme adanmış yaşam: Necdet Bulut

26/07/2018 Perşembe
Bilim ve sosyalizme adanmış yaşam: Necdet Bulut

Bir kırkıncı yıl kitabı geldi Yazılama’dan: “Karanlığın Katlettiği Bir Bilim İnsanı: Necdet Bulut”.

“Cumhuriyet ve Aydınlanma”nın dibe, sömürü ve gericiliğin tavana vurduğu; “yeni, yeni” diye kara delik içinde kaybolacak kadar bilinmez ve keyfi bir yönetim şeklinin anayasalı halde sunulduğu bugün, kırk yıl önceyi anımsamak önemli mi?    

Kırk yıl önce yalnızca katliamlar değildi yaşananlar. Sermayenin krizi ve planları vardı. Sola topyekün saldırı vardı. Hükümet düşürme oyunları vardı. Ardından azınlık hükümeti geldi, başkanlık öneren anayasa taslağı hazırlandı, neoliberalizme uyum için 24 Ocak kararları geldi, 12 Eylül darbesi geldi. Bugün o yılların devamı…

Necdet Bulut kitabı, 12 Eylüle nasıl geldik sorusuyla birlikte bugüne nasıl geldik sorusuna da ışık tutuyor. Yanıt için önemli bir kesit veriyor. 

Kırk yıl önce namlunun ucunda yaşamlarını yitiren mücadele insanları arasında eğitimciler de var; yaşamlarını yalnızca akla, bilime ve aydınlanmaya, eğitim ve öğrenime değil yaşadıkları toplumun ve insanlığın kurtuluş mücadelesine adayan bilim insanları, akademisyenler, öğretmenler… 

Kitap, 1978’de kırk yaşındayken aramızdan alınan Necdet Bulut’u tüm sıcaklığıyla, katledilişini de tüm vahşetiyle anlatırken, Bulut’un yaşam arkadaşı, yoldaşı, aynı kurşunlara hedef olan Neşe Erdilek Bulut’un hem katliam ve veda tanıklığı hem de belge saklama titizliğiyle beslendiğinden bir anlatı olmasından öte belgesel niteliği de taşıyor. 

Necdet Hocayı kısa süreli olsa da tanımaktan, Türkiye İşçi Partisi içinde yoldaşı olmaktan kaynaklanan bağ beni kitabın editörlüğüne çekti. Gurur duyduğum bu görev için Yazılama Yayınevi'ne ve Neşe Erdilek Bulut’a teşekkür ediyorum.

Neşe Erdilek Bulut’un elindeki belgeleri, anılarını ve hazırlığını esas alan bir çalışma yaptık. O günlerin basın yayın organlarındaki mükerrerlikleri ayıklamak ve okuma akışkanlığı için “Sosyalizm Mücadelesi Uğruna Katlediliş” bölümünü yeniden kurguladık. Bir de hem aynı dönemde katledilen namlunun ucundaki eğitimcileri anmak hem de dönemin ve katliamların genel de olsa durum saptamasını bugüne taşımak için kırk yıl önceki kimi katliamları (anlatamadıklarımızdan özür dileyerek) anımsatmak istedik. Kitabın “Giriş” yazısı bu nedenle kaleme alındı. 

Kitap ancak 364 sayfaya kadar kısaltılabildi. Hacimli bir kitap oldu ama farklı zamanlarda bölümler halinde okunabilecek bir özelliğe sahip. 1978’in katledilen eğitimcilerini, Necdet Bulut’un katledilişi ve vedalaşmasını ilk 112 sayfada okumak olanaklı. Sonra gelen 138 sayfalık bölüm Necdet Bulut’un dergi ve gazetelerde çıkan kendi yazılarından oluşuyor. Yazarı Necdet Bulut olan bir kitap gibi okunabilecek bu bölüm, bugünün teknoloji hızı için harcanan emekleri de içerirken aslında güncelliğini kaybetmemişçesine hızla okunacak nitelikte. Son bölümde ise pusu sırasında babasının yanında olan oğul Yiğit Bulut ile eşinin ve yoldaşının yanında olan Neşe Erdilek Bulut’un yazdıklarına ek olarak 26 Bulut dostunun sıcak ve dostça yazıları yer alıyor.

Ne bir tarih kitabı ne de bir anı. Namlunun ucunda yaşamları sona erdirilen eğitimcilerin ve aydınların, Necdet Bulut ağırlıklı kısa, katıksız yaşam öyküsü… Aynı zamanda da bir siyasi tanıklık öyküsü… 

Necdet Bulut’un faşist kurşunlara hedef olduğu tarih 1978’in 26 Kasım’ı, aramızdan ayrıldığı tarih 8 Aralık… Kitap, Necdet Hocamızı kırkıncı yılda anarken O’nu tanımayan kuşak tanısın, gerçekleri öğrensin; tanıyanlara anma, tanımayanlara tanıtma görevini üstlensin diye erken çıktı. 

Türkiye bugünlere nasıl geldi, 95 yıllık Cumhuriyet bugün neden ve nasıl dönüştürüldü? Sömürü düzeni tüm krizlerine karşın nasıl yaşıyor? Bu tür soruların karşılığı bugüne kadar yaşananları medya haberi gibi anımsamak ya da okumakla verilemez. 

Yaşananlar toplumsal yaşam, kültür, siyaset, ideoloji, din, devlet ve hukukla çerçevelenmiş bir düzenin varlığıyla birlikte okunmalı; asıl olarak da ekonomi politikle, sınıfsallıkla okunmalı. 

Yine 2018’de Yazılama’dan çıkan “Marx’ın Marksizmi” kitabında Özgür Şen’in Marx’a gönderme yaparak vurguladığı gibi “tarihin kendisi hiçbir şey yapmaz. Tarihin böylesi bir tanrısal aklı yoktur. İnsanı kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanan tarih değildir. Tam tersine tarih, insanın kendi etkinliğinden başka bir şey olamaz”.

Eşitsizliğin ve adaletsizliğin yaratıcısı olan kapitalizm gericiliğin, cinayetlerin, katliamların ve insanlığın karanlığa itilmesinin de kaynağı oldu. Kurşunlar ve bombalar sömürü düzeninin silahları… 

Ne yetiyor ne de bitiyor cinayetler, katliamlar, savaşlar. Gericiliğe, devlet ve hukuk oyunlarına dayanan yönetim biçimleri de kılıktan kılığa giriyor ve bitmiyor. Kapitalist/emperyalist düzen sürdükçe de bitmeyecek. Sevgili Özgür Şen’in dediği gibi “Marksizmin en temel ilkesi her zaman hatırda tutulmalıdır. Değiştirme iradesi olmaksızın tarihi kavramak mümkün değildir. Devrimci bir yaklaşımla ele alınmayan tarihin kapitalizm koşullarında deliliğin tarihine dönüşmesi kaçınılmazdır”.

Necdet Bulut uyardı, uyarmaya da devam ediyor: “İster adsız bir bilim emekçisi isterse büyük keşiflere, gelişmelere yön veren ünlü bir kişi olsun, gerçek bilim adamı, ‘Ben bana sunulan bilimsel sorunlara eğilirim, onların çözümü ile ilgilenirim. Bu çalışmaların sonuçlarının nasıl kullanılacağı beni ilgilendirmez’ diyebilir mi? Dese bile, bu onu yaratıcılarından olduğu kötü sonuçların sorumluluğundan kurtarır mı? Bu sorulara doğru yanıt verebilmek için bilim adamının bilimi kimler için geliştirdiğine eğilmek gerek. Yani bilim adamının hangi sınıfların çıkarına hizmet ettiği sorusudur asıl yanıtlanması gereken.”

Sınıfsallığı uyarmakla yetinmiyor Necdet Hoca, Parti’yi ve işçi sınıfının devrimci mücadelesinde örgütlü mücadeleyi işaret ediyor. Aramızdan ayrılmadan önce hastanede yazdığı son pusulayla yanındakilere TİP il örgütünün telefon numarasını vererek Parti’sine haber ulaştırılmasını istiyor. Böyle bir mücadele insanı işçi sınıfının politik hareketinde son nefesini vermiş sayılır mı?

Mücadele insanları yüreklerde yaşıyor. Onlar yüreklerde olsalar da düzen içinde sıkışıp kalmayı, düzenin pisliğinde paslanarak unutulmayı sevmezler; hep mücadele içinde olmak isterler. Onları düzene tutsak etme, mücadelesiz bırakma hakkımız yok.