Atılan üç işçi anlattı: Mephisto Kitabevi örgütlenme hakkına tahammül edemiyor!

Kıyıma uğrayan Mephisto Kitabevi işçilerinin direnişi sürerken, Kadıköy şubesinde 2019 başından bu yana işten çıkarılan üç işçiyle, Mephisto'da yaşadıklarını, 20'nci gününe giren direnişi ve işçi mücadelesiyle nasıl tanıştıklarını konuştuk... İşçiler, 'Arkadaşlarımızın verdiği mücadele bizlere cesaret verirken, patronu tedirgin etti' diyor.
soL - Patronların Ensesindeyiz
Perşembe, 21 Şubat 2019 13:15

İstanbul'da Mephisto Kitabevi zincirinde kıyıma uğrayan emekçilerin direnişi sürüyor.

İşten atılan emekçiler, şunları söylüyor: "Arkadaşlarımızın verdiği mücadele bizlere cesaret verirken, patronu tedirgin etti. Zaten aslında bütüne bakınca, her bir işten çıkarma münferit gibi görünse de toplamda uydurdukları düzeni sürdürmek, kimsenin ses çıkarmamasını sağlamak gibi bir dürtüyle hareket ettikleri anlaşılıyor. Hikayeleri takip eden biri bu sonuca rahatlıkla varabilir. 'Ben seni sevemedim' diyor çıkarırken ama, kimi neden sevemiyor, ona bakmak lazım."

Mephisto Kitabevi'nin Kadıköy şubesinde 2019 başından bu yana işten çıkarılan üç kadın işçiyle, Mephisto'da yaşadıklarını, 20. gününe giren direnişi ve işçi mücadelesiyle nasıl tanıştıklarını konuştuk...

Yağmur, seninle başlayalım. 2019'da ilk çıkartılanlardan birisin. Neler oldu Mephisto'da?

Yağmur: Dört aydır kitap satışında çalışıyordum ama buna daraltmamak gerekiyor. Koli de taşıyorduk. Kitapların geliş gidişinde bir düzen olmadığı için bir plansızlık vardı. Diyelim ki bir yayınevi 100 kitap gönderiyor, ama o kitapları depolama imkanı yok, o yüzden iade gönderiliyor fazlası. Dolayısıyla bir yandan kitap geliyor, bir yandan da kitap gönderiliyor. Sürekli bir karambol yaşanıyor ve kitap bulmak bile problem haline geliyordu. Bana işten çıkartırken şöyle dendi mesela: "Kitap bulamıyorsun." Sektörde kısa zamanlı işçi çalıştırdıkları ve mağazada bir düzen olmaması kitap bulmanızı da zorlaştırıyor. Kitapları yerleştirirken bir düzen değil, çalışanların tahmini yaklaşımları kullanıldığı için, örneğin bana göre "Gezi" başlığında istiflenecek bir kitabı "Sosyoloji" rafında bulmanız mümkün... Buna rağmen bulamadığım da olmadı, kitap bulmayı becerebiliyorum... (Gülüşmeler)

Çalışanların çoğu da bu koşullara adapte oluyor maalesef. Hangi işin işimiz olduğunu, hangisi için başka birini işe almaları gerektiğini sorgulamıyor kimse. İtiraz ettiğinde yalnız kalabiliyorsun bu yüzden. Çalışanları böyle bölüp, birbirlerinden uzaklaştırıyorlar.

İşten çıkarılmayı bekliyor muydun?

Beklemiyordum. Aralık ayında bize bir çizelge imzalatmışlardı hatta. İşe giriş çıkış dökümlerimiz. O belgeyi imzalarken müdürün kendisi söylemişti "Senin çalışmandan memnunuz, için rahat olsun, yeni yılda da devam edeceğiz seninle." diye. Ocak ayının başında ise bir gün aniden işten çıkartıldığımı öğrendim. Yılbaşı haftasıydı, o hafta yapılan ekstra işler için "Mesai ücretini ödeyecekseniz yaparım" demiştim. Yemek ücretleri için de bir tartışmamız oldu. Hemen ardından işten çıkartıldım. Benimle beraber kafede parttime çalışan arkadaşım Eda da benzer şekilde işten çıkartıldı. 

Diğer çalışanları hem yılbaşı yoğunluğu hem de yeni mağazanın açılışı nedeniyle geceleri ve öğle aralarında da çalıştırdılar ve mesai ücreti ödemediler. Kimse de istemedi. Arkadaşlarıma "Bunun için mesai ödemesi istemeyecek misiniz?" diye sorduğumda da, "Belki yaparlar." dedi çoğu. Mesaisiz çalışmayı reddettiğim için çıkartılan ben olmuş oldum. Haber de verilmedi üstelik. Bir sabah işe gittim. Günlük mesaimin sonuna doğru çağrılıp işten çıkartıldığımı söyledi müdür. Nedenini sorduğumda ise "Performans yetersizliği diyelim..." diye bir cevap aldım. İşten çıkartılan diğer arkadaşıma da aynı derecede keyfi gerekçeler gösterdiler. Parttime çalışan pek çok işçi olmasına rağmen -Eda da açıkça haklarını savunan bir çalışandı- onu "Parttime çalışmaya son veriyoruz" diyerek çıkardılar. Söyledikleri şeye kendilerinin de inandığını sanmıyorum. Tavırları da cevap kadar özensiz ve keyfiydi üstelik. En sinir bozucu olan da bu, bile bile yapıyorlar.

Sonrasında neler oldu?

Yağmur: Patronların Ensesindeyiz ağıyla görüştüm ve durumu anlattım. Bir avukat ile mağazayı ziyarete gittik. Alacaklarımı ve işten çıkartıldığımı yazılı olarak bildirmelerini istedik. Mağaza müdürü ise bizi muhatap almayacağını söyleyip kaçtı. (Gülüşmeler)

Mephisto Direnişi başlamamıştı sanıyorum?

Yağmur: Henüz başlamamıştı. Bizim hemen ardımızdan Beşiktaş'taki arkadaşlarımızı da işten çıkardılar. Sesini çıkartana hep aynı şeyi yapıyorlar.

Tuğçe sen mesela, Mephisto'da uzun süreli çalışanlardan birisin. Bir buçuk yıl pek çok işyerinde çalışmak için kısa bir süre sayılırken Mephisto için uzun bir süre değil mi?

Tuğçe: İlk girdiğimde ben de pek çok insan gibi sıcak bir ortam, bir kitapçıda çalışacağım diye seviniyordum. Bir kaç ay sonra durum benim açımdan da değişti. İşyerinde çalışanların ikiye bölündüğünü gözlemledim. Ya patrona yakın olup, hiçbir şeye sesinizi çıkarmayıp işinizi garanti edecektiniz, yahut gelip geçici bir eleman olmayı ve kısa süre sonra işten çıkartılmayı göze alacaktınız. Çalışanlarını sessizce işsizlikle tehdit ediyorlar bu yolla. Bu normal bir şey haline gelmiş artık. Sesiniz çıkıyorsa ya çıkartılıyorsunuz yahut kötü davranıp çalışamaz hale getirerek çıkmanızı sağlıyorlar. Büyük bir ayrımcılık var. O ayrım yüzlerine bile yansıyor. Primlerinize işyerindeki koşullarınıza hepsine yansıyor. Üstelik, ben oraya kasiyer olarak girdim, bir süre sonra yerleri süpürün dendi. Sonra kafeye destek atın dendi... İnsanlar hangi pozisyon için işe alındılarsa onun için çalışmalılar bence. Böyle zaten her şey bulanıklaşıyor, bir kere kabul ettiniz mi canlarının istediği her şeyi dayatabiliyorlar. Hayatımızı sürdürebilmek için o paraya ihtiyacımız var. Sabrettim, çalışabildiğim kadar çalışayım diye uğraştım ama sonunda öyle bir yere geldi ki, ya boyun eğecektim yahut kavga edecektim,  kavga ettim. 

