Erhan Nalçacı
Meksika Yazıları 2: Meksika Devrimi’nden dersler
Yayın Tarihi: 22.08.2025 , 18:11 Güncelleme Tarihi: 23.08.2025 , 00:00
Meksika bir devrim coğrafyası olarak bilinir. Nasıl olmasın, önce Atlantik’den gelen hiç bilinmeyen bir kültür tarafından işgal edilmiş, sonra zengin topraklarına ve kaynaklarına göz dikilmiş ve emperyalizmin tepe ülkesi olan ABD’nin sınır komşusu olarak yaşamını sürdürmüş, çok büyük toplumsal eşitsizlikler ve çelişkiler oluşmuştur.
Geçen hafta Aztekler üzerine İspanyol feodalizminin çöreklenmesinden bahsetmiştik. İspanyollar 1521’de Aztek devlet mekanizmasını yenerler, ancak farklı diller konuşan Meksika halkı 200 yıl boyunca işgalcilerin vahşetine ve Katolikliğin asimilasyon için kullanılması rağmen direnir.
Yeniden harmanlanan Meksika halkı bu sefer İspanyol Krallığı’na karşı Fransız Devrimi’nin rüzgarını da arkasına alarak ayaklanır ve Meksika 1821’de bağımsızlığını kazanır. Ancak Meksika halkının çilesi bitmez, önce ABD-Meksika savaşı, sonra Fransız işgali yaşanır. Bu döneme haftaya Meksika-ABD ilişkilerine değinirken daha fazla göz atma şansımız olacak.
Şimdi iç savaş aşaması 1910-1920 arasında gerçekleşen, ancak etkileri onlarca yıl devam eden Meksika Devrimi’ne köşe yazısının izin verdiği kadar bakalım. Önce 1877’den 1910’a kadar 30 yıldan fazla süren Porfirio Diaz dönemini ana hatlarıyla kavramak gerekiyor.
Tabii ki koşullar farklı ve yüzeysel benzerlikler üzerinden gitmek karşılaştırmalı tarih anlamına gelmez, yine de insan bu 30 yıllık iktidarı AKP’nin uzayan iktidarına benzetmeden duramıyor.
Diaz’ın başkanlık döneminde Meksika’da kapitalizm ve para ekonomisi canlanır, kentler büyür, demiryolu uzar, öte yandan ulusal zenginlikler başta petrol olmak üzere yabancı şirketlerin eline geçer. Meksika 1911’de dünyanın üçüncü en büyük petrol üreticisi haline gelir.
Aynı zamanda bu dönem toprağın az sayıda ailenin elinde toplandığı bir icraata sahne olur. Diaz’a yakın sayılı ailenin oluşturduğu oligarşi yerel valiler ve yargı mensupları aracılığıyla yağmacı bir diktatörlük rejimi kurarlar. Toplumun %85’ini oluşturan köylüler sürekli olarak bu kapitalist çiftçi olarak tanımlanabilecek kesime karşı saklanmayan bir adaletsizlikle toprak kaybederler. 1910’a gelindiğinde işlenebilir toprakların %97’si 385 ailenin elinde toplanmıştır. Halkın istediği hiçbir şey olmaz ve sürekli aşağılanır. Ne kırsalda köylülerin ne kentlerde giderek büyüyen işçi sınıfının ne de giderek daha eğitimli hale gelen ama sürekli burnu sürtülen, en küçük baş kaldırmada hapsi boylayan küçük burjuvazinin duruma dayanacak hali kalmaz. Toplum en küçük kıvılcımda patlayacak hale gelir. Köylüler toprak, burjuvazi liberal demokrasi, işçiler ise haklarını istemektedirler. Ayrıca ulusalcı eğilimler özellikle ABD’ye karşı anti-emperyalist bir duruşu da güçlendirir.
Bu dönemde yaşanan olayları ayrıntılı olarak yazmak burada imkânsız, ama çok kısaca ve genelleyerek şunları söyleyebiliriz. Bu on yıl içinde bütün sınıflar; Diazcı burjuva ve toprak sahibi kesim, burjuvazinin değişik tabakaları, büyük köylü kitleleri ve işçi sınıfının birbirine karşı savaştığı müthiş bir tarihsel laboratuvar kurulur.
1910’daki başkanlık seçimlerine anayasacı liberal ama toprak sahibi bir aileden gelen Madero adaylığını Diaz’a karşı koyunca kıyamet kopar. Diaz seçimi Madero’nun kazanabileceğini görünce rakip adayı hapsettirir, bunun üzerine ayaklanma başlar. Birçok kesim kendi programı doğrultusunda Meksika Devrimi’ne katılırlar.
Ancak devrimin esas ve silahlı gücünü toprak ve adalet isteyen köylü kitleleri oluşturur. Güneyde Emiliano Zapata’nın liderliğindeki köylü hareketi özellikle önemlidir, çünkü yazılı bir programa sahiptir. Ayala Planı denilen bu programla devrim boyunca bütün sınıflar bir mesafe tarif etmek zorunda kalmıştır.
Program köylülerden gasp edilen toprakların köylüler tarafından kendi iradeleri ile alınacağını söyler. Büyük çiftliklerin üçte birinin parası ödenerek alınacak ve topraksız köylüye dağıtılacaktır. Bu plana karşı çıkan toprak sahiplerinin toprakları ise herhangi bir ödeme yapılmadan ulusallaştırılacaktır.
Bunun dışında Ayala Planı halkın katılımını içeren bir demokratik rejim önerir.
Ve plan Zapata’nın hâkim olduğu bölgelerde köylülerin silahlı gücüne bağlı olarak uygulanır. Çiftlikler işgal edilerek topraklar pay edilir. Ziraat ürünlerine bağlı olan şeker fabrikaları gibi bazı sanayi tesisleri de toplumsallaştırılır.
Diaz bu silahlı ayaklanma karşısında yurtdışına kaçar ve Madero başkan seçilir.
Ancak burjuvazinin temsilcisi olan Madero aslında örgütlü köylülerin topraklara zorla el koymasını sindiremez ve Zapata’ya karşı askerî harekât başlatır.
Diaz’cı bir generalin karşı devrimci darbesi ile Madero öldürülürken savaş kızışır. Zapata güneyden, Panço Villa kuzeyden ve Anayasacı güçler tekrar iktidarı ele alırlar. 1917’de halen geçerli olan ve ilerici yönler taşıyan Anayasa kabul edilir.
Ancak burjuvazinin toprak reformunda gönlü yoktur, aslında kendisinin de bir toprak reformuna ihtiyacı vardır ama bunun silahlı bir halk hareketi tarafından yapılmasını sindiremez. İç savaş bu sefer anayasacı güçlerle devrimci güçler arasında sürer.
Ancak ulusal bir cepheyi kuran ve savaşı kazanan burjuvazi olacaktır.
İşçi sınıfı henüz öncüsüne sahip değildir, Meksika Komünist Partisi ancak 1919’da kurulacaktır ve işçi sınıfı içinde örgütlü değildir. Buna karşılık sendikal harekete hâkim olan anarşistlerin bir iktidar perspektifi bulunmaz ve işçiler burjuvazinin arkasına takılırlar. Sayısı az da olsa kızıl taburlar burjuvaziyle birlikte savaşır.
Köylülüğe dayanan devrimciler bütün köylüleri devrime katarak devrimci birliği sağlayamaz, köylüler çoğunlukla yerel önderlerinin peşinden ayrılmazlar. Ayrıca köylülüğün ilgisi çoğunlukla toprakla sınırlı kalır, insanın tamamen sömürüsünü önleyecek bir devletleştirme ve bir ulusal iktidar programı öneremezler. İşçi sınıfı köylülüğü ittifak unsuru haline getirecek öncülükten yoksunken köylülük de işçi sınıfını kapsayamaz.
Oysa aynı yıllarda Rusya’da tam tersi gerçekleşmekte ve işçi sınıfının siyasi öncüsü köylülüğün taleplerini kapsayarak bir eşitlik ve özgürlük programı ile iktidarı almayı başarır.
1919’da Zapata burjuvazi tarafından tuzağa düşürülerek öldürülür. Birçok devrimci aynı şekilde katledilir. Yine de silahlı mücadele bir süre daha yerel liderlerle devam eder.
Ancak Meksika Devrimi’nin etkileri devam eder. 1934-1940 yılları arasında Cardenas hükümeti esnasında kapsamlı ve ilerici reformlar yapılır. Çaplı bir toprak reformu gerçekleştirilirken petrol başta olmak üzere yabancı şirketlerin elindeki üretim devletleştirilir.
O kadar ilerici bir hava eser ki büyük bir talihsizlik olur ve Meksika Komünist Partisi kendisini likide eder. Tıpkı Nasır’ın estirdiği ilerici hava karşısında Mısır Komünist Partisi’nin kendisini ortadan kaldırarak burjuvaziye katılması gibi.
Bir dönem emperyalizme karşı büyüyen ulusal direnç ve Sovyetler Birliği’nin estirdiği hava burjuvaziyi son kez ve kısa bir süre için ileriye çekmiştir.
1940’lardan sonra burjuvazi Meksika’da kendi aslına döner ve hızla gericileşir.
Günümüzde bağımsız bir köylü hareketinden bahsetmek mümkün değil. Ancak köylülüğün burjuvaziyle uzlaşma eğiliminin ve programının eninde sonunda bir burjuva hareketine yol açmasının etkileri sürüyor.
Bunun tek panzehiri işçi sınıfının siyasi öncüsünün güçlenmesi olarak gözüküyor.
Geçen yüzyılda Meksika’ya damgasını vuran devrimcileri saygıyla ve sevgiyle selamlıyoruz.