Erhan Nalçacı
Bahçeli’nin Türkiye-Rusya-Çin İttifakına ne diyelim?
Yayın Tarihi: 03.10.2025 , 20:48 Güncelleme Tarihi: 04.10.2025 , 00:00
Bahçeli Erdoğan ve heyeti Trump ile görüşmeden hemen önce Türkiye Rusya ve Çin ile ABD-İsrail ikilisine karşı ittifak yapmalı diye buyurdu. Belki de kendisinden bunu söylemesi istendi, bunu bilemiyoruz.
Ancak sonra nasıl bir uyarı aldıysa bir düzeltme yaptı, söz konusu Türkiye-Rusya-Çin ittifakı Türkiye NATO’dan çıkmadan yapılacaktı.
Bu öneriyi ilgili tarafların hiçbiri ciddiye almadı. Nasıl alsınlar?
Daha önce NATO’nun dönemlendirilmesine ilişkin bir denemeyi bu köşeden paylaşmıştık.
NATO kurulduğu 1949 yılından Sovyetler Birliği’nin çözüldüğü 1990’a kadar üye ülkelerde işçi sınıfına karşı bir karşı-devrim örgütü işlevi gördü. Başından itibaren yasadışı bir konumlanışla her türlü terör, suikast, sabotaj, darbe kolaylaştırıcılığı, sivil çete oluşturma gibi yöntemlerle çalışıyordu. Bahçeli’nin geldiği siyasi çizgi NATO tarafından tasarlanan bu anlamda bir karşı-devrimci konumlanışı temsil ediyordu.
1990-2011 arasında sosyalizmin bir süre için geri çekilişi ile NATO ABD liderliğinde emperyalizmin dünyayı yeniden şekillendirme aracı haline geldi. Yugoslavya, Irak, Afganistan, Libya ve Suriye müdahaleleri bu kapsamda değerlendirilebilir.
ABD’nin askeri olarak Pasifik’te Çin’i kuşatma hedefini açıkladığı 2011 yılından bu yana NATO’nun üçüncü dönemi içindeyiz. NATO artık dünyanın yeniden pay edilmesini talep eden yükselen kapitalist devletlere karşı Batı emperyalizminin bir savaş aracına dönüştü.
Son dönemde Trump’ın kafa karıştırıcı gelgitlerine kanmayalım, halen NATO Çin ve Rusya’ya karşı bir savaş hazırlığı içinde. Avrupa’daki “Rus SİHA’ları sınırımızı geçti” provokasyonları, ABD’nin bütün üst düzey generalleri toplayıp savaşa hazır olun, kural filan tanımayın talimatı vermesi, büyük ölçekli silah siparişleri sürecin hızlandığına işaret ediyor.
NATO üyesi olarak Türkiye’nin bu savaşa sürüklenme riski çok yüksek.
NATO Çin ve Rusya ile savaşa hazırlık yapadursun, Türkiye’nin NATO üyesi olarak Rusya ve Çin ile ittifakı saçmalık ötesi bir öneri olarak gözüküyor. Bunun ötesinde Türkiye sermayesi zaten NATO üyesi olarak koşulların izin verdiği kadar ikili oynuyor. Saçma olmasının yanı sıra yeni bir şey de değil.
Peki, Bahçeli neden böyle bir açıklama yaptı veya yaptırıldı?
Bu durum Türkiye sermaye sınıfının alın yazısı ile ilgili. 1990’dan beri her seferinde mahallenin kabadayı çetesinin peşine takılıp komşu eve tecavüze gidiyorlar, ancak komşu ev perişan olduktan sonra çete dönüp Türkiye sermayesine de tecavüz ediyor.
Irak’ta, Libya’da, Suriye’de hep aynı şey yaşandı. Batı emperyalizmi denilen cinayet ve dolandırıcılık makinesi her seferinde Türkiye sermaye siyasetini peşinden sürüklüyor ama sonunda bakılıyor ki, Türkiye’nin bütünlüğü ve egemenliği tartışmaya açılmış.
Son olarak Suriye’de yaşananlar böyle olmadı mı?
Zaten Türkiye sermaye sınıfı Suriye’nin liberal açılım gereksiniminden yararlanarak Suriye’ye yerleşmeye başlamış ve bir hegemonya inşa ediyordu. 2011’de ABD’nin (ve İsrail’in) Suriye komplosu başlayınca kendilerini sürecin içinde buldular. Cihatçı çetelerin Suriye’ye geçirilmesi, lojistiği, korunması hep AKP’nin görevi oldu.
Sonra bir sabah bakıldı ki, 1946’da devrimle kurulan, bölgede İsrail’e karşı direnç gösteren tek egemen devlet Batı emperyalizminin desteğindeki Cihatçılar tarafından yıkılmış.
İsrail bir anda bu egemenlik boşluğunda Türkiye’nin komşusu haline geldi. İsrail’in Türkiye’nin içine Kürt siyaseti üzerinden ulaşması olasılığı ortaya çıktı.
Panik içinde Bahçeli’ye açıklamayı yaptırdılar. Sürecin nasıl işlediğini ileride tarihçiler ortaya çıkartacaklardır. Görev bir mektupla mı iletiliyor, yoksa bir dost sofrasında tartışıldıktan sonra en etkili açılımın Bahçeli tarafından yapılacağına mı karar veriliyor, bilmiyoruz. Ne de olsa Meclis kürsüsünden ip fırlatan da oydu zamanında.
Açılım Türkiye ve Kürt sermayesinin Ortadoğu’da birlikte yayılacakları üzerinde uzlaşmaya kadar gitti. Her iki tarafın kafasında dolaşan tilkileri ve kuyruklarını ancak tahmin edebiliriz.
Ancak yok, olmuyor. ABD ve İsrail Suriye’deki bölgesel bir Kürt devletinin arkasında duruyorlar. Hatta her ne kadar gericiliğe dibine kadar da batsa da işin bir devrimle kurulmuş Türkiye’nin egemen bir devlet olarak tasfiyesine kadar gidebileceği fark edildi.
Bir daha panik!
Erdoğan ve ekibinin Trump ile pazarlığından önce görev adamı Bahçeli üçlü ittifak kartını açtı.
Sonuçta, Erdoğan’ın yarım saatliğine Trump denen insanlığın büyük utancının yanında oturmasından başka bir şey ellerinde yok. Dediğimiz gibi hiç kimse bu tehdide aldırmadı.
Şimdi bize gelelim, mümkün olduğu kadar Türkiye emekçi sınıflarının adına yazıp çizmeye, söz söylemeye çalışanlara. Burada bir yöntem meselesinden bahsetmeliyiz.
Biz hiçbir zaman Türkiye sermaye sınıfına ve onun siyasilerine tavsiyede bulunmayız, şu ittifakı bırak, şunlarla ittifak yap diye.
Türkiye NATO’ya dâhil olduğundan bu yana NATO’dan çıkılması gerektiğini söylüyoruz ama bu bir tavsiye değil. Halkımızı örgütleyerek, bilinçlendirerek, siyasi öncüsünün etrafında bir yumruk haline getirerek NATO’dan çıkmaya çalışıyoruz ve kafalarına vura vura da çıkacağız.
Rusya ile ittifakı da dile getiremeyiz. Karşı-devrim sürecinde tüm Sovyet halklarına ait olan üretim araçlarına çökerek egemen hale gelmiş bir sınıfın devletinden bahsediyoruz. Bizim ittifakımız ancak Rus emekçi sınıflarının siyasi temsilcileri ile olabilir.
Çin’e gelince aynı şekilde. 1990 sonrası bütün dünyada emekçi haklarının budanması ve sermaye önünde ulusal engellerin kalkması ile adeta sermaye Asya’ya doğru göç etti. Özelleştirme ve cazip olanakları kaçırmak istemeyen sermaye yatırımları dünyanın dengesini değiştirdi. Türkiye 30 milyon kadar emekçinin artı-değerine el koyarak kapitalist bir ülke olarak yukarı çıktıysa, Çin 300 milyon modern proleteri sahaya sürdü.
Çinli milyarderlerin tesadüfen sokakta arka arkaya para bularak zengin olmadıklarını biliyoruz, 300 milyon işçinin artı-değerini biriktirdiler ellerinde. Çinli tekellerin dev sanayileriyle bütün dünyadan hammaddeye ve pazarlara gereksinimi var.
Biz nasıl diyelim Türkiye sermayesine gidip Çin ile ittifak yapın diye? Bu onların bileceği iş. Biz sermayenin şu veya bu şekilde yaratacağı krizlere odaklanıyoruz.
Sosyalist Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda yeni ittifak unsurları da ortaya çıkacaktır. Gerektiğinde sosyalizmi yaşatmak için gri alanlarda kalan bazı sermaye devletleri ile bağımlılığa dönüşmeyen ilişkiler kurulabilir belki.
Ama bunu Bahçeli’ye soracak değiliz, o zamanki emekçi sınıfların muzaffer öncüleri halkımızla birlikte somut koşullarda ne yapılacağına karar verecek.