Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Muhteşem Ekim 3: Aydınlık-karanlık çelişkisi

Kentler çarlık sansürü, köyler ise Ortodoks Kilisesi’nin karartıcı, cahil bırakıcı etkisi altındayken kentlerde yaşanan bu aydınlanma büyük bir kontrast oluşturuyordu ve bu çelişkinin kendisi Ekim’i hazırlayan faktörlerden biriydi.

Yayın Tarihi: 24.10.2025 , 23:41 Güncelleme Tarihi: 25.10.2025 , 00:00

İnsanlığın eşitlik ve özgürlüğe doğru adım attığı en çaplı deneyim olan Ekim Devrimi’ni sadece kendisini anlamak için değil, dünya ve Türkiye’de gerçekleşebilecek devrimlere yol göstericiliği açısından da incelemeliyiz.

Ekim 1917 Rusya’da üst üste binen çelişkilerin yarattığı bunalıma emekçi sınıfların siyasi öncüsünün müdahalesi ile gerçekleşti. Bu kapsamlı konu çok kısaca şöyle özetlenebilir: 

Burjuva devrimi bir türlü gerçekleşmemiş ve bu gecikme ağır bir sınıfsal gerilime yol açmıştı. Hanedanın dışındaki köylü ve kentli sınıflar uzun süredir köklü bir toplumsal değişikliğin yanında yer alıyorlardı. Bu çelişkiye bir de kentlerde biriken işçi sınıfının sermaye karşıtı değişim istekleri eklendi. Nihayet toplumsal dokusu izin vermediği halde 1914’te Rusya’nın paylaşım savaşına katılması devrimci ortamı hazırladı.

Ancak bu yazıda bu temel çelişkilere eşlik eden ve daha sonra Türkiye ile ilişkilendireceğimiz başka bir olguya işaret edeceğiz. Rusya geçen yüzyılın başında bir tarım ülkesi olması ve nüfusunun %90’ı kırsal kesimde yaşamasına rağmen büyük bir entelektüel canlılık gösteriyordu. Kapitalizmin neden olduğu birkaç büyük kentte devrimci güdülerin de etkisiyle bir aydınlanma dönemi yaşanıyor, büyük sanatçılar, edebiyatçılar, bilim insanları bu ortamda sahne alıyordu.

Kentler çarlık sansürü, köyler ise Ortodoks Kilisesi’nin karartıcı, cahil bırakıcı etkisi altındayken kentlerde yaşanan bu aydınlanma büyük bir kontrast oluşturuyordu ve bu çelişkinin kendisi Ekim’i hazırlayan faktörlerden biriydi. Özellikle 1860’ların başındaki toprak kölelerinin özgürlüğünü de içeren reform paketi, toplumun geleneksel düşünce yapısının kırılmasında rol oynamış, çok sayıda aydının yetiştiği bir ortam doğmuştu.

Çaplı edebiyatçılar yetişmişti, ama hepsi şöyle ya da böyle bir toplumsal dönüşümden yanaydılar. Örneğin, Tolstoy eşitlikçi bir toplum için sanki bir peygamber gibi kendini ortaya atmıştı. Turgenyev bu aydın kuşağının isyankâr, kural tanımaz dönüşümünü çok iyi yansıtmıştı. Dostoyevski’nin kendisi idam mangasının önünden zor kurtulmuş, sürgündeki hapisliğini Ölü Evinden Anılar’da olağanüstü bir şekilde anlatmıştı. Gorki ise emekçi sınıfların kentli mücadelesini yansıtan bir devrimci olarak sivrilmişti.

Hepsinin birbirleriyle ilişkili olduğu bu örüntüde İlya Repin’in özel bir önemi vardı. Narodniklere yakın olan Repin Rusya’da halkı öyle bir resmetti ki artık o başka bir ülke oldu. Örneğin aşağıda görülen ve 1873’te tamamlanan Volga’da Sal Çekicileri tablosu toplumsal eşitsizlikleri çarpıcı bir şekilde yansıtıyordu.

İlya Repin’in Volga’da Sal Çekicileri tablosu. İlya Repin’in toplumsal çelişkileri resme yansıtışı hakkında daha fazla bilgi için daha önce Sol Haber Portalı’nda yayınlanan yazıya bakılabilir.  

Müzik alanında da Rus Beşleri zengin bir repertuvar üretmişlerdi. Aynı zamanda kimya alanında bilim insanı olan Borodin Prens İgor operasını yaratmıştı. Rimski Korsakov’un Şehrazat’ı halen senfoni orkestralarının programında sıklıkla yer alıyor.  

Bilim alanında da çok yönlü bir zenginlik görülüyordu. Seçenov’un 1863’te yayınlanan Beynin Refleksleri kitabı beyin işlevlerini materyalist bir süreç içinde ele alıyordu ve uzmanlık alanlarından bağımsız olarak bütün aydınlar tarafından okunmuş, o yıllarda yazılan mektuplarda izleri kalmıştı. Aydınlanma dalgasının üzerine binerek papaz olmak yerine bilim insanı olmayı tercih eden Pavlov sindirim sistemi üzerine yaptığı araştırmalarla 1904’te Fizyoloji ve Tıp Nobel ödülüne layık görülecekti. Periyodik Cetveli bulan Mendeleyev de devrimci hareketlere yakındı.

Kadınlar da bu isyankâr aydınlanma döneminde hareketlenmişlerdi. Birçok kadın yurtdışında eğitim görmek için sahte evlilikler yapıyordu. Bunlardan Paris Komününde de bulunan Sofya Kovalevskaya çok önemli bir matematikçi ve ilk kadın profesörlerden biri olacaktı.

Çernişevski gibi toplumsal dönüşümü çok iyi işleyen ve toplumu etkileyen siyasi yazarları da eklemeliyiz.

Bu aydınlanma döneminin ürünü olarak Marksist eserler Rusçaya çevrildi, anlaşıldı ve halkın eğitiminde kullanılmaya başlandı. Yine Lenin’in Marksizmi güncel siyasi gereksinimlere göre yaratıcı ve devrimin önünü açıcı bir kurama dönüştürmesi bu sürecin sonunda ortaya çıktı.

Şimdi Türkiye’ye gelebiliriz. Türkiye’de de çelişkilerin üst üste çakıştığı bir süreçten geçiyoruz.

Türkiye’de burjuva devrimi geride kaldı ama burjuvazinin iliklerine kadar gericileşmesi nedeniyle bir karşıdevrimci süreç Cumhuriyet’i ortadan kaldırdı. Arkasında şöyle ya da böyle Cumhuriyet’ini arayan geniş kitleler bıraktı.

Kentlere yığılan büyük nüfuslu emekçi sınıflar ise sınıf mücadelesi içinde ayağa kaldırılması gereken Cumhuriyet’e emekçi bir karakter kazandırmak için çalışıyorlar. 

Böylece Rusya’daki gibi çelişkiler tarihsel olarak çakışarak birbirini kuvvetlendirirken emperyalist ülkeler arasındaki rekabet ortamı yayılmacı hırsları ile Türkiye sermayesini sürekli bir paylaşım savaşına doğru çekiyor.

Bu koşullara Türkiye’deki aydınlık-karanlık çelişkisini de eklemeliyiz.

Kırlar boşalır ve emekçilerin ezici çoğunluğu kentlerde yaşamaya başlarken burjuvazi kentli emekçileri tarikatlar ve dini eğitim ile ideolojik bir boyunduruk altına almaya çalıştı, ister istemez karanlık bir tablo ortaya çıktı.

Buna karşılık Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikimi Türkiye’de önemli bir aydın etkinliğine neden oldu.

Birçok ülkede olmadığı kadar kadın yazarın, sanatçının, bilim insanının varlığı aydınlık-karanlık çelişkisinin başlıca yansımalarından biri olarak gözüküyor.

Fazıl Say Kara Toprak’ı bestelediğinde, Ahmet Büke Kırmızı Buğday’ı yazdığında artık bu ülke başka bir ülke oluyor.

Ankara’da bir emekçi mahallesinde bir kültür çalışması olarak Sokullu’da Rönesans’ta yazarlar, sanatçılar, bilim insanları, mimarlar, belgeselciler kendi eserlerini anlatarak umut biriktiriyorlar ve üç yıldır kesintisiz aydın sıkıntısı olmadan program sürüyor.

Evet, zamanı geldi, havalandıralım bu devrime susamış toprağı.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları