Erhan Nalçacı
Cumhuriyetçilerin birliği için notlar 6: Mustafa Kemal ve arkadaşlarının döneminde olmayan sorunlarla başa çıkmak
Yayın Tarihi: 11.07.2025 , 23:07 Güncelleme Tarihi: 12.07.2025 , 00:01
Cumhuriyetçilerin birliğine katkı olması niyetiyle başladığımız zihin egzersizlerinin bu köşede sonuna geldik.
Cumhuriyetçilik geçmişe dönük bir nostalji değil, geleceğe dönük bir eylem olmak zorunda günümüzde. Bu nedenle bu sefer 1923 Devrimcilerinin hiç rastlamadığı sorunları nasıl aşacağımıza ilişkin üç soruyu yanıtlamaya çalışacağız.
1923 Cumhuriyeti kurulduğunda Meclis çok büyük sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Ülke emperyalist ülkelerin adeta yarı-sömürgesi durumundaydı, borçlar Reji işçilerinin emeğiyle ödeniyor, nüfusun çoğunluğunu oluşturan toprak ağalarına bağlı yoksul köylü ağır feodal vergilerin altında eziliyor, insan gücü cehalet ve tarikatların karanlığı altında çürüyor, sıtma, verem gibi sosyal hastalıklardan kırılıyordu.
Şimdi ise sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada insanlığın sınandığı büyük felsefi, siyasi, ideolojik sorunlarla karşı karşıyayız. Yeni bir Cumhuriyet için ayağa kalkanların bu sorunlarla yüzleşmesi gerekiyor.
Çünkü bugün Cumhuriyetçi olmak devrimci olmak, devrimci olmak ise ne yapacağını bilmek anlamına geliyor.
Soru 16: Cumhuriyet iklim değişikliği ve çevre kirliliği ile nasıl başa çıkacak?
Her şey gibi iklim de çağlar boyunca değişiyor, dünyanın ekseninde değişimler oluyor vb.. Ancak son yüzyıldır -insan etkisiyle deniyor- çok hızlı bir iklim değişikliği yaşandı. “İnsan” burada kapitalizm altında hızlı sanayileşme, petrol kullanımı ve ormansızlaşma anlamına geliyor.
1750 yılına göre günümüzde atmosferdeki karbondioksit oranının yüzde 50, metan oranının yüzde 160 civarında arttığı bildiriliyor. Buna bağlı olarak yaşanan ısınma eğilimi sayısız ve birbirini tetikleyen zincir reaksiyona yol açıyor. Bu yazıyı teknik ayrıntılara boğmanın anlamı yok, ancak Türkiye büyük bir sulak alan kaybına uğradı ve kuraklık tarafından her geçen yıl daha fazla tehdit ediliyor.
Cumhuriyet’in 10. yılında ülkeyi boydan boya demiryolları ile kaplamaktan bahseden 1923 Devrimcileri, bir 15 yıl kadar sonra ülkede bulunmayan petrole bağlı karayolu ulaşımına ülkenin teslim edileceğini, günümüzde bütün otomotiv tekellerinin Türkiye’ye fabrika kurarak, ülkeyi araba pazarına çevireceklerini tahmin edemezdi.
Cumhuriyet’in 50. yılı kutlanırken Marmara Denizi’ne giren bir genç 50 sene içinde denizin canlılığını yitireceğini aklına bile getirmezdi.
Her tarafın plastikle kaplandığını görüyoruz ama tek tek hücrelerimizde biriken plastiğin vücudumuzu nasıl bir çöplüğe çevirdiğini görebilseydik dehşete düşerdik.
Sermaye sınıfı için sanayinin çevreye saçtıklarıyla baş etmek bir maliyet unsurudur. Kârı kadar ufku olan bu sınıfın kendi ofisi haline getirdiği devletinin çevre ve iklim sorunlarını çözme şansı bulunmaz.
Cumhuriyet’i bitiren başlıca unsurlardan biri halkın ve bir ülkenin geleceği karartılırken buna müdahale edeceği kanalların giderek daha çok kapatılması oldu.
“Sürdürülebilir kalkınma” kapitalizmi işlediği bütün çevre cinayetlerine rağmen sadece ömrünü uzatmaya dayanıyor. Oysa yaşam tarzımızda, nasıl ürettiğimiz ve tükettiğimizi içerecek şekilde büyük bir değişikliğe gereksinim var. Bu değişiklik ancak toplumsal mülkiyet zemininde halkın üretim ve tüketim üzerinde egemenliği ile sağlanabilir.
Bugün Cumhuriyet emekçi halkın yaşamın bütünü üzerindeki egemenliğinin sağlanmasıdır.
Soru 17: Cumhuriyet yapay zekâyı nasıl kullanacak?
Beynimiz milyarlarca yıllık evrimin ürünüdür ve hâlâ keşfedilmeyi bekleyen yanları ile son derece karmaşık bir yapıdır. Toplum tarihi boyunca bütün emek süreçlerinin, kültürün yaratılmasının, dilin, belleğin, sanat ve bilim gibi yaratıcı bütün aktivitelerin çok önemli bir yanını sağlar.
Ancak biyolojisi istediğiniz gibi hızlanmasına veya yeni ünitelerin takılıp çıkarılmasına izin vermez. Yapay zekâ teknolojisi bu anlamıyla insan beyninin kapasitesini geçme olanağına sahiptir.
Ancak sorun tüm üretim araçları gibi bu teknolojinin de sermaye sınıfının elinde olması ve onun çıkarına kullanılmasıdır. Yapay zekâ bütün dünyada tekelci sermayenin elinde bağımlılık yaratan, yaratıcı emeği ortadan kaldıran, bilgi edinmeyi küçümseyen, çocuk beynini körelten bir araç haline geldi. Emekçi halkı aşağılayan, çaresiz bırakan bir saldırıya dönüşmüş durumda.
Cumhuriyet’in önemli deneyimlerinden biri olan ve ne yazık ki köydeki gerici sınıflar yok edilmediği için sönümlenen Köy Enstitüleri deneyimi çok yönlü insan yetiştirmeye adamıştı kendini. Hem bilen hem üreten insanı, tek kelimeyle düşünmesini öğrenmiş insanı hedeflemişti.
Eğer bir Cumhuriyet sonlandıysa egemenleri çocukların zihinsel gelişiminden korkar hale gelirler. İnsan aklına saldırının bir yanı eğitimin dinselleştirilmesiyse diğer yanı çocuk zihninin onları geliştirmeyecek şekilde yapay zekâ uygulamalarına bağımlı hale getirilmesidir.
Cumhuriyetimizde, insan refahı ve mutluluğunun en önemli unsuru çok yönlü gelişim olacaktır. İnsanlar eşit şekilde biyolojik kapasitelerini bütün toplumsal olanaklarla alabildiğine geliştirebilmeliler. Yapay zekâ uygulamaları, buna izin verecek şekilde kullanılır olacaktır, ağır bedensel işlerin hafifletilmesi, karmaşık planlama hedeflerine ulaşılması vb.. Yapay zekânın insan iradesinin yerine geçmesine izin vermeyeceğiz.
Bu teknoloji konusunda muhafazakâr olduğumuz anlamına gelmiyor. Cumhuriyetin meclisi belki yapay zekâ-makine yapıların fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal hareketten sonra yani bir hareket biçimi olarak sonsuz evrende devinmesine izin verebilir, bu o zamanın tartışması olacaktır.
Soru 18: Bütün dünyada üretimin toplumsallaşmasına karşı Cumhuriyet ne yapacak?
1923 Devrimcileri emperyalizmin limanlardan tarım havzalarını bir sivrisineğin iğnesi gibi emen bir sömürü ekonomisiyle karşılaşmışlardı. Ancak yolu olmayan on binlerce Anadolu köyüne bu düzenin ulaşması mümkün değildi.
Şimdiyse Türkiye’deki bütün tarım havzaları mazottan gübreye, tarım ilacından hayvan aşı ve ilaçlarına kadar uluslararası tekellerin pazarı haline gelmiş durumda.
İşçiler Türkiye’de ürettikleri ara ürünlerin hangi ülkede üretilen bir makinenin parçası olacağını bilmeden çalışıyorlar. Ulusal sınırları defalarca aşan tedarik zincirleri ile dünya birbirine bağlandı. Dünya sınırları aşan enerji, iletişim ve ulaşım hatlarıyla kaplanıyor. Daha büyük coğrafyaların ekonomik ve kültürel olarak bütünleşmesi için siyasi projeler geliştiriliyor. Büyük işgücü orduları sınırları aşarak üretime katılıyorlar.
Üretimin böylesine toplumsallaşması insanlığın büyük bir sıçramanın eşiğinde olduğunu hissettiriyor.
Ancak bu sıçrama gerçekleşmiyor. Emperyalist rekabet bir silahlanma yarışına dönüşüyor ve emekçi halkları tehdit ediyor. Çoğunlukla üretimin toplumsallaşması emekçilerin dünyanın her yerinde benzer şekilde sömürülmesi, iş ve sosyal güvencelerini yitirmeleri, büyük göçmen kitlelerinin en ağır işlere mahkûm edilmeleri anlamına geliyor.
Böylesine toplumsal olanaklarla emekçi halkın yaşam koşulları arasında büyük bir açı bulunuyor.
Bu açıyı yaratanın üretimin toplumsallaşmasına karşılık üretim araçlarının bir azınlığın özel mülkü olmasında yattığını fark etmemek için kör olmak gerekiyor.
Notların dördüncüsünde Cumhuriyet’in bağımsız olacağını belirtmiştik.
Ancak bu bir emekçi cumhuriyetinin dünyadaki diğer cumhuriyetlerle bütünleşmeyeceği anlamına gelmiyor.
Birleşmiş Milletler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kuruldu. Bir 45 yıl sosyalist ve halk cumhuriyetlerini de içerdiği için belki daha fazla bir dünya cumhuriyeti kavramını temsil etmeye yaklaşmıştı. Bugünse bir iki ülke hariç tekelci sermaye iktidarlarının temsilcilerinin bulunduğu oligarşik bir yapıyı temsil ediyor.
Bağımsız ve egemen Cumhuriyetimiz emekçi cumhuriyetlerin temsilcilerinden oluşan bir Dünya Cumhuriyeti’nin parçası olmaktan onur duyacaktır.
***
Bu yazı dizisini tamamlarken bir kez daha vurgulayalım:
Bugün Cumhuriyetçilik büyük bir devrimci hamledir. 1923 Devrimi’nin deneyimi ve sağladığı zemin üzerinde bu sıçramayı gerçekleştirecek özgüven ve cesarete sahibiz. Çünkü ne yapacağımızı biliyoruz.