Yeni yıl geldiğinde prim, yemek ücretlerinde artış olacak mı diye sordum mesela, "Hayır, eksilebilir bile" dediler! Önce şaka zannettim, sonra nedenini sorunca "Zaten asgari ücrete zam yaptılar, fazla fazla zam aldınız, o yüzden eksilme olabilir" dedi müdür. O zaman bütün yükü bize çektireceklerini anladım. Ciddiydiler. Ama bir yandan da insanla dalga geçer gibi bu durum.

Sen ayrılma sürecinde neler yaşadın? Hangi sebeple çıkardılar?

Tuğçe: Yeni mağazanın açılma süreciydi. Direniş de başlamıştı artık ve mağazada gruplaşmalar oluşmuştu. Birileri patrona arka çıkarken, bazı arkadaşlarımız ise rahatsızlıklarını bize söylemelerine rağmen işten atılma korkusuyla konuşamıyorlardı.

Yağmur: Bizim çıkartıldığımız zaman aralığı zaten bütün şubelerde yemek ücretleri, primler, fazla mesailer, dinlenme koşulları konusunda rahatsızlıkların ifade edilmeye başladığı döneme denk geliyor. İtiraz etme potansiyeli olanları çıkardılar. Kadıköy şubede bu bizdik.

Tuğçe: Bana yeni şubede çalışmam gerektiğini söylediler. Vardiya saatlerinin değişeceğini duymuştuk, yeni mağaza gece 12'ye 1'e kadar açık kalacaktı. Ben Tavşantepe'de oturuyorum. Gece 1'de çıkarsam evime dönmem imkansız. Ama net bir şey söylemiyorlardı bir türlü. Eski mağazanın ne zaman kapanıp yenisine geçileceği de belli değildi. Sorduğumuz zaman da hakkımız olmayan bir şey soruyormuşuz gibi ters davrandılar. "Neden soruyorsun, ne denirse o, burada çalışmayıp ne yapacaksın, beğenmiyorsan hadi çık git", "İstersen masaya çık dansözlük yap, ama benim dediğim mağazada çalışacaksın" Bunlar insanca ifadeler bile değil. En sonunda geçen hafta "Biz seninle anlaşamıyoruz, oysa ben sana güveniyordum, işine son veriyoruz" dedi müdür. "Bizden yardımını esirgiyorsun" deyince şaşırdım da. Yardım kurumunda gönüllüyüz sanki! Kendi kurallarını ve düşünme şekillerini yaratmışlar. Biz niye orada çalışıyoruz, fikirleri var mı bilmiyorum.

Tazminatın ve alacakların peki?

Tuğçe: Hepsini aldım, ama onlara bıraksaydım alabilir miydim emin değilim. İşten çıkarıp "kısa zamanda öderiz" diye muğlak bir şey söylediler. Neden güveneyim ki? Arkadaşlarımıza yaptıkları ortada. Bu yıllardır böyle sürüyor üstelik. Yeni değil. Patronların Ensesindeyiz'le görüştüm. Bir uyarı maili attım haklarımı ödemeleri için, aynı gün içinde yatırdılar. Şaşırdık biz de "Bu ne hız!" diye. (Gülüşmeler) Bunda Mephisto Direnişi'nin etkisi var. Arkadaşlarımızın verdiği mücadele bizlere cesaret verirken, patronu tedirgin etti. Zaten aslında bütüne bakınca, her bir işten çıkarma münferit gibi görünse de toplamda uydurdukları düzeni sürdürmek, kimsenin ses çıkarmamasını sağlamak gibi bir dürtüyle hareket ettikleri anlaşılıyor. Hikayeleri takip eden biri bu sonuca rahatlıkla varabilir. "Ben seni sevemedim" diyor ama, kimi neden sevemiyor, ona bakmak lazım.

Buse, senin hikayen nasıl Mephisto'da?

