Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Meksika Yazıları 1: Meksika halkının Aztek kökeni

Söz konusu sistematik sömürü sistemi tabi ki askeri güce dayanıyordu ama bu yeterli değildi, bütün feodal imparatorluklarda olduğu gibi koyu bir dini inanç toplumun merkezine çakılmıştı.

Yayın Tarihi: 15.08.2025 , 19:22 Güncelleme Tarihi: 16.08.2025 , 00:00

Kısa bir süre için Meksika’da bulunmamı fırsat bilerek Meksika tarihi hakkında bir yazı dizisini okurlarla paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

İlk yazıda Meksika’yı ve halkını daha derinden kavramamıza neden olacak antik tarihini, ama özelikle Aztekleri ele alalım. Aztekler ve Azteklerin İspanyollar tarafından yıkılışı sadece Meksika’nın bugününü anlamamız için gerekli değil, aynı zamanda tarihsel materyalizmi geliştirmek için de gerekli.

Bazılarınıza bu yazıda uğraştığımız konular güncel siyasetin yakıcılığı içinde gereksiz gelebilir.

Oysa 1989 karşıdevriminden sonra Marksizm ağır bir saldırı altında kaldı. Bugün genel olarak dünyada devrimci bir atılımın eşiğindeyken Marksizm’i ve tarihsel materyalizmi parlatmak zorundayız. Unutmayalım bir kuram ne kadar çok veriyi açıklarsa o kadar parlak ve yol gösterici hale gelir.

Marx ve Engels Morgan’ın Kuzey Amerika yerlilerini ele alan Eski Toplum kitabına iyi çalışmışlar ve buradan önemli bir klasik olan Ailenin, Devletin, Özel Mülkiyetin Kökeni kitabı ortaya çıkmıştır. Ancak Kuzey Amerika yerlileri henüz tarım ve hayvancılığa geçmiş, sınıfsız bir toplum yapısı gösteriyorlardı.

Oysa tarımın çok daha fazla geliştiği ve nüfusun en yoğun hale geldiği Orta Amerika’da kıtanın ilk sınıflı toplumları ortaya çıktı. MÖ. 1500’lü yıllarda Olmek uygarlığı Orta Amerika sınıflı, devletli toplumları için ilk örneği oluşturdu. Aristokrasi ve köylülüğe dayalı bir kast sistemi olan Olmek kültürü İndüs, Mezopotamya ve Mısır’dan 1500 sene sonra onlardan tamamen bağımsız olarak ortaya çıkarak sonraki tüm Orta Amerika’daki toplumsal yapılar için belirleyici oldu. 

Bu bağımsız olarak gelişen ve zamansal olarak paralel giden yapılara bakınca karşılaştırmalı tarihin tarihsel materyalizmi sınamak ve geliştirmek için ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

aacd
Şekil 1: Haritada günümüzden 500 yıl önce İspanyol işgaline kadar Amerika’da yaşayan devletli toplumların hegemonya alanları görülüyor. Bugünkü Meksika sınırları içinde kalan Aztek ve Maya uygarlıkları halen günümüz Orta Amerika’sını anlamak için önemini koruyor.

Christoph Colomb’un Amerika’ya varışından 27 yıl sonra 1519’da 11 gemiden oluşan İspanyol donanması Cortez’in komutasında kelimenin tam anlamıyla Aztek devletini yıkmak ve üzerine çöreklenmek üzere Meksika Körfezi’nde ilerliyordu.

İki yıl süren mücadeleden sonra Aztekler yenildiler, İspanyollar şu anda başkent Meksiko’nun altında kalan Aztek başkenti Tenochtitlan’ı ele geçirdiler. Bir yandan büyük bir kıyım oldu, gerek savaş ve katliamlar, gerekse çiçek hastalığına bağışık olmayan yerlilerin kitlesel ölümü yenilgiyle birlikte gitti. 

İspanyol Krallığı tarihsel olarak defalarca örneği görülen çöreklenme operasyonunu başlattı. Görevlendirilen Fransisken rahipleri eski kültüre ilişkin bir imhayı sürdürürken Katolikliği eski dinin yerine geçirmeyi hedeflediler. Hatta eski Aztek diniyle Katoliklik bir miktar harmanlaşmış oldu bu coğrafyada. Bu İspanyolların yerel halkı kontrol etmesini güçlendiren başlıca bir unsur oldu. İspanyollar Meksika’ya Afrika’dan köle getirmediler, yerel halkı toprak kölesi olarak kullandılar.

Antropolojinin başlangıcı genellikle Fransız burjuvazisinin sömürgeleştirilen Afrika halklarını kontrol etmek için onları bilme/anlama isteğinden kaynaklandığı söylenir. Oysa çok önce İspanyol egemenleri Aztekleri anlamak için birçok kişiyi görevlendirdiler. Bölge dillerini öğrenen bu ekiplerin arkalarında bıraktığı ve günümüze erişen Aztek Kodeksleri bir miktar sömürgeci mantığını ve çarpıtmasını içerse de çöreklenilmiş bir toplumsal yapı hakkında eşsiz bir derleme sundu.

