Aydınlanma ve yerel yönetimler

07/02/2019 Perşembe
Aydınlanma ve yerel yönetimler

Yerel seçim havası ısınırken çürüme de devam ediyor.

Toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik, bütünsel çürümenin kaynağını oluşturan sömürü düzeni, seçim ve siyaset sathının aynı havuzun içinde erimeye bırakılmasını, kimi solun da bu erimeye katkısını ellerini ovuşturarak izliyor.

Türkiye Komünist Partisi bu havuzun dışında düzen analizini yaparak, bu düzen değişmeli diyerek yoluna devam ediyor ve seçimlere de katılıyor.

Aday polemikleriyle oyalanılırken mücadele ve alt başlıkları dibe itiliyor. Bunlardan biri de “Aydınlanma”.

Dinsel gericilik her yere pervasızca dalarken etki altına aldığı iki alan öne çıkıyor: “eğitim” ve “toplumsal yaşam tarzı”… Toplumsal yaşam tarzına gerici müdahalede siyaset ve devlet olarak ilk ve sıcak katkıyı belediyeler sağlıyor.

Günün her anında insana ve mekana el atan belediyecilik, kimi yerlerde kurtarılmış dinsel yaşam kentleri yaratma konusunda da hayli başarılı. Bu yapı hem ikametgah tercihleriyle hem de ruhsat hareketi ve zabıta denetimleriyle olağanlaştırılmaya çalışılıyor.

AKP’li belediyelerde, tarikat ve cemaatlere ayni ve nakdi her türlü destekle belediyelerin tarikat ve cemaatler tarafından işgali bir arada yürüyor.    

Yaşam tarzını daha esnek tutmaya çalışan ya da il/ilçe halkının ödün vermemesine koşut olarak gericiliğe karşı daha dik duran belediyelerde ise AKP’nin gerici ve yasakçı hukuku devreye giriyor. Yasa düzeyinde ya da merkezden başlayan müdahaleye karşı mücadele edemeyen ya da hukuku yasadan ibaret sayarak teslim olan sosyal demokrat belediyecilik anlayışı da teslim olmamış gözükmesine karşın iktidara karşı mücadeleyi beceremiyor.

Yüz metrelik kırmızı daire içinde içki satışına veya içkili yerlere ruhsat vermeme yasa yasağına karşı görüş sorulan bir belediyede, “yasayı delme” gibi bir talep anlayışına kapılan belediye başkanı, hukuka saygılı olmakla övünürken gericiliğin yasakçı baskısına karşı birlikte mücadele önerimizi anlamamıştı bile.

Başkentin göbeğinde yaşanan bu anekdot, bugün -arada soldan katılan soslara ihtiyaç duysa da- sosyal demokratların AKP’lileşme örneklerinden biri yalnızca.

Sorun “sağcı aday” ile seçim kazanma umudundan daha derinde bir yerde, ideolojik ve siyasal birliktelikte aslında. Kapitalizme teslim olanların, laikliği sırtlarında kambur gibi taşıdıkları ya da özgürlüğü liberaller gibi anladıkları görülmüş oluyor böylece.

Yerleşim yerleri küçüğüyle, büyüğüyle yaşam hakkının soyuttan somuta geçtiği, ayak basılan, nefes alınan, asıl olarak da insanın insanla buluştuğu ve toplumsallaştığı yerler. Kentlerde sosyallikle, ekonomiyle, siyasetle birlikte bilim, kültür ve sanat da üretiliyor ve yaşanıyor.

Kapitalizmin felaketleri kentlerde çaresizliği getirirken mücadeleler de kentlerde ayağa kalkıyor. Kimi büyük fabrikaların kent merkezleri dışında kalması, emekle kent ilişkisini koparmıyor. Bir kere büyükşehir modeli zaten dış ve iç kavramlarını ortadan kaldırıyor. İkincisi bütün işyerleri kent dışında değil. Üçüncüsü de emekçilerin yaşam yerleri ve enerji depoları yaşadıkları kentler.

Aydınlanmanın, eğitim, sağlık, kültür, devlet, hukuk ve siyasetle birlikte toplumsal yaşam tarzından da uzaklaştırılması, emekçi halkın yaşam tarzına bütünsel müdahalenin kolaylaştırılmasını sağlıyor. Emekçiyi, sınıfsallıktan koparıp köleleştirmenin en etkili yolu kullaştırma: hem şükretmeyi aşılıyor hem de susmayı…

Düzen siyaseti sömürü ve gericilik ikizini birlikte kucaklamanın da adı. Paranın saltanatı ile dinin saltanatının buluştuğu yerde buluşuyor düzen partileri. Seçmeni de aynı yerde buluşturmak istiyorlar.

Piyasanın ve gericiliğin devamı ile alt edilmesi arasındaki ayrımda temel strateji, sınıfsal mücadeleyle aydınlanma buluşmasında buluyor yanıtını.

Aydınlanma bizi bilimsel toplumculuğa götürüyor. Seçimin buradaki yeri de tek tek bireylerin kullandığı oylardan ötede, daha anlamlı bir yerde duruyor: Kapitalist toplumda sömürücü düzenin giysileri farklılaştırılmış temsilcileri mi seçilecek; bu düzeni didik didik ederek ipliğini pazara çıkaran, bu düzen değişmedikçe sömürü ortadan kalmayacak diyen siyaset ve ideolojiye yol mu açılacak?

Ne aydınlanma ne de seçim, düzenin basit bileşkenleri. Her ikisi de toplumsal yaşamın ve ilişkilerin bütününde etkin olacak toplumsal değerler. İkisini de kapitalizmin tutsağı olmaktan kurtarmanın yolu, toplumsal ilişkilerdeki ilerici adımlarla buluşturma ve düzeni değiştirme aracı yapmaktan geçiyor.

Piyasayla ve gericilikle buluşan her el, kurulan her ortaklık nasıl düzeni ayakta tutuyorsa, bu ikiliye atılan her oy da onları meşrulaştırmaya yarıyor. İstikrar ve demokrasi buluşması da aynı gemide. Bu gemi seçme hakkını ve seçilme hakkını bireyselleştirenlerin, bireyselleştirmeyi de basitleştirilmiş tepkilerle düzenle buluşturanların gemisi.

Dinselliğin kör inancı da burjuvazinin geleneksel demokrasisi de yobazlık ve vahşi sömürü dünyasını değiştirmeye yetmiyor, yetmez de zaten. Düzen içi muhalefetin eleştiri sınırı içinde sıkışıp kalanların, seçeneği aynı muhalefette arayanların anlamak istemedikleri bu… Sermaye sınıfının gericileri de yanlarına alarak emekçi halk üzerindeki tahakkümü ve sömürü hep sürüyor, seçimden önce de seçimden sonra da.

Yerel yönetimler, yalnız pazar ve talan değil, aynı zamanda parçalayarak, bireyselleştirerek, uzlaştırarak yönetmenin de alanları. Gericilik, seçmenin desteğini almanın bir aracı olmanın yanında halkı susturarak kolayca yönetmenin ve de ihalelerin, sermaye transferlerinin, mülkiyet değişimlerinin aracı olarak devrede.      

Piyasanın ve gericiliğin, piyasalaştırılmış ve gericileştirilmiş yaşam tarzının marksist analizini yapabilenler, düzen içi eleştiricilerden ve muhalefetten farklı olarak mücadelenin hatlarını, stratejisini ve insanlarını gerçekçi biçimde örgütleyebiliyor. Aydınlanmayı da kapitalizmi yaşatan ilişkiden kurtarıp, eşit olarak yararlanılacak ilerici konumuna oturtabiliyor.   

Sömürüsüz dünya ve aydınlanma mücadelesi her kulvarda bir arada sürüyor. O kulvardan biri de yerel yönetimler. Aynı gemide olmayanlar, Türkiye Komünist Partisi'yle birlikte seçeneksiz değil.