Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Yeni Amerikancılık eskimeyen Amerikancılar

Önümüzdeki günleri Türkiye siyasetinde yükselen bu yeni Amerikancılığın mı belirleyeceği önemli bir sorudur. Çünkü bu yönelimin devam eden çözüm sürecini, iktidar bloğu içindeki büyük gerilimin evrileceği noktayı, CHP’ye yönelik operasyonun seyrini ve belki de önümüzdeki seçimin sonuçlarını etkileyeceği kesin.

Yayın Tarihi: 15.10.2025 , 20:15 Güncelleme Tarihi: 16.10.2025 , 00:00

Trump’ın Gazze planı hafta başı karşılıklı yapılan rehine takasıyla devreye girdi. Görüntüler yine can acıtıcıydı. İsrail rehineleri teslim ederken bile insanlık dışı tutumundan vazgeçmedi. Yakınlarına kavuşmak için bekleyen Gazzelileri taciz etti, tepelerine dronlardan “sevinç gösterisinde bulunmayın” yazan notlar attı, üstlerine ateş açtı.

Adına barış dediklerinde bile öldürmekten vazgeçmeyen bir terör devleti İsrail.

Trump aynı gün Batı Kudüs’te İsrail Parlamentosu Knesset’te yaptığı konuşmada Netanyahu’ya ne kadar çok silah yolladığını ve bu silahları İsrail’in ne kadar iyi kullandığını anlattı ballandıra ballandıra. Trump’ın yolladığı o silahlar Gazze’de yetmiş binden fazla ölü, sayısı bilinmeyen kayıp, yüz binin üstünde yaralı ve sakat bıraktı. Barış bu silahlar sayesinde gelmiş! Bilanço, sonucun barış değil ölüm olduğunu gösteriyor.

Sonra Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentindeki törende uluslararası sistemin çürümüşlüğüne tanık olduk. Trump’ın cıvıklığı, Avrupalı liderlerin sakilliği, Arap liderlerin utanç verici yalakalığı ve Erdoğan’ın yerine gelen keyfi…

O Pazartesi günü, Gazze’deki katliamın geçici olarak durmasına rağmen, tarihe karanlık günlerden biri olarak geçecek.

Tüm bu karanlığın içinde iki İsrailli komünistin, parlamento kürsüsündeki Trump’a yönelik protestosu ise sadece o karanlık güne değil, tarihe kaydedildi. Onlarınki basit bir protesto değil, soykırımcıların ininde büyük insanlığın kalp atışıydı.

Şimdi sadece Ortadoğu’da değil, Türkiye’de de ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Filistin’de Amerikan barışı ya da İsrail zaferi, adına ne dersek diyelim, artık şiddetli bir yeni Amerikancı iklimle karşı karşıya kalacağımız dönemdeyiz.

AKP iktidarı uzundur bu iklimi arzuluyordu. Çok da çaba gösterdiler açıkçası. Türkiye’nin bir ABD-İngiltere-İsrail operasyonu olan Suriye’nin dağıtılmasına dahil olması tek başına bölgesel bir nitelik kazanan Kürt meselesinde inisiyatifi elden bırakmamak olarak gerekçelendirilse de operasyonun Türkiye kapitalizminin yayılma ihtiyacıyla ilgisi bulunuyor. Yeni Osmanlıcılık İslamcıların hayallerinin ötesinde, Türkiye burjuvazisinin lig atlama heyecanının ürünüdür. Özal’la başladılar, Erdoğan’la sürdürdüler. Bu süreklilik Türkiye sağının vazgeçilmez rotası oldu ve hep Amerikancıydı.

Bahçeli’nin son “Türkiye Rusya-Çin eksenindeki ittifaka katılmalı” çıkışı bu gerçeği zerre değiştirmiyor. Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında söylenen bu söz, Rusya tarafından bile ciddiye alınmadı. Üstelik Rusya’nın Türkiye’yi NATO’dan koparmak gibi bir politikası hiç olmadı. Batının bu çıkışı, bir pazarlık unsuru olarak iktidarın Amerikan yörüngesine daha kuvvetli girme isteği olarak okuduğunu varsayabiliriz. Türkiye’de faşist hareketin kaynağının dün de bugün de ABD emperyalizmi olduğunu akıldan çıkarmamakta sayısız yarar bulunduğunu da ekleyelim.

İslamcılıkla Türkçülüğü harmanladılar ve bir kez daha ve çok daha güçlü bir şekilde Amerikancılığın yörüngesine girdiler.

Yeşeren yeni Amerikancı iklimin bir başka parçası da ana muhalefet. Mesele sadece Filistin’deki son Amerikan barışına Özel’in ilk günden belirttiği “memnuniyet” mesajından ya da Nobel Barış Ödülü’nün Venezuela’da Amerika’nın operasyonlarını yürüten muhalefet lideri Machoda’ya verilmesini coşkuyla karşılayan İmamoğlu’nun ona Silivri hapishanesinden tebrik mektubu yollamasından ibaret değil. Bir sonraki seçimin en güçlü iktidar adayları arasında olduğu vurgulanan bir partinin, bir dış politika tutumu olarak bir komşu ülkeyi tehdit diye kodlayıp, bu sözde tehdidi ABD patronluğundaki NATO’ya taşımasını aklı başında her siyasetçi ciddiye almak durumundadır. Çünkü CHP’nin NATO Parlamenter Asamblesi üyesi milletvekili Utku Çakırözer imzalı söz konusu rapor, iktidar bloğunun belki de ömrünü uzatacak yeni Amerikancılığa ana muhalefetten destek anlamına geliyor. Rapor, önceki gün TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın kamuoyuna duyurduğu paylaşımında ifade ettiği gibi “dehşet verici”. Raporda NATO’nun körfez ülkelerine genişlemesi savunuluyor, İran bölgesel tehdit olarak tanımlanıyor, İran-Çin-Rus-Kuzey Kore batı karşıtı bir “kargaşa” ekseni olarak tanımlanıyor.

Türkiye sermaye sınıfı, yayılmacı ufkunu bir kez daha ve güçlü bir şekilde Amerikancılığa bağlamışsa, buna “soldan destek” de gerekir. Öyleyse Özgür Özel’in yaptığı mitinglerde sınıf savaşından dem vurmaya başlamasıyla Amerikancı çıkışların bir arada sürmesinin bir anlamı olmalı. Öte taraftan tüm bu olan bitenler, solda CHP’ciliğin nasıl büyük ve ölümcül bir hastalık olduğunun kanıtı olsa gerek.

Yeni Amerikancılığın yükselişinde DEM çizgisinin de payı var. Suriye’nin dağıtılmasının ardından kuzeydeki Kürt toplulukları HTŞ tehdidine karşı İsrail’e daha yakınlaştı. Avrupa’da toplanan Kürt-İsrail konferansı zaten bu yakınlaşmayı görünür kılıyor. Dün PKK yöneticisi Duran Kalkan’ın sözleri ise bu açıdan çarpıcı noktalar içeriyor. Kalkan röportajda Gazze’de savaşı çıkaranların barış meleği gibi görünmeye çalıştıklarını, oysa son iki yılda binlerce Filistinli’nin katledildiğini söylüyor. İsrail soykırımının hatırlanması önemli elbette, ama Gazze’de işgal sürerken, Avrupa başkentlerinde örgütün bayraklarıyla İsrail bayraklarının birlikte taşındığını hatırlayınca, bu çıkışın ABD’nin kendilerinden vazgeçmemesi için bir uyarı olup olmadığı da bir soru olarak ortada duruyor.

Önümüzdeki günleri Türkiye siyasetinde yükselen bu yeni Amerikancılığın mı belirleyeceği önemli bir sorudur. Çünkü bu yönelimin devam eden çözüm sürecini, iktidar bloğu içindeki büyük gerilimin evrileceği noktayı, CHP’ye yönelik operasyonun seyrini ve belki de önümüzdeki seçimin sonuçlarını etkileyeceği kesin.

Bizim sorumuz ise Amerikancılığa karşı Türkiye toplumunda öyle ya da böyle hep var olan direncin sönümlenmesinin nasıl önüne geçileceği.

Sorunun yanıtı ise Türkiye’de komünist hareketin temsil ettiği bağımsızlıkçı, cumhuriyetçi ve eşitlikçi siyasi kulvarın ne kadar güçleneceğinde saklı.

Alpaslan Savaş 'ın Son Yazıları