Buse: Ben bir buçuk ay çalıştım son dönemde, ama daha önce de iki ay çalışmıştım. Tanıyorlardı beni ve iyi çalıştığım için tekrar aldılar. Eski şubede başladım ama yeni şubedeki saatlerin belirsizliği benim için de sorundu. Tuğçe'yle kardeşiz. Aynı şartlar benim için de geçerli ve aynı sorunları ben de yaşadım. Sürekli mobbinge maruz kalıyorduk. Müdür güvenlik kamerasından çalışma arkadaşlarımdan biriyle konuştuğumu görse, telefon edip "ikili konuşmayın" diye uyarıyordu. 

Bir diğer şey de, ne zaman koşullarımıza dair bir şikayetimiz, talebimiz olsa, bize kendi zorluklarından ve herkesten çok çalıştığından bahsediyordu. Dilimin ucuna geldi, "Bana ağlayacağınıza, neden patrondan haklarınızı talep etmiyorsunuz siz de" diyecektim. Biz anlatınca dinleyen yok, ama her konuşmaya çalıştığımda bir saat müdürün ne kadar kötü durumda olduğunu dinleyip durdum. Bizi ilgilendirmiyor ki bunlar. 

Parttime'a yemek parası vermiyorlar mesela. Haftada dört tam gün çalışıyoruz. Part-timelar acıkmıyor mu? Üşüyoruz, klima çalışmıyor, kameradan kapıları kapalı görünce telefon edip açtırtıyor. Söyleyince "hayır burası sıcak" diyor, içeride üzerinde outdoor montla dolaşıyor, ederi maaşımızdan fazla. 

Bir gün mesai sonuna doğru beni de çağırıp "Kadromuz şişti" diyerek işten çıkardı. Halbuki "Yeni dükkanda çalışırsın açılınca" demişlerdi, o "şişik kadro"ya dahildim işe alırken yani. 
Tazminatımızı bile eksik yatırdıklarını fark ettim, almaya gidince de "o kadarcık parayı biz önemsemedik" dediler. Ayıp bu, insanlar 50 lira için bütün gün çalışıyor.

Çalışma hayatınızın başındasınız. İlk yaşadığınız deneyim bir direnişle sonuçlandı. Hayatınızın geri kalanında neyi değiştirecek bu sizce?

Buse: Bizim yaşlarımız 20 ile 23 arasında değişiyor. Aslında, Eda'yı da katıyorum, tam olarak 20, 21, 22 ve 23. (Gülüşmeler) Direnişle de, işçi mücadelesiyle de yeni tanıştık ama içimizde varmış demek ki. Hakkımızı ezdirmedik hiç çünkü. Çalışan arkadaşlarımıza da aynı şeyi söylüyoruz, kendilerini yalnız zannetmesinler. Aslında öyle zannettikleri için birbirlerini yalnız bırakıyorlar. Dayanışmak, birlikte mücadele etmek isteyince bir sürü insan var bunu yapan. Yapılabileceğine inanıyoruz biz. Çalışmaya mecburuz ama bu şekilde olmak zorunda değil. Ya bu şartlarda, belki daha kötüsünde sömürülmeye devam edecekler, ya da birlikte mücadele edeceğiz. 

Patronlar biz bir aileyiz diyorlar ama kardeşi kardeşe düşünmeye çalışıyorlar. Düşüremezler. Asıl biz bir aileyiz. Kardeşiz diye demiyorum. Tuğçe artık benim işçi kardeşim çünkü. (Gülüşmeler)

Tuğçe: Patronlar kendi gemilerini yürütmek peşinde, ama biz o gemide değiliz işte.

Geçen hafta Direniş'i ziyarete gittiniz, neler düşündürdü size? Nasıl bir deneyimdi?

Yağmur: Evet. Kadıköy'de yeni kurduğumuz PE Kadıköy Kafe Bar Mağaza İşçileri Komitesi'nden arkadaşlarımızla gittik ziyarete.

Buse: Arkadaşlarımıza destek olduğumuz için mutluyuz. Evimiz çok uzak ama sık sık yanlarında olacağız. Onlar bize cesaret verdi, biz de onlara verelim istedik. İçeride çalışan arkadaşlarımızın da aynı cesareti bulacağını umuyoruz. Direniş bize bir yol açtı çünkü.

Tuğçe: Şemsiye götürdük bir de yağmur yağarsa diye. Hediye vermek hiç bu kadar iyi gelmemişti. O şemsiyeyi bulmak için komitede çok çılgın bir çalışma yürüttük. Herkes koşturdu. Yaptığımız şeyin neye yarayacağını biliyorduk çünkü.

Yağmur: Bir şey daha eklemek gerek belki bu direnişle ilgili, bu sektör işçilerin kısa süreli çalıştırıldığı, hem sirkülasyonu çok, hem de vardiyalı olduğu için bir araya gelmenin zor olduğu bir sektör. Savunulacak hakların neler olduğu bile belli değil. Prim deseniz elden veriliyor kaydı yok. Ama Mephisto Direnişi bize geçici-sürekli, eski-yeni, az-çok diye ayrımlar olmadığını gösterdi. Hak haktır. Nasıl, hangi koşullarda çalışırsak çalışalım, haklarımızı savunmanın ve örgütlenmenin yolları bulunuyor. Patronlar az-çok, küçük-büyük demiyor, sömürüyor çünkü. 
Bir tarafıyla da Mephisto 30 yıllık bir mağaza, müşterileri de kentin merkezinde, kitap almaya gelen insanlar. Okumak önemlidir evet, ama onca bilgi farkına vardığınız şeylerle değer kazanıyor. Yaşadığımız ülkenin, şehrin, mahallenin sokaklarında, önünden geçip durduğumuz işyerlerinde çalışan genç insanların güler yüzle kitap önerirken çok mutlu olduklarını, sorunsuz hayatlar yaşadıklarını düşünmesin kimse. Direniş, kentin Beşiktaş gibi bir merkezinde sürüyor. İşçilerin mücadelesini, gündelik yaşamın, çarşı alışverişinin, vapura, eve gidişlerin yoluna çıkardığı için de kıymetli. İnsanlar her yerde sömürülüyor çünkü. "Bizden ırak" diye düşünmek aymazlık olur.

Buse: Evet, Mephisto Direnişi'ni gören insanlar o mağazaya başka bir gözle bakmaya başladı. Daha önce bakmadıkları bir gözle. Hatta gidip hesap soruyorlar, mailler atıyorlar, sosyal medyada paylaşıyorlar. Bu çok önemli. Pek çoğu kendisi de işçi olan insanlar bunlar. Kendi işçiliklerinin de farkına varıyorlar. Müşteri olman işçi olmadığın anlamına gelmiyor. Hatta Direniş'le karşılaşınca, hangisi olduğuna karar vermesi gerekiyordur belki de.

Mephisto'nun patronuna söyleyecek bir şeyiniz var mı?

Tuğçe: Biz patrona değil, işçi arkadaşlarımıza söyleyelim. Patron bu. Derdi para kazanmak. Kaç liralık satış yaptın? Ciro ne? Sürekli telefonla ciro soruluyor, kötüyse patronun morali düzeltilmeye çalışılıyor, düzeltilemeyen her şeyin bedelini de işçi ödüyor. Düzelse de işçi öder zaten. Düzelen patronun cebine girecek çünkü.

Yağmur: Bugün bize yapıyorsa, yarın sana yapacak. Bugün burada oluyorsa, yarın başka işyerinde de başına gelecek. O yüzden günü kurtarmakla olmuyor. Hep daha azına razı olmayınca, o da olmuyor zaten.

Buse: Olunca da olmuyor ki. (Gülüşmeler)

Yağmur: Bu yüzden birlikte mücadele etmeyi seçtik biz. Burada, Beşiktaş'ta, her yerde. Genç olabiliriz, mücadeleyi yeni tanıyor olabiliriz. Ama hem öğrenmeye, hem hakkımızı savunmaya gücümüz var. Bir gün iki gün değil, işçi olduğumuz sürece hem de. Bütün arkadaşlarımızı örgütlenme hakkına sahip çıkmaya davet ediyoruz. İstediğimiz işyerinde söz hakkıdır. Bunun için Mephisto direnişine ve işçi kardeşlerine sahip çıksınlar.