Aztekler Orta Amerika’da sanıldığı gibi eski değildir, MS. 1000’li yıllardan sonra kuzeyden gelen bir kavmin giderek yerel toplumu ve şehir devletlerini ele geçirmesine dayanır. Özellikle MS. 1300’lü yıllarda tarımdaki gelişmeler ile bir nüfus patlaması yaşanmış, şehir devletlerinin ittifakına dayanan yayılmacı ve feodal bir imparatorluk doğmuştur.

Azteklerin üretim tarzının bir antik feodalizm olduğunu söyleyebiliyoruz. Toplumun %10 kadarını oluşturan soylular geri kalan %85 gibi bir köylü nüfusunu vergiye bağlamıştı. Ücretli emek gücünün söz konusu olmadığı bu toplumda nüfusun %5’i kadarı savaş esiriydi ama üretimdeki rolleri başat değildi.

Tüm eyalet ve kasabalara dağıtılmış vergi ağı İspanyollar tarafından çok iyi araştırılmıştır. Henüz paranın icat olmadığı Azteklerde vergiler emek rant veya ürün rant olarak ödenmektedir. Örneğin, vergiye bağlanan bir eyaletin 16 kasabası yılda iki kez belirlenen sayıda peştamal, etek ve kolsuz üstlük göndermek zorundaydı.

Vergi olarak gelen ürünler başkent Tenochtitlan’da saray ve tapınaklarda istiflenir, el konmuş büyük bir zenginliğe işaret ederdi. 

s2
Şekil 2: Göl üzerinde kurulan ve nüfusu 200-300 bin arasında olduğu tahmin edilen Tenochtitlan kentinin çizim denemesi görülüyor. Daha sonra İspanyollar tarafından göl direne edilerek büyük ölçüde kurutulmuştur. Bugün Aztek kalıntılarının üzerinde 9 milyonluk Meksiko kenti bulunuyor.

Söz konusu sistematik sömürü sistemi tabi ki askeri güce dayanıyordu ama bu yeterli değildi, bütün feodal imparatorluklarda olduğu gibi koyu bir dini inanç toplumun merkezine çakılmıştı. Ele geçirilen kent ve bölgelerin tanrıları birleştirilmiş çok tanrılı sofu bir toplum doğmuştu. Tenochtitlan’ın tam merkezinde devasa piramitlerden oluşan dini tören alanı sömürünün büyüklüğü ile ilişkiliydi.

s3
Şekil 3: Tenochtitlan’daki tapınma ve tören kompleksinin çizimi görülüyor. Meksika ulusçuluğu bağımsızlıktan sonra kendini Aztek geçmişi ile bağlantılandırdığı için arkeolojik kazılara önem veriliyor ve kentin içindeki arkeolojik parklarda tapınma alanlarının kalıntıları sergileniyor.

Meksika dizisinin ilkini birkaç vurgu yapıp bitirelim.

Asya’daki antik uygarlıkları tanımlarken arkeologların kullandığı bronz çağı kavramının evrensel olmadığını fark ediyoruz. Çünkü Azteklerde bronz üretimi hiç ön planda değildi. Bu toplumları var oldukları üretim tarzıyla anmak en doğrusu, burada kullandığımız antik feodalizm Sümerlerden Hititlere ve Azteklere pek çok toplumu bir kategori altında birleştiriyor. Asya Tipi Üretim Tarzı da diğer eksiklerinin yanı sıra evrensel bir kategori olamıyor, Aztekler Asya’da değildi en azından.

Bir değeri, antik feodalizmin değişmeye olan mutlak direncinin sorgulanmasıdır. Aztek başkentinde çok büyük pazarlar kuruluyor, önemli bir tüccar tabakası şehirler arası ticareti yönetiyordu. Tüccarlar devlete bağlıydılar ancak son yüzyılda bağımsızlaşma eğilimi göstermişlerdi. Eğer İspanyol işgali ile doğal gelişim süreci kesintiye uğramasaydı yüzlerce yılda olabilir ama muhtemelen bir süre sonra meta üretimi ve ticaretinden zenginleşmiş sınıf iktidarını aramaya başlayacak, bir aydınlanma çağının kapısını aralayacaktı.

Son olarak da İspanyol çöreklenmesi tarihte az bulunur bir kapışmaya örnek oldu. Antik feodalizmle Avrupa’da ticaret ve meta üretimine bağlı para ekonomisinin çökmesinden sonra oluşan feodalizm çarpıştı ve üretici güçler açısından daha ileride olan (demir-çelik teknolojisi, barut kullanımı, geniş çaplı gemi yapımı vb.) savaşı kazandı. İspanya feodalizminin sofu gericiliğine karşı bir önceki köle kullanımı, meta üretimi ve ticarete dayalı sınıfın iktidarda olduğu, İskenderiye Okulunda olduğu gibi çok sayıda bilimsel metnin yazıldığı bir dönemin mirası üzerinde yükselmişti.

Haftaya öğretici Meksika tarihinin başka bir sayfasında buluşmak üzere